🎧 #Podcast - Dijital vicdan kavramı bize ne anlatıyor? | Dr. Cem Yücetürk yazdı.
Makalemizi podcast kanalımız üzerinden sesli olarak dinleyebilirsiniz.
➡️ https://t.co/6YeX4KGADO
@Cataydost Cevabın için sağolasın. Bi an boşluğa düştüm verileri falan görünce de şimdi toparladım iyiyim :) merak eden videonun ilk 5 dksına bakabilir link paylaştım
https://t.co/fMTT5NcMnU
@Cataydost Flu tv ye bi tane sosyolog çıkmış hocam izledin mi? Verileri gösterdi neo-liberal çağda dünya genelinde eşitsizlik azalıyormuş. Gerçekten veriler öyle gösteriyor. Ne diyosun merak ettim
Bir üzgün surat emojisiyle tüm insani sorumluluğumuzu yerine getirmiş gibi hissettiren o aldatıcı ve geçici tatmin hissini yani dijital vicdan kavramını ele aldım
🎧 #Podcast - Dijital vicdan kavramı bize ne anlatıyor? | Dr. Cem Yücetürk yazdı.
Makalemizi podcast kanalımız üzerinden sesli olarak dinleyebilirsiniz.
➡️ https://t.co/6YeX4KGADO
Her şeye alınma çağı.
Sabahtan beri sitede Cem Yılmaz'ın son stand-up gösterisindeki bir şaka üzerinden ciddi ciddi analiz kasılıyor.
Alıngan toplumlar, otoriter ve totaliter yönetimlere en uygun toplumlar bu arada. Dünyada demokrasinin çöküşü ile toplumsal alınganlığın yükselmesi arasında açık bir bağ var. Bunu en erken fark eden Tocqueville oldu. Halen daha insanlar fark edemiyor. Şu ya da bu içeriğe sahip "laflar" sizi tetikliyor, konuşan kişiyi boğasınız geliyor, hiçbir şakaya gülüp geçemiyorsanız yarın öbür gün gıcık kaptıklarınızı tutuklayacak bir organizma da sizi mutlu eder hale geliyor.
Entelektüelin normatif ve subjektif bir yorum yapmaması, olguları verili ontolojik gerçeklikler çerçevesinde değerlendirmesi var olan hiyerarşileri, adaletsizlikleri, sömürü mekanizmalarını meşrulaştırır mı?
Bu soruya burada cevap vermek istemiyorum. Tartışma uzar. Ama, bir olguyu anlamak ya da açıklamak için ahlaki kaygılardan uzaklaşmak ile ahlakın olmamasını kendisinin iktidar yanındaki pozisyonunu, dolayısıyla edindiği kazanımları normalleştirmek, alenileştirmek için kullanmak arasında bir fark olduğunu söylemem gerekiyor.
Yani ahlakı önemsemeden araştırma ve analiz yapanlar ile ahlaka adeta savaş açan, bir nevi ahlaksızlığın yaygınlaşmasından zevk alan, pisliği, çamuru, sömürüyü magazinselleştiren, kendi avantajlı pozisyonunu da bu şekilde kendi vicdanına anlatanlar aynı şeyi yapmıyor.
Bunu nasıl ayırt edeceğiz? Ahlakı kıstas almayan herkesi aynı kefeye koymak bizi sadece aktivizmin dünyasına hapsedip gerçeklerden, en azından farklı görüşlerden uzaklaştırabilir. Bu yüzden mutlaka, bu iki grubu birbirinden ayırmamız gerekiyor. Benim önerim, insanların hayatlarına, ilişkilerine, para kazanma yöntemine ve kullandığı jargona, sözleriyle kimi hedeflediğine bakmamız gerektiği yönünde. Bu bir ad hominem tehlikesi yaratır mı? Muhtemelen evet, ama bizi soğukkanlı bir gerçekçilik arkasına gizlenmiş sinsi bir propagandadan korur mu? Buna da evet.
Alperen Şengün kendisine hakaret eden tüm yobazların toplamından daha fazla Yerli milli ve Türk’tür. Sizi komşunuz bile ciddiye almazken bu adam her yerde Türk’ü gururla temsil ediyor.
Siz bokunuzla oynayın
Alperen Şengün'e rakı milli içeceğimiz dediği için oklar yönelmiş. Eleştirilerde yerlilik, millilik, ecdat, gelenek, kültür gibi argümanlar var.
O sırada Osmanlı çağında, Muradname'de Türk şöyle anlatılıyor:
"İşit Türk'ü dahi beyan ideyim
Hüner aybı ne var ayan ideyim
Bularda rütubet taravet olur
Zarafet yüzünden letafet olur
Güzelleri gayetle mahbubdur
Kim olursa mahbub gibi hubdur
Aybları oldur ki hatırda künd
Olurlar dahi mest olunca tünd
Dahi key tekebbür ideğen olur
Tazallüm tecebbür ideğen olur
Bininde biri olmaz insaflı
Evet çok olurlar bular laflı
Hünerleri oldu ki bunlar şüca
Olurlar irişti buna ıttıla"
Yani Türk zariftir, dinçtir, güzeldir, kendini övmeyi sever, kafa çeker, kafayı çekince kavga çıkarır, çok konuşur ve yiğittir.
Bulabilen bir arkadaş bu gönderinin altına "bizce de çok doğru bir tespit bu" görselini gönderirse sevinirim.
Mithat Cemal Kuntay’ı, Kemal Tahir’i ya da Yakup Kadri’yi okuduğumuzda dağılan İmparatorluğun başkenti midemizi bulandırır. Dersaadet, haysiyetin, insaniyetin, ırzın, namusun nutuklarla, sloganlarla, dualarla çiğnendiği bir yerdir. Mustafa Kemal, bu çamur gibi siyasi cemiyetin içinden tertemiz sıyrılır ve başarır. O yılların uyandırdığı tiksinti zaten milli mücadele sonrasını da şekillendirir büyük ölçüde.
“Bütün memlekette tek bir adam vardı; Anafartalar Kahramanı. Şimdi vatan bir insan gibi ölürken bir insan vatan gibi ayaktaydı.”