Bu olay tüm yönleri ile araştırılmalı,
Kollukta mutlaka kamera vardır,
Evden ateş açıldıysa kamuoyuna paylaşılmalı ve şüphe giderilmeli,
💯 Ama İslama düşmanlığını silahsız birini öldürmek ile tatmin eden birisi varsa bu kişi de yaptığının hesabını kanun önünde vermelidir.
NATO Zirvesi sürecinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin daha önce yaptığımız açıklamada, özellikle IŞİD’e yönelik olduğu belirtilen operasyon kapsamında, Ankara’nın Haymana ilçesinde gece saat 03.00 sıralarında gerçekleştirilen polis baskınında Muhammed Kavi’nin ve eşinin hayatını kaybettiği olaya dikkat çekmiş ve tüm iddiaların etkin bir soruşturmayla aydınlatılması çağrısında bulunmuştuk.
Aradan geçen zamana rağmen olayın üzerindeki karanlık perde hâlâ aralanmış değildir. Son olarak Muhammed Kavi’nin babasının yaptığı açıklamalar, resmî anlatımla çelişen son derece vahim iddialar içermektedir. Babanın iddialarına göre;
• Olay kamuoyuna “çatışma” olarak servis edildi.
• Evde herhangi bir silah bulunmuyordu.
• Herhangi bir çatışma yaşanmadı.
• Gece saat 03.00’te kapı çalındı, “Muhammed içeride uyuyor, çağırayım.” denilmesine rağmen beklenmedi.
• Güvenlik güçleri doğrudan yatak odasına ateş açtı.
• Muhammed Kavi ağzından, eşi ise başından vuruldu.
• Muhammed Kavi’nin IŞİD ile hiçbir ilgisi yoktu; aksine bu örgüte karşıydı.
• Operasyon sırasında polis kameraları kayıt hâlindeydi.
Acılı baba, bu iddialar doğrultusunda oğlu ve gelininin yargısız infaza maruz kaldığını belirterek adalet talebinde bulunmuştur.
Bu vahim iddiaların vakit kaybetmeksizin açıklığa kavuşturulması elzemdir.
Hayat hakkı, isnat edilen suç ne olursa olsun herkes için dokunulmazdır. İleri sürülen iddiaların etkin bir şekilde araştırılması ve olayla ilgili tüm delillerin, özellikle polis kamerası kayıtlarının kamuoyuyla paylaşılması; bağımsız, tarafsız ve etkili bir soruşturma yürütülerek maddi gerçeğin ortaya çıkarılması zorunludur. Hukuk dışı bir uygulama söz konusu ise, sorumlular hakkında gerekli adli ve idari işlemler gecikmeksizin başlatılmalıdır.
Başkanlığımız nezdinde avukatlardan oluşan bir araştırma komisyonu kurulmuş olup, olayın tüm yönleriyle aydınlatılması amacıyla aile fertleri ile adli ve idari merciler nezdinde gerekli görüşme ve incelemeler gerçekleştirilecektir. Komisyonumuzun yapacağı araştırma ve incelemeler neticesinde ulaşılan bilgi ve bulgular kamuoyuyla paylaşılacaktır.
Haymana’da yaşanan bu olayın takipçisi olmaya devam edeceğimizi bir kez daha ifade ediyor; yetkilileri kamu vicdanını tatmin edecek şeffaflıkta hareket etmeye ve adaletin gereğini yerine getirmeye davet ediyoruz.
Ankara'nın Haymana ilçesinde Muhammed Kavi ve eşinin hayatını kaybettiği operasyona ilişkin, Partimizin İnsan Hakları ve Hukuk İşleri Başkanlığı bünyesinde kurulan araştırma komisyonu süreci takip edecek ve elde edilen bulgular kamuoyuyla paylaşılacaktır.
NATO Zirvesi Öncesi Operasyonda Öldürülen Muhammed Kavi’nin Babası: “Oğluma Yargısız İnfaz Yapıldı”
🔻Ankara’nın Haymana ilçesinde NATO Zirvesi öncesinde IŞİD gerekçesiyle düzenlenen operasyonda eşiyle birlikte hayatını kaybeden Muhammed Kavi’nin babası, kendilerini ziyaret eden Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’na olay gecesine ilişkin açıklamalarda bulundu.
🔻Kavi’nin babası, gece saat 03.00 sıralarında polislerin evin kapısını çalarak oğlunu sorduklarını belirterek, “Muhammed içeride uyuyor, çağırayım dedim ancak dinlemediler. Yatak odasına doğru ateş açmaya başladılar.” ifadelerini kullandı.
🔻Olayın kamuoyuna “çatışma” olarak servis edildiğini söyleyen baba, evlerinde herhangi bir silah bulunmadığını belirtti. Oğlunun IŞİD ile bağlantısının olmadığını, aksine IŞİD’e karşı olduğunu ifade eden baba, “Oğlum ve gelinime yargısız infaz yapıldı.” dedi. Operasyon sırasında polis kameralarının kayıt yaptığını belirten baba, görüntülerin kamuoyuna açıklanmasını, olayın tüm yönleriyle araştırılmasını talep etti.
🔴 NATO Zirvesi öncesi IŞİD gerekçesiyle evlerine yapılan baskında eşiyle birlikte öldürülen Muhammed Kavi'nin babası olay anını anlattı:
• Gece 3'te kapıyı çaldılar. Oğlumu sordular
• Muhammed içeride uyuyor çağırayım dedim dinlemediler
• Yatak odasına ateş açmaya başladılar
• Gelinim başından, oğlum ağzından vuruldu
• Çatışma olarak servis ettiler ama bizim evimizde silah yok
• Oğlum IŞİD'e karşıydı, alakası yoktu
• Polis kameraları kayıttaydı bunları yayınlasınlar
• Oğlum ve gelinime yargısız infaz yapıldı, hakkımızı istiyoruz
Erdoğan'ı destekleyen seçmeni ikiye ayırabiliriz:
Bir tarafta Erdoğan'ı demokrat gören, laik ve demokratik düzene gönül vermiş azınlık; diğer tarafta ise şeriat için oy veren çoğunluk bulunmaktadır. 15 Temmuz gecesi Erdoğan'ın çağrısıyla sokağa çıkanlar, demokrasi isteyen azınlık değil, şeriat hayaliyle sandığa giden o çoğunluktu. Darbeyi engelleyen halkın dilinde demokrasi, laiklik veya Mustafa Kemal yoktu; tekbir, tehlil ve şehadet vardı. Yani insanları sokağa döken İslam ve İslami kavramlardı. Fakat trajik bir şekilde, o gece canlarını siper eden bu insanların eylemi, şeriat isteyenlerin hanesine değil, demokrasi isteyen azınlığın hanesine yazıldı ve 15 Temmuz "Demokrasi Bayramı" ilan edildi.
Buradan kesin olarak anlaşılmalıdır ki; İslam adına bu sistemi destekleyenler İslam'a değil, sisteme hizmet ediyorlar. Ne yaparsanız ve hangi niyetle yaparsanız yapın, günün sonunda İslam değil; sistem ve sistemin batıl değerleri güçleniyor.
Bir diğer dikkat çekici husus ise şudur: Darbeyi, Türkiye'de demokrasi ve dinler arası diyalog söylemini en çok savunan, demokratik değerlerle barışmayı önemseyen bir yapı gerçekleştirmesine rağmen, sanki demokrasi darbe üretmiyormuş veya darbelerin karşıtıymış gibi, 15 Temmuz'da yaşananlar demokrasinin hanesine yazıldı.
Diğer mesele ise şudur: 15 Temmuz sonrasında Fethullah Gülen grubuna dair rapor yayımlayan Diyanet, bu yapının ilhamcı, keşifçi ve ebcedci bir yapı olduğunu, liderlerinin Allah ve peygamberle direkt temasta olduğu için asla yanlış yapmayacağına inanıldığını delilleriyle ortaya koydu. Fakat ne ilginçtir ki; aynı söylemlere sahip olan, aynı düşünceyle hareket eden, liderlerinin Allah ve peygamberle ilişkili olduğuna ve asla hata yapmayacağına inanılan yüzlerce irili ufaklı grup olmasına rağmen, Fethullah Gülen grubu bu zihniyeti ve itikadıyla mahkûm edilirken diğer gruplar el üstünde tutuluyor. Sistem için mesele kimin neye inandığı değil, o inancın işine gelip gelmediği meselesidir.
Aynı şeyi komedyen meselesinde de yaşadık; sistem için "zararsız" olan komedyenler istedikleri şeyle dalga geçme özgürlüğüne sahipken, sistem için "zararlı" olanlar cezalandırılıyor. Oysa her iki zümrenin yaptığı da alçaklıktır ve İslam nezdinde şirk ve küfürle mahkûm edilmiştir.