Ben yıllardır C.Jung okurum. Mesleğim gereği tekrar tekrar okurum.
Hatta yaşam öyküsüne kadar araştırmış biriyim.
Jung’un Anima ve Animus kavramları ile günümüzde pazarlanan “eril-dişil enerji” söylemi aynı şey değildir. Jung, arketipsel ve sembolik bir psikolojik yapıdan bahseder; sosyal rollerden veya ilişki reçetelerinden değil.
Jung’un Anima ve Animus’u, biyolojik cinsiyetten ya da kadın-erkek rollerinden ziyade, bireyin bilinçdışındaki arketipsel yapılardır. Bunlar, kişilik gelişimi ve bireyleşme sürecini açıklayan sembolik kavramlardır; ilişki içinde “kadın verir, erkek alır” ya da “eril enerji budur, dişil enerji şudur” gibi normatif kurallar üretmez.
Ben eril ve dişil kavramlarının sosyal medyada pazarlandığını ve saptırıldığını düşünüyorum. Bu kavramların neye hizmet ettiğini de bizzat çalıştığım vakalarda görüyorum. Ben bilime ve tecrübelerime göre yorum yapıyorum.
Dostoyevski, Suç ve Ceza kitabında:
“Herkesin, gidebileceği bir yeri olmalı” der ve ekler:
“Çünkü öyle bir an olur ki, insanın mutlaka bir yere gitmesi gerekir.”
Deniz bana çok iyi geliyor her zaman, deniz görmek, dalga sesi duymak, denizi izlemek, denize girmek. Hepsi hep dinginleştiriyor ve iyileştiriyor sanki.