Çok sık soruluyor: Hakikat ile gerçek arasında ne fark var. Yanıtı:
Gerçeklik (reality), olan bitenin çıplak toplamıdır: yaşanan olaylar, görünen olgular, ölçülebilen veriler, inkâr edilemeyen maddi durum. Bir binanın yıkılması, bir ekonominin daralması, bir bedenin yaralanması gerçektir. Gerçeklik, tanığa ihtiyaç duymaz; oradadır ve çoğu zaman suskundur. Ama suskunluğu masum değildir. Çünkü gerçeklik tek başına konuşmaz; ona anlam veren, onu yorumlayan ve onu bir bütün hâline getiren bir bilinç olmadıkça, sadece dağınık bir manzara olarak kalır. Bu yüzden gerçeklik, çoğu zaman güçlülerin istediği gibi çerçevelenir; saklanır, bölünür ya da sıradanlaştırılır.
Hakikat (truth) ise gerçeğin ahlakî ve zihinsel yüzleşmeye dönüşmüş hâlidir. Hakikat, sadece “ne oldu?” sorusuna değil, “neden oldu?”, “kim sorumlu?” ve “bununla ne yapacağız?” sorularına verilen cevaptır. Bu yüzden hakikat rahatsız eder; çünkü ilişkileri, niyetleri ve sorumlulukları açığa çıkarır. Hakikat, gerçeği adlandırır, bağlama yerleştirir ve sessiz olanı konuşturur. Gerçeklik inkâr edilebilir; ama hakikat bastırıldığında çürür, bastırıldıkça geri döner ve sonunda toplumun vicdanında patlar. Bu nedenle iktidarlar çoğu zaman gerçeği yönetir, ama hakikatten korkar.
"Hakikat sonrası" siyaset tam da burada başlar. Türkiye’de sorun, insanların neyin doğru olduğunu bilmemesi değil; doğrunun kamusal bir risk hâline gelmesidir. Hakikat konuşulduğunda bedel doğuruyorsa, sessizlik siyasetçe ödüllendirilen bir erdeme dönüşür. Hakikat özgür bir kamusal alana ihtiyaç duyar; o alan daraldığında hakikat geri çekilir, yerini “güvenli inanışlar” alır. Bu koşullarda insanlar artık “ne oldu?” diye sormaz, “buna inanmak bana neye mal olur?” diye düşünür. İşte bu eşik geçildiğinde siyaset, iktidarın yönetimi olmaktan çıkar; hakikatin tasfiyesi üzerine kurulu bir tahakküm tekniğine dönüşür. Türkiye’de algı yönetiminin asıl başarısı, insanları yalana inandırmak değil; hakikatin peşine düşmekten vazgeçirmektir.
2/2
Bir kişinin yetiştirilme biçim[i] öyle kolayca silinebilecek bir şey değildir, onun kimliğinin kurucu bir parçasıdır ve öyle kalacaktır. Kültüre üyelik kişisel kimlik duygumuzu ve kapasitemizi etkiler.
Will Kymlicka, Liberalizm, Topluluk ve Kültür.