Mobbing denen şeyin ne olduğunu yaşayan bilir arkadaşlar. O yüzden mobbing yapan yönetici, amire karşı uğrayanın, yaşayanın en büyük kozu buna şahit olanlardır. Çevrenizde bunu yaşayan insanların arkasında durun. Destek verin. Şahit olun. Korkak olmayın, mazlumun yanında olun.
Irmak Öğretmenin yaşadıkları tüm yönleriyle aydınlatılır ve adalet bi an önce yerini bulur inşallah. Sorumlular bedelini ödemeli.
" Annelik” bir tercihken onu kutsallaştırmak, kadın değerini annelik üzerinden tanımlayan bir hiyerarşi üretir. “Anne kadın daha değerlidir” fikrine açılan her kapı, çocuk sahibi olmayan ya da olmak istemeyen kadınlar üzerinde toplumsal baskıyı da meşrulaştırır.
İnsanları doğuma teşvik etmek için “çocuk iyi, yalnızlık kötü, yalnızlık bakanlığı kurmak zorunda kalırız” gibi söylemlerle hiçbir şeye teşvik edemezsiniz.
İnsanın zaten psikobiyolojisinde grup içinde olma isteği var, memeli sinir sistemi zaten doğal akışında yakınlık kurmak, grup aidiyeti ister ama insan seçim yaparken duygu - düşünce - çevre değerlendirip risk ve olasılık hesabı da yapar.
Süpürge ile uğraşmayı falan bırakırlarsa gerçek konular bunlar:
1. güvenlik ve öngörülebilirlik
2. ekonomik refah beklentilerinin değişmesi
3. en önemlisi de kadının çocuk yapmasının kadına yaşamsal maliyeti
Çocuk yapmak insanların refahlarının ve yaşam kalitelerinin ciddi biçimde düşmesi anlamına geliyorsa, bilinmezlik çoksa, güvensizlik varsa o tercih ya yapılmıyor, ya da 1 de yeter deniyor.
Kadınların artık gözü açıldı, seçenekleri çoğaldı. Sular geriye akmaz. 2026 da artık kimseyi “kutsal analık” miti ile ittiremezsiniz. İnsanlar, özellikle de kadınlar, daha iyi koşullar, güvenlik, daha adil bir yük dağılımı ve gelir adaleti istiyor.
Ayrıca koşullar iyileşse bile, yine de çocuk istemeyecek bir kesim olacak. Bu insanlar bakım verme, bağ kurma ve anlam üretme ihtiyaçlarını çocuk üzerinden değil, dostluk, üretim, yaratıcılık, hayvanlarla ilişki gibi farklı yollarla karşılıyor. Bu tercihlere saygısızlık da yine 2026 da artık kimseye ittiremeyeceğiniz faşizan bir tutum.
Sorun ebeveynlik değil , ebeveynliğin tek doğru gibi dayatılması. Yıllarca “çocuksuz = eksik” diyenler, biri “ben böyle mutluyum” deyince rahatsız olmuş.Çünkü mesele çocuk değil, başkalarının hayatına karışma alışkanlığı. Bağ kurmanın tek yolu ebeveynlik değil ayrıca.
Bir içerik üreticisi, çocuğunun olmamasının hayatına büyük bir avantaj sağladığını iddia etti:
“Bana hep soruyorsunuz ya ‘Nasıl bu kadar çok geziyorsun?’ diye. Çünkü çocuğum yok.
Geleceğini düşünmem gereken, okuluna göre kendimi ayarlamam gereken, hastalanınca başında beklemem gereken bir çocuğum yok.
Hayatımı tamamen kendi isteklerim ve mutluluğum üzerine kurdum.
Hiç kimse için üzülmek ve endişe duymak istemiyorum. Hayat başkalarına göre yaşamak için çok kısa.
30-40 yıl sonra bu yaşlarım için pişman olmak istemiyorum. Her şeyi yaşamak istiyorum.”
Tan Taşçı'yı vegan olduğu için ayrı bi seviyorum ama bu yorumuna katılmıyorum.
Sanat,ahlak dersi değil.Sanat rahatsız eder, sınır zorlar, arzuyu da çirkinliği de gösterir.
“Makbul sanat” isteyen biri, sanatı değil itaatkâr estetiği ister.
Şakalarınız ne kadar cinsiyetçi Cem Yılmaz!? Şakalar toplumsal önyargıları gözler önüne seren kültürel laboratuvarlar olarak düşünülebilir. Cinsiyetçi şakalar, cinsiyetçi tutumların sosyal olarak kabul edilebilir olduğunu başkalarına da öğretir. Yani bir norm oluşturur~ önyargılı bir norm ve böylece kadın düşmanlığını hem üretir hem besler. Mizah ise kadınları aşağılamanın "sadece bir şaka" olduğu çevresini sunararak onu meşrulaştırır. Bu çerçeve içinde önyargılı bireyler de doğrudan nefret söyleminin tipik sosyal sonuçlarından azade bir şekilde önyargılarını ifade etme fırsatı bulur. Bunun neresi komik, özellikle kadının canını hiçe sayan bir siyasal iktidar zamanında?
adam tarihin en rezil değişimini gerçekleştirdi. logosuyla, çizgisiyle, tarzıyla bir standart yakalamış twitter'ı aldı; x adında, ırkçı manyakların ve geri zekalı holiganların sağa sola küfredip para kazandıkları bir tımarhane yarattı.
Bu hayvan katliamı yasası o kadar kötü bir yasa ki. Hiç enine boyuna düşünülmemiş, bir hırsla bir gazla yazılmış bir yasa
Yasa öncesi belediyeler kedileri köpekleri kısırlaştırabiliyordu, aşılayabiliyordu
Şimdi barınağa konan hayvanlar ya hastalıktan ölüyor ya da yer yetersizliğinden öldürülüyor. Bakanlık sık denetim yaparak barınakları buna zorluyor. Adete bir katliam histerisi yaşanıyor
Sokaktaki hayvanların aşılanma ve kısırlaştırılması ise tamamen durmuş durumda
İş üç beş manyak grubun Cumhurbaşkanı'nı ikna etmesine baktı maalesef. Türkiye'de siyasetin çapı da bu kadar
https://t.co/Q2b19dIwJ7
“Kadın beyanı esastır deyip, kadının her dediğini doğru mu kabul ediyoruz?”
Hayır.
Kadın beyanı esastır demek,
👉 Beyanı ciddiye almak, güvenliği sağlamak ve süreci başlatmak demektir.
👉 Kadını şüpheyle susturmak yerine sözünü başlangıç noktası kabul etmektir.
👉 İspat yükünü mağdurun omzuna yıkmamaktır.
Cinsel saldırı iddialarında asılsız beyan oranı yalnızca %2–8’dir (Lisak 2010; CŞMD).
Kadınların büyük çoğunluğu doğruyu söyler.
Kadın beyanı esastır = Adil sürecin ilk adımıdır.
Bin kadın “Beni evine çağırdı, saldırmaya kalktı. /Taciz etti.” diye gönderi paylaşıyor. Adamın neredeyse seri tacizci olarak imzası, patterni var. Hala “gözümle görmeden inanmam, hikaye bunlar” diye savunanlar gırla. Bu inkarı, dayanışmayı kolayca, kendiliğinden örgütleyen patriyarka işte, tacizciyi pervasızca tacizci yapan.
Bir kadının ataerkil işbirliğiyle örülen suskunluk duvarını yıkıp tacizciyi ifşa etmesi kulağa geldiğinden çok daha zor. Eğlence sektörleri son derece erkek egemen alanlar. Çıkarlarla kurulu korku bariyerlerini aşıp ses veren kadınların yanındayız.
Eşit miras hakkımız, yüzyıllardır süren mücadelemizin kazanımlarından biri olarak Medeni Kanun ve Anayasa tarafından güvence altında. Diyanet bugün yayınladığı hutbe ile miras hakkını hedef alarak bir kez daha kadınların kazanılmış haklarına doğrudan saldırdı.
Kars barınağı’ndan görüntüler
Köpeklere işkence edildiği görülüyor
Katliam yasası çıkarıldı, ancak ne köpek üretimi ile ilgili önlem alındı ne de barınaklar denetleniyor
Yazıklar olsun
CHP Genel Başkanı Özgür Özel Leman konusundaki tutumuyla tarih yazdı.
Müthiş bir açık yüreklilikle istismar edilen karikatürü anlattı. Kınama kolaycılığına kaçmadı, dolduruş trenine binmedi, gerçeği cesaretle dillendirdi, hepimizle paylaştı.
Tüm tepkileri göğüsleyecek netlikte konuştu.
Teşekkürler, çok teşekkürler sayın genel başkan, laiklik de hakikat de demokrasi de ancak yürekli, samimi bir duruşla mümkün.
Bugün bunu gösterdiniz. @eczozgurozel
Leman Dergisi, İslamcı faşist saldırı karşısında dik durmalıdır.
Linççi güruhu "bizi eleştiren kardeşlerimiz" olarak tanımlayamazsınız. Linççilere "kardeşlerimiz" diyerek, karikatüristinizi provokatif olmakla suçlayarak faşizme yaranamazsınız.
Faşist saldırı varken saldırıya uğrayanı eleştirmek, işkenceli gözaltına ve linç girişimine karşı tek kelime etmemek faşizmin ekmeğine yağ sürmektir.
Direnin! Faşizmin olduğu yerde kurtuluşun tek yolu direnmektir. Halk direnenlerin yanındadır.