herkes (çoğu kişi) sitede cihan’ı savunuyor ama alya’nın iki yıldır her olanı sineye çekip kabul etmesi bile o kadar büyük bir sabır göstergesi ki.
belki gitti diye kızdık ama düşünsenize sizin aşık olduğunuz adamın çalıştığınız hastanedeki kadından bir çocuğu olacak. bunu kimse kabul etmez ama o yine de bunu kabul etti, sineye çekti ve üstüne bir de cihanın “ilk aşkım” dediği kadın burunlarının dibine kadar geliyor ve cihan kadın için “hatıraya minnet” diyerek başka bir tepki vermiyor. bir de üstüne kadın boyu kadar çocuğu için cihal’in düğün günü “cihandan” diyor ve alya’yı hem kendi oğlu hem de alya’nın oğlu için gitmeye mecbur bırakıyor.
zaten meryem’in boran ve kız kardeşiyle bir hırs için böyle saçma sapan oyunlar oynayıp bir anne ve oğlunu tehlikeye atacak kadar ileri gitmesi o kadar kötü bir davranış ki buna uzun uzun tekrar bir şey diyemiyorum.
olaya belki tek cihan taraflı bir yanıt verdim ama bu işin bir de ecmel, sadakat, boran vs. tarafı da var.
yani alya ne yaparsa yapsın haklıdır ve şuan verdiği tepkileri de çok iyi anlayabileceğimizi düşünüyorum.
hadi çok geriye gitmeye gerek yok, zamanında cihan’ın sadece meryem dönemindeki hatalarını eleştirmiş HERKES bugün alya’yı da eleştirebilir ama cihan’ın o dönem bariz hatalarını saçma sapan argümanlarla savunan ya da cihan gibi dalgaya alan kimsenin alya eleştirmeye yüzü olmaması gerektiğini düşünüyorum. o zaman “ne güzel çift arasında çatışma işte yha” diyenler bugün alya’nın davranışlarını anlamlandıramıyor, LOL
‘Ben seni kaybetsem muhtemelen daha beterini yapardım’ demişti. Alya’sını kaybettiğinde düşmüş, merhametini ve sabrını kaybetmiş Cihan’ı izleyeceğiz. Çünkü Budapeşte’de sadece Alya’yı değil onun öfkesini de buldu. Ve Cihan Alya’yı gerçekten çok iyi tanıyor.. Şimdi bütün yapacaklarını Alya Mardin’e geri gelsin diye yapacak. Alya’sı geri geldiğinde de onu asla bırakmayan ve ondan vazgeçmeyen Cihan’ı tekrar izleyeceğiz. CihAl aşkı ve bağı da bu değil mi zaten..
ülke değiştiriyor yetmiyor, kendine ait bir ev kiralıyor bu sefer de odalara sığamayıp kendini sokaklara atıyor çünkü sol yanındaki o his asla peşini bırakmıyor…. alya nerede ne koşulda olursa olsun ayakta durmanın bi yolunu bulan ama sol yanı acıyan kızlar içindir
@H__ayalperest Alyanın ses tonu bir markadır. Karaktere enteresan bir aura katıyor. Kuş gibi narin ama o sesiyle daha baskın ve güçlü duruyor, tıpkı boyunun o yüksek topuklu stilettolarla Cihanla eşitlendiği gibi. Eğer sesi ince olsaydı, sevimli peri kızı olurdu. Ama Alya Albora olmazdı. #CihAl
Alya Albora, dizi dünyasındaki alışılagelmiş "mağdur kadın" kalıplarını yıkan, çok boyutlu bir karakter. Kendine has aurası ve karakteristik ses tonu, onun en güçlü imzalarından biri. Bu detaylar onu sıradan bir ekran karakteri olmaktan çıkarıp dizi tarihinin en unutulmaz figürlerinden biri haline getiriyor.
Sinem’in o muhteşem ses tonu, karakterine enteresan ve büyüleyici bir hava katıyor. Eğer daha sıradan bir tınıya sahip olsaydı, o feodal düzenin içinde sadece "korunması gereken narin bir kadın" olarak kalabilirdi ya da sergilediği güç izleyiciye inandırıcı gelmeyebilirdi. Fakat o tok, vakur ve hükmeden ses tonu, karakterine bambaşka bir ağırlık kazandırıyor. Alya Albora, entelektüel birikimi, zarafeti ve sarsılmaz duruşuyla modern bir hanımağadır.
#UzakŞehir #CihAl
Sezon başlamadan son kelamımı etmek istiyorum.. Sonrası iyilik güzellik..
Şöyle bir bakıyorum genel tabloya, diyorum ki, Alya'nın Cihan'dan tek bir beklentisi mevcut.. Sadece ama sadece dolu dolu sevilmek.. Korunmak falan da değil.. Cihan hep sevdiklerini koruyan bir bünyeye sahip.. Bunu ilk boşanma mahkemelerinde de dile getirmişti.. Aslında aşkı tarif etmek için uygun cümleler pek de değildi.. Sadece neden zor bir insan olduğunu açıklamaya çalışan, kırdıklarını telafi etmeye çabalayan birinin sözleriydi.. O yüzden Alya çok ama çok korkuyordu.. Zaten Alya ne demişti.. Cihan duygularıyla değil aklıyla hareket eder.. Duygusal trajediyi hissetse de derinde bir yerlerde, Cihan'ın mahkemedeki bu hareketi Alya'ya stratejik gelmişti..
Baktığımızda korunma mekanizması, Cihan'ın yaşam felsefesi gibi bir şey.. Bütün sevdiklerini korur o.. Hayatında yer edinen herkese mutlaka eli değer.. Alya'yı da korudu elbette canı pahasına.. Uçurumdan attırdı kendini, yetmedi onun arkasından uçurumdan atladı.. Fakat bu durumlar Alya'yı "Tek aşkım" konumuna getiren olgular değildi.. Bir farkındalığı yok kendini ölüme atmanın.. Kahrolası abisi Boran için de kurşunların önüne geçmişti, öleceğini bile bile ameliyat masasına da yatmıştı.. Çok değer verdiği eski nişanlısı için de Feyyaz denen bir adamla savaşmıştı.. Kısacası herkesi korumak için mutlaka elinden bir şeyler geliyordu..
Bugüne kadar Cihan'ın ağzından bir türlü o "Tek aşkım, tek gerçeğim.." ifadesinin geçmemesinin nedeni ise, Alya'yı hiçbir şekilde kaybetmemesi yüzündendi.. Çünkü iki senedir ağzında bir lanet olan, "Bana kendini kaybettirme, ben kaybettiğimi sevdim Alya.." cümlelerinin bir hikmeti mevcut idi.. Bu cümlelerin verdiği rahatsızlık seviyesi aslında sevgi yönünden incinmiş bir adamın korkularının da tezahürü idi.. Dolayısıyla aşk konusunda tutuktu bana kalırsa.. O yüzden Alya'ya geçmişini bağışlayamıyordu bir türlü.. Yoksa karşısında incindiğini bile bile, ondan tek aşkım ifadesini bekleyen bir kadın varken, böyle davranmazdı.. Eğer o gözü dönmüş o özgür deli dolu aşık Cihan'ı biz görebilseydik Cihan ile beraber, şu an ne Boran'ın ne de Meryem'in bıraktığı enkazla uğraşıyor olurduk.. Alya çok daha önce Cihan'ın eşi, o konağın da baş gelini olurdu..
Çatışmalar senarist tarafından sert bir şekilde dile getirilince bazen izleyici biraz tedirgin olabiliyor hâliyle fakat yine de yanlış anlaşılmamak adına da şunu ifade edeyim.. Ben demiyorum ki Cihan Alya'ya aşık değil.. Aşık.. Hem de çok.. Biz izleyici olarak biliyoruz, farkındayız Alya'nın üstüne nasıl titrediğinin.. Fakat Cihan kendi gözüyle bize bunu anlatamıyor.. Çünkü kavramlarını sakındığı için, Alya'ya dolu dolu yaklaşamıyor.. Öncelikleri belli.. Paşa paşa bize önceliklerini anlattı zaten sezon boyunca.. Boşuna böbrekten başlayıp, gelinden önce Meryem, Boran, Müjgan ve Feyyaz dörtlüsünün olduğu kanlı düğünle kapamadık sezonu..
İşte o yüzden diyorum ki, Alya'nın gidişi çok ama çok önemliydi.. Her açıdan önemliydi.. Sadece senaryo matematiği açısından değil, karakterlerin üzerindeki etkisi yüzünden de önemliydi.. Öncelikle biz Cihan'ın o temsil ettiği "Ben kaybettiğimi sevdim Alya, bana kendini kaybettirme.." cümlesinin açılımını sonunda göreceğiz.. Bu bir.. İkincisi, Meryem'in gidişiyle sarsıldığını ifade edip bunu kutsallaştıran fakat hiç de öyle Meryem gitmiş de ben bittim gibi davranmayan Cihan'ın, Alya'nın gidişiyle nasıl bir enkaza döndüğünü göreceğiz.. İşte o zaman sadece bizim değil, Cihan'ın da gözlerinde bir şeyler değişecek..
Peki dolu dolu Alya'yı özgürce sevebilmek nasıl bir şey.. Mesela Boran'ın feodal düzenine ayak uymayıp Alya'ya önceden aidiyet duygusunu hissetseydi, Boran'ın inadıyla uğraşmaz onun saygısızca davranışlarına maruz kalmazdık.. Ya da böbreğini öleceğini bile bile verdiği ortamda, Alya'nın yalvarmasını duymazdan gelmeseydi evet bu adam gerçekten Alya'yı dolu dolu özgürce seviyor derdim.. Maalesef tam bu noktadan itibaren kırıldık, parçalandık..
Defalarca aynı yere geldim.. Dedim ki Meryem gerçeğini çok hafife almamak gerekiyor.. Meryem'in geleceğini ilk ne zaman hissetmiştim mesela? Alya'nın tırla gitmeye kalkıştığı gün.. Mini bir sezon finaliydi.. Alya'nın yapmayacağı bir cesaretle gideceğini düşünerek geçmişini Cihan'a bağışlaması ve Cihan'ın geçmiş hayaletini yani terk edilme korkusunu hatırlayarak yaşadığı kırgınlık.. Ön izleme gibiydi.. Nitekim sezon finalindeki gidişte yaşananlar bunun temeline hizmet ediyordu.. Paylaşılan geçmişe karşılık bulamadan ilk terk eden olan Alya ve Alya tarafından terk edilip asıl korkuları hortlayan Cihan.. Meryem ismiyle de cismiyle de hikayeyi bir şekilde değiştirecekti.. Boran yüzünden fiziken ayrıldığımız bir noktada, Meryem'in ismi bile Boran'ı unutturdu Alya'ya.. Bütün korkuları bedenine zuhur etti ve oyuncu da bunu gayet bilinçli bir şekilde yorumlayarak sezon sonuna kadar yansıttı..
Meryem de Cihan'ın Alya'yı özgürce dolu dolu sevmesini engelliyordu.. "Tek gerçeğim sensin.." demeyi, aşktan delilik hâlini engelliyordu.. Boran misali bir gölgeydi Cihan için.. Kafası bulanıyordu, Alya'nın tanımladığı gibi bir sızıydı.. Alya'nın gördüğü hissettiği tablo aslında Cihan'ın yansımasıydı.. Bu sızının tek nedeni, kapanmamış bir yara olması.. Hatırlayalım.. Kaya'ya Meryem için tokat attığı gün, bunu ifade etmişti izleyiciye aslında.. Ne kadar peşinden gittiğini söylese de yeterince Meryem'e sahip çıkamamıştı.. Bunun yarattığı suçluluk duygusu içinde bir sızıya, Meryem'i kutsallaştırmaya sebep olmuştu.. Ki bir izleyici olarak baktığımda, bana kalırsa Meryem'e deli gibi aşık olsaydı, evlense bile umurunda olmaz onu bir şekilde Mardin'e getirirdi.. Aslında Meryem'in sevgisine çok güvenememiş onu orada ıssız bırakmayı tercih etmişti.. Kurdukları hayalleri dışında bir şey kalmamıştı.. Bu Cihan'ın yarasıydı.. Bu yara, Alya'ya tam olarak açılamamasına sebep oluyordu..
Nitekim ne demişti Alya'ya ilk zamanlar.. "Geçmişimden konuşmaktan hoşlanmıyorum.." Tam da Şeyda ile evlendiğini öğrendiği gün Alya'nın.. O da bir nevi sızıydı aslında.. Çünkü suçluluk duyuyordu bu duruma karşı.. Bir kadını zorla bir evliliğe daha sonra istemeden de olsa ölüme mahkum etmişti.. Bunun utancını Alya'ya anlatamazdı.. Tıpkı Meryem gibi..
İşte tam da bu noktada her zaman dediğim şey şu.. Biz Cihan'ı bugüne kadar daha görmedik.. Bilmiyoruz.. İçinde parçalanan yerleri okuyamıyoruz.. Çünkü hoşlanmıyor izleyiciye de bunları göstermekten.. Genel çerçevesini görüyoruz.. Tutukluğunu hissediyoruz, nedenlerini biliyoruz sadece.. Üzülüyoruz arada, zor biri olduğunu kabul ediyoruz.. Aynı Alya'nın kabul ettiği gibi.. O da bilmiyor.. Hâlâ korkuyor.. Bilinmezlikten korktuğu için de gitmeyi tercih ediyor..
Fakat bunların ötesinde bir şey var hissettiğim.. Tam da yeni sezon ilk tanıtımında.. Cihan'ın o parçalanmış mekanik yapısının altında bir kısım.. Alya'nın alanına müdahale ettiği yer.. Tanıtımda gördüğümüz kadarıyla Cihan'ın duygularıyla hareket ettiği tek kısım oydu.. Alya'nın mevcut sarhoşluğunu göz önünde bulundurunca, Alya'nın tam da ihtiyacı olan şeyin bu delilik hâli olduğunu söylemeliyim.. Daha önce dediğinin aksine, Cihan'ın aklıyla değil de duygularıyla hareket etmesi.. Tam bu noktada o koruma mekanizması sönümlenir.. Alya'yı salt tüm çıplaklığıyla kabul eder hayatına.. İşte o zaman geçmişini bağışlayabilir Alya'ya..
Hele ki Alya'nın da artık Cihan'ın bir geçmişi olduğunu düşünürsek..
Velhasıl kelam böyle deli dolu özgürce sevebilen, Alya'nın ayaklarını yerden kesebilecek bir Cihan ile tanışmak için, nelerin itici güç olacağını artık görme zamanı geldi.. #UzakŞehir