Dinle ki dert duyasın… Az biraz etrafı da dinle ki kendi derdinden büyük dertlerin sesine aşina olasın. Hep 'ben' deme; 'ben' dediğin, dert de gider elinden, dertten öte ses duymazsın.
Her şeye hâkim olduğunu sanan bir zihnin, kendi körlüğünü bile idrak edememesi…
İnsanın düşebileceği en trajik çöküş belki de budur.
Çünkü bu nihai yenilgi; mecburiyetten değil kör inançtan gelen kaybı bir delüzyon ısrarıyla ‘kazanç’ diye isimlendiren bilincin kendini inkârıdır.
Kendi değerini bilmeyene, kimse zahmet edip değer vermiyor..
Ama bazıları vardır; kalbindeki asaletle, sırf insan olduğu için değer vermeyi sürdürür.
Nezaket, yalnızca bir davranış değil; kalpte taşınan bir terbiyedir.
Ve insan, en çok kendine yakıştığı kadar insandır..,
Ziyan olan kendi hayatınsa, onu ziyan eden de kendi hatalarındır.
İnsan çoğu zaman kendi düşmanıdır.
Dost arayan, kalbindeki bozukluğu tamir eder; ki önce kendine dost olabilsin.
Yoksa sizden öncekilerin çektikleriyle karşılaşmadan cennete girebileceğinizi mi sandınız?Onlar öylesine yoksulluk ve sıkıntı çekmişler,öyle sarsılmışlardı ki peygamber ve yanındakiler, “Allah’ın yardımı ne zaman gelecek?” demeye başladılar.Bilesiniz ki Allah’ın yardımı yakındır.
Bazen kelimelere gerek kalmasa keşke, diyorum.
Bir his doğsa;
toprağından taşan bir filiz gibi.
Süzülse, uçsa;
hafif, ılık bir yaz günü
yağmur damlalarına karışıp
sessizliğin ortasından her şeyi fıaıldasa...
O zaman kelimelerle bu kadar savaşmazdım.
Kaybetmekten korktuğun her şeyin, hiç sahip olmadıkların olduğunu anladığında olgunlaşmıyorsun aslında,
Ne kadar ham olduğunu anlıyorsun..
Kaybetmek bazen sadece bir tercih..
Her sınanış kaybetmek değildir belki de.. Bazen kaybolmak da yolun kaderidir. Ne talihsizlik, ne nasipsizlik...
Bu sorgulayış, sessiz bir âna ışık olup düşer, içinin derinliklerinde yavaşça yerini bulmak için..
Bir gün masumiyet çekip gider…
Hiçbir şey eski saflığına dönmez artık.
Belki de bu yüzden, uğurladığımız her şeyin ardında
zannedilenden daha geniş bir boşluk kaldığını
sessizce fark etmek gerekir;
insan bazen en büyük kaybı, en hafif görünen vedalarda yaşar..
Hatalardan dönülüyor bir şekilde;
kimi geç, kimi erken, kimi de geri dönüşü olmayan bir eşiğe yaslanıyor.
Ama insan bir tek en başa dönemiyor.
Ne kadar adım atarsa atsın, sonunda yine kendi ‘keşke’lerinin gölgesine sığınıyor.
Kazanın doğurduğuna inanan bir toplumun, kazanın öldüğüne inanması artık mukadderdir. Yakınmanın, ah etmenin ne bir faydası var, ne de bir ederi var.
Atı alan üsküdarı çoktan geçti, hem de savura savura..