Ben Almanya’dayken Yeşiller yükselişteydi. Sonradan federal hükümette koalisyon ortağı oldular. Solcular, gençler ve göçmenler çok umutluydu. Ancak sonuç tepki oylarıyla AfD’nin önünü iyice açan politikalar oldu. Şimdi Die Linke’den benzeri bir umut besleniyor. Gerçeklikten Yeşiller’e göre çok daha kopuk bir parti olduğunu gözlemlediğim için sonucu nasıl olur, bir tahminim var.
Fakat yükselişte olan iki partinin (AfD ve Die Linke) de Rusya konusunda anaakım dışı tavırları olması ilginç. Rusya ile savaş riski artıyor. Bu iki parti kendilerini bir anda ciddi bir bürokrasi-yargı reaksiyonunun nesnesi olarak bulabilirler.
Türkiye'de KK-model muhaliflerde komik bir siniklik, eziklik var. Kafalarında aşırı gerici, asla değişmeyen bir halk imajı var ve bu hayali kitleyle kendi seçmenleri arasında sürekli bir gerilim hattındalar.
Siyaset hayali kitlelere karşı sünepelikle değil, dönüştürücü olarak yapılır. Bunun en iyi örneği Erdoğan, zamanına göre çok farklı pozisyonlar alıp kitlesini peşinden sürüklediğini görürsünüz. Bahçeli, MİLLİYETÇİ Hareket Partisi'nin lideri olarak Öcalan'ı savunuyor. İmamoğlu da söylemlerinde cesur ve dik duruşluydu, zaten bu nedenle rejime bu kadar büyük bir tehdit oldu.
Hiç kimse "aman tadımız kaçmasın" diye siyaset yapanların arkasında durmaz. Bir yerde durun, dik durun, cüretkar olun. Belki yanılırsınız ama en azından bir duruşunuz olur.
İzmir, tıpkı Konya,Diyarbakır, Osmaniye gibi siyasi bi sıklet merkeziydi. Akp iktidarı ile böyle öne çıktı ve diğerlerinin maruz kalmadığı bi lince uğradı.
Ahmet Priştina gibi birinden Soyer'lere Tugay'lara düşülmesi CHP'nin bilinçli tercihiydi.Yalnız Tugay'ın hainliği mi bu yani
Burada gerçekten insanların hadsizliğine ve bu kadar kolay başkalarıyla ilgili hüküm verme cüretine her seferinde şaşırıyorum. İnsanlar, yalnız yaşamak “pohpohlandığı” için yalnız değiller, yalnızlık zaten insan olmanın en kadim hallerinden biri. Yalnızlık bir ilahi ceza da değil. “İyi” olmak sevilmeyi, sevmek karşılık bulmayı, istemek karşılaşmayı ya da devamlılığı garanti etmiyor. İnsana, temel insanlık hallerini anlatmak kadar abes bir şey olmamalı, ama bazıları belli ki insan olmanın kırılganlığından, tesadüflerinden ve trajedisinden bihaber yaşamışlar.
Bu ülkede yaşamın her alanını tanzim etmeye çalışan otoriter bir zihniyet var!
İnsanların acılarını nasıl yaşayacaklarını,
sevdiklerini nasıl uğurlayacaklarını dahi kendileri belirlemek istiyor.
Tüm ritüellerin kendi dar kalıplarına göre düzenlenmesini dayatıyor.
İstanbul’a geldim 😋 Konsere hazırlanmak için kamptayım. Yeni bi arkadaş istiyorum
Özelliklerini sayıcam ;
Komik olsun ama çok komik
Dark side’ıyla barışık olsun
Yürüyüş yapmayı sevsin
Benimle yarışacak bi mentalde olmasın empat ve doğayı seven bi ruh olsun
Özgürlük ve doğallık takıntısı olsun
He bi de üstün zekalı olsun
aşkla cinselliği birbirine yakıştıramamak cinsel sapkınlık direkt. kafan cinselliği kirli olarak kodlamış, sevdiğini iddia ettiğin insana da bu “kir”i yakıştıramıyorsun. bu bir şeyin turnusoluysa ilerde aldatma ihtimalinin turnusolu olabilir
Bir gün Türkiye yeniden demokratikleşecekse, bunun yolu farklı görüşlerin özgürce ifade edilebildiği bir kamusal alan yaratmaktan geçiyor. Bir akademisyen olarak çeşitli risklere rağmen katıldığım mecralarda görüşlerimi ve eleştirilerimi uygun bir üslupla dile getiriyorum. Söylediklerimin de arkasındayım.
Bu ülkeye barışın gelmesini çok isterim. Bunu hiçbir grubu dışlamadan, farklı düşünenlere hakaret etmeden ve eleştiriyi düşmanlaştırmadan yapabileceğimizi umuyorum. İsteyen görüşlerime katılır, isteyen eleştirir. Ama kimsenin hakaret etme veya hedef gösterme hakkı yok.
Farklı düşünenleri linç ederek barışçı ve demokratik bir toplum kurulamaz. Bu tür hedef gösterme kampanyaları, bugün neden birçok entelekt��elin susmayı tercih ettiğini de açıklıyor. Arayan, soran, mesaj atan ve destek veren herkese canı gönülden teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız!
Novak Djokovic in his documentary on why he refused the COVID vaccine:
"Because I didn't need it. Why should I get the vaccine? I'm healthy, I'm an athlete. I had corona. I had immunity. I wasn't a threat to anyone. There was no reason for me to get vaccinated. It's my freedom to choose which that fundamental right that you have as a human being on this planet — the freedom to choose — which was taken from a lot of people."
Türkiye’de temizlik çok güçlü bir özel alan normu, fakat kamusal alanı koruma aynı ölçüde güçlü bir yurttaşlık normu değil. Birincisi aile, mahremiyet, itibar ve düzen üzerinden çalışıyor. İkincisi ortak mülkiyet duygusu, anonim olan başkasına karşı sorumluluk, kurallara güven ve karşılıklılık gerektiriyor. Bunların biri çok güçlü olup diğeri zayıf olabilir. Hatta evini obsesif biçimde temizleyip piknik yaptığı yeri çöp içinde bırakan insan bu nedenle kendi zihninde çelişkili davranmıyor bile olabilir. Evi onun dünyası, piknik alanı ise dış dünya.
Bunun arkasında daha genel bir toplumsal ilişki biçimi var. Türkiye’de sorumluluk duygusu çoğu zaman soyut kurallardan çok somut ilişkilere göre kuruluyor. Tanıdığımız insana, ailemize, komşumuza karşı yükümlülük hissediyoruz. Yüzünü hiç görmeyeceğimiz insanlara karşı aynı ahlaki bağ çok daha zayıf kalabiliyor. Kamusal alan ise aslında bu anonim başkalarıyla paylaştığımız yer. Dolayısıyla yere çöp atmamak tanımadığın insanların da senin kadar o mekan üzerinde hakkı olduğunu kabul etmek demek. Belki asıl eksik olan da çevre sevgisinden önce bu soyut yurttaşlık duygusu. Kimse bakmıyorken de ortak olana karşı sorumlu hissetmek.
Daha derinde ise bence Türkiye’de kamusal olanın tarihsel olarak bizden çok devletin alanı gibi kurulması var. Aile ve yakın çevre, güvenin ve dayanışmanın esas mekanı olurken devletle ve anonim toplumla ilişki daha mesafeli, güvensiz ve çoğu zaman araçsal kalmış. Böyle bir düzende insan ortak alanı kendi hayatının uzantısı yerine kendisinin dışında duran ve bakımından da esasen bir otoritenin sorumlu olduğu bir yer olarak algılayabiliyor.
Bunun sonucu da kirli sokaklarla sınırlı kalmıyor günün sonunda. Aynı zihniyet trafik kurallarından vergiye, apartman yaşamından kamu kaynaklarının kullanımına kadar pek çok yerde karşımıza çıkıyor. Kendi özel alanını korurken ortak alanın maliyeti başkalarına bırakılıyor.
Bunun siyasal sonucu da ağır. Müşterek olanı birlikte yönetme kapasitesi zayıf kalıyor. İnsanlar kamusal alanı kendilerinin kurduğu ve üzerinde söz sahibi olduğu bir dünya olarak görmedikçe siyaset de ortak sorunları birlikte çözmenin yolu olmaktan çıkıp devletten hizmet, koruma veya ayrıcalık talep etme ilişkisine daha kolay dönüşüyor. Karşılıklı güven düşük, kurallara gönüllü uyum zayıf olunca çözüm de sürekli yukarıdan gelecek denetimde, cezalandırmada ve birinin gelip düzen sağlamasında aranıyor. Otoriter bir düzenin nasıl ortaya çıkabildiğiyle bağlantılı tüm bunlar da zaten.
Sonuçta tuhaf bir döngüde takılıp kalıyoruz. Yurttaşın kamusal sorumluluğu zayıfladıkça devletin vesayetine duyulan ihtiyaç artıyor, devlet güçlendikçe de yurttaş ortak dünyanın gerçek sahibi olmaktan biraz daha uzaklaşıyor. Yani küçük görünen bu çöp meselesinin ucunda Türkiye siyasetinin çok daha büyük bir sorusu var. İnsanların kendi evlerini korumayı çok iyi öğrenip ortak dünyalarını hala başkasının yönetmesi gereken bir yer olarak görmeleri. Ki sonunda evini de koruyamıyor. Çünkü ortak dünya çöktükçe ve başkasına kontrolsüzce yetki aktarıldıkça, ev de korunaklılığını yitiriyor.
Ebru Çelik: Suçlamalar arasında, benim oraya CHP gönüllüsü olarak gittiğim yönünde bir iddia vardı. Ben de savcıya bunu söyledim.
Ben oraya gönüllü olarak gitmedim. Ben ajansı aradım, figüran olarak kendimi kaydettirdim ve o şekilde gittim.
Ahmet Davutoğlu'nun siyaseti bırakma ve Gelecek Partisi'ni kapatma kararı önemli bir dönüm noktası. Paylaştığı uzun mektupta, otoriter rejimin millî ve manevi değerler üzerinden kalıcılaştırılmak istendiğine dair uyarılarda bulunuyor. Bu gelişmeyi, iktidarın önümüzdeki dönemde kalıcı hale gelmek için anayasa değişikliği dâhil yeni adımlar atacağının bir işareti olarak okumak mümkün.
@GelecekPartiTR'nin kapanmasıyla birlikte, Kılıçdaroğlu kontenjanından Meclis'e giren ve hiçbir toplumsal tabana sahip olmayan muhafazakâr milletvekillerinin iktidar bloğuna katılmasını yüksek ihtimal olarak görüyorum. Mutlak butlan kararı sonrasında Kılıçdaroğlu ile hareket eden vekiller ve çerçeve yasa sonrasında DEM içinden gelebilecek olası desteklerle birlikte, yeni bir anayasa çoğunluğu oluşturulmaya çalışılacak. Buna karşılık ana muhalefet, ağır siyasi baskı ve yargı süreçleriyle meşgul edilecek ve süreci durdurması olanaksız hale getirilmek istenecektir.
Mektubunda yaptığı uyarıları samimi bulmakla birlikte, Davutoğlu kendi siyasi ağırlığını yanlış değerlendirmesi ve buna eşlik eden siyasi kibri nedeniyle Altılı Masa'nın diğer liderleriyle birlikte muhalif tabanın sandık yoluyla iktidarı değiştirme fırsatını heba etti. Vasat bir cumhurbaşkanı adayı etrafında kurulan yanlış ittifak mimarisi, 2023 seçim yenilgisinin başlıca nedenlerinden biriydi ve Türkiye'yi bugünkü tabloya taşıyan süreci hızlandırdı. Başka birçok siyasi hatasının yanında, @Ahmet_Davutoglu en çok bu yanlış kararıyla hatırlanacaktır.
CHP'nin rozet töreninde salonda bulunanların en az 200'ü sahte figüran CHP'li ile dolduruldu.
Kılıçdaroğlu'nun rozet töreni için 950 TL’ye cast ajanslarından tutulan figüranlar arasında Mısırlı, Özbekistanlı göçmenler, atanmayan öğretmenler, öğrenciler vardı.
Arka bahçelerde slogan provası yaptırıldı. 50 kişiye CHP Gençlik Kolları yeleği giydirildi.
Not: Haberi yalanlayan herkese alandan fotoğrafımı bırakmak istiyorum. Destekleyen herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum.