Fate whispers to the warrior, 'You can not withstand the storm'.
The warrior whispers back, 'I'm the storm'.
...ben fırtanayım; doğa için, hayvanlar için...
Çok değerli şairimiz Ahmet Telli’yi bu akşam kaybettik.
Üzüntüm sonsuz.
Bu ülkede 1970’lerden beri yazını ve ideolojik mücadelesi ile ikonik bir yer edinmiş çok önemli bir sanatçıydı, şu dünyada şu çağda,50 yılı aşkın süre, yalın kılınç, şiiriyle, düşünceleriyle “bir ömürlük şiir yaratmıştı aslında.
Babamın çok yakın arkadaşıydı.
Telli anılarım çocukluğuma varır,1977-78 yılları, Ankara, Sanat Severler Derneği, Tavukçu, Türkiye Yazıları Dergisi, 12 Eylül’deki hapis dönemi, işkenceler…
“Yorgun Çocuklardık” Ahmet Telli’nin bestelediğim tek şiiridir.
6 ay kadar önce onu son gördüğümde, babam Ahmet Say’ın Ankara’daki mezarına ziyarete gitmiştik, Telli müthiş bir konuşma yapmıştı Say ailesine ve dostlara. Sağlığı gayet yerindeydi o günlerde.
Ama,
Kanser ani ve sert gelişti, bir kaç ay, hızla ve çok çabuk ilerledi, takip ettik her gün, dün sabah entübe edildiğini öğrendik. Bugün vefatını.
Ahmet Telli’nin (bu gönderide dinlediğiniz) “Yorgun Çocuklardık” şiiri ile veda ediyorum ona, çok üzgünüm, dimdik, hür, ve bir orman gibi kardeşçesine işte oydu, ve unutmayalım;
onun şiiri zaten onun nurudur…
Büyük şairler ölümsüzdür. Ahmet Telli ölümsüzdür…
…
Yorgun çocuklardık, geçmişimiz kan revan içinde
Yorgun çocuklardık, geleceğimiz ağıt
Neyi unutmuşsak yeniden yaşadık
Neyi yaşıyorsak unutulmaz oluyor
Biz ki direnmeyi öğrenmiştik acılardan
Kavgayı öğrendiğimiz kadar
Yakıp dursa da bağrımızı hicran
Zemheri ayazında kalsa da güller
Bel bağlamadık sevdadan gayrısına
Bel bağlamadık sevdadan gayrısına
Yakıp dursa da bağrımızı hicran
Zemheri ayazında kalsa da güller
Bel bağlamadık sevdadan gayrısına
Bel bağlamadık sevdadan gayrısına
Ki inandık
Çıkarıp baltasını topraktan
Törenin gereğini
Yerine getirecektir sevda
Kavganın kesintisiz tarihinde
Yalnızca sevdanındır ferman
Ki bir gül gibi taşırız
Hayatımıza vurulmuş mührünü
Ve hükmünü yerine getirmek
Boynumuza borçtur bizim
#ahmettelli̇
Doktorun çocuk kurtardığı tabiki hikaye çıktı. Köpek düşmanı sadist doktor zevk ala ala çekiçle köpeği öldürüp, 13 yaşındaki kızın elini kırdı.
Bu cani doktor hala çalışacak mı hala serbest kalacak mı? @ttborgtr@saglikbakanligi
Naçizane ben de açıklayayım!
Bir sosyal bilimci olarak yazılarım ve çalışmalarım kamuya aittir. İsteyen herkes kullanabilir, dağıtabilir.
Ancak butlanla CHP genel merkezinde görevlendirilenlerin ve onları destekleyenlerin herhangi araştırmamı, çalışmamı, makalemi, yazımı veya bana ait bir veriyi-bilgiyi kullanmasına, yeniden yayımlamasına ve paylaşmasına iznim yoktur.
Nevşehirli bir doktorun kızı…Dedesi Nevşehir’deki üniversitenin arazinin bağışçısı. Aldığını geri verme kültürü ile büyüdüm derken bu örneği verdi.
İsviçre’de eğitim gördü. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi mezunu.
Yapı Kredi’de, Koç Grubu’nda üst düzey yöneticilik yaptı. Petrol Ofisi’nde İcra Kurulu Üyesi oldu. HSBC’de Grup Başkanlığı görevini yürüttü.
İstanbul Kültür Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yaptı. Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nde ders veriyor. Türkiye’nin en ba��arılı öğrencilerine mentorluk yaptı.
Sonra kamuya geçti.
Bugün 15 aydır tutuklu olan İBB Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker, hakim karşısında savunmasını yapıyor.
Mahkemede kendisini şöyle anlattı…
“Kadın-erkek eşitliğine değil, fırsat eşitliğine inanıyorum.”
“Kurumsal ve çok uluslu şirketlerde üst düzey yöneticilik yaptım. Uluslararası denetimlerden, iç denetimlerden, bakanlık ve Sayıştay denetimlerinden alnımın akıyla çıktım.”
Ve ardından şu cümleyi kurdu…
Dolayısıyla böyle bir özgeçmiş ve kariyerle Medya A.Ş.'de, bile isteye, şahsi işlerin altına imza atmam ya da bir örgüt hiyerarşisinde yer almam mümkün değildir. Bu nedenle burada durduğum için utanç duyuyorum ama kendi adıma değil de, ülkem adına utanç duyuyorum. Yoksa benim alnım ak, ben buradan da yüzde 100 beraat edeceğime inanıyorum, biliyorum. Bütün mal varlığımı da iş hayatına başladığım 1998 yılından, Medya A.Ş.'de başladığım 2021 yılına kadar çalıştığım işlerden elde ettim. Hem ailemin desteği hem oradaki gelirlerimle. Medya A.Ş.'de çalışmaya başladıktan sonra hayatımda, yaşamımda, mal varlığımda en ufak bir artış ya da değişiklik olmadı.
Kendisine hiç kimsenin yasadışı bir iş yaptıramayacağını da ekledi.
Peki bu kadar kusursuz bir kariyerin ardından neden kamuya geçti? Onu da yanıtladı.
“Bir nedeni başarma arzusuydu. Diğeri ise artık kendimi tekrar ettiğimi düşünmemdi. Bu ülkenin devlet okullarında okudum, iyi eğitim aldım. Aldığını geri vermek gerektiği öğretilerek büyütüldüm….”
Bir kişi bir konuyu ihbar ettiğinde, cevap muhatabı ihbar edilenin kendisi değildir.
Ihbar edilenin hukuka aykırı davranmış olup olmadığı ve ihbara konu iddiaların doğru olup olmadığı hususlarını soruşturup karara bağlama yetki ve sorumluluğuna sahip birimlerdir. Bu olayda, yetkilendirilecek savcıdır.
96 yaşındaki insanın söylediği bir söz dolayısıyla derhal soruşturulduğu ülkede, gayet detaylı biçimde işkence ihbarında bulunan bir potansiyel mağdurun da konunun objektif olarak soruşturulmasını sağlayabileceği umulur.
Kamu malına kim göz diker, kim yolsuzluk yaparsa; parti, makam ve kişi ayrımı yapılmaksızın hesabı sorulmalıdır.
İBB davasında yüzlerce kişi rüşvet ve yolsuzluk iddiasıyla yargılan��yor. Bazı suçlamalar ise hâlâ “miş, mış” boyutundan ileri dahi gidebilmiş değil.
Seçilmiş Belediye başkanları hakkındaki iddialar henüz iddia düzeyindeyken tutuklandılar ve görevden alındılar.
AK Partili Kırıkkale Keskin Belediye Başkanı Ekrem Cönger, rüşvet suçlamasıyla yargılandığı davada dün 5 yıl 2 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. Rüşvet iddiasıyla yargılanan müteahhit ise 6 yıl 3 ay hapis cezası aldı.
Ekrem Cönger, tutuksuz yargılandığı gibi, hakkındaki iddiaları değerlendiren ağır ceza mahkemesi hapis cezası vermesine rağmen hâlen görevinin başında.
AK Partili Mesudiye Belediye Başkanı Cengiz Koçyiğit Cinsel saldırı suçundan 5 yıl hapis cezası aldı .Halen görevinin başında.
Adalet herkese eşit değil mi? İktidar partisinin temsilcileri mahkeme kararlarının sonuçlarından muaf mı?
İstanbul Emniyeti suç işlemeye devam ediyor.
Fatoş Pınar’ın iddialarının gerçeği yansıtmadığını bu kadar kısa sürede nasıl tespit ettiniz?
Disiplin soruşturması açtınız mı?
Soruşturmacı görevlendirdiniz mi?
Bu açıklama, suçu gizleme açıklamasıdır. Bu da suçtur.
Bizi partiden atacaklarmış.
Ah, ahhh…
Ne cehalet yahu.
Biz TBMM üyesiyiz.
Milletvekillerini MYK kararı ile disipline veremezsiniz.
Parti Meclisi kararı gerekir.
ÇIPLAK ARAMA, ÇOCUKLARIYLA TEHDİT...
Dünden beri, İBB Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker'in savunmasını okuyorum. Okudukça insanın kanı çekiliyor. Bir dava düşünün ki, tutuklandıktan ancak 15 ay sonra hakim karşısına çıkıp, savunma yapabiliyorsunuz.
Gözaltına alınırken geride 2 kız çocuğunu tek başına bırakmak zorunda kaldı. Emniyette "çıplak aramaya" tabi tutuldu. Tutuklandıktan sonra savcının kendisini itirafçılığa zorlamak için " Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" diyerek çocuklarıyla tehdit ettiğini anlatıyor.
Fatoş Pınar Türker'in Silivri Cezaevi'ndeki savunmasını, herkese duyurmak gerekir ki bu ülkede adalet sisteminin ne hale getirildiğini herkes görsün.
"Sabah 5.30- 6.00'da. Ben iki kızımla dediğim gibi yalnız yaşıyorum. Çok ilginç. İşte polisler eve geldi. Tam polisler gelmeden yani onlar kapıyı çaldılar, ben hemen onları görünce şeyde ekranda, Allah'tan avukatımı arayabilmiştim, çünkü girince polisler hemen telefonumu aldılar. "Hiçbir şeye dokunmayın" dediler.
POLİSLER 'CİNAYET MASASINDAN GELİYORUZ" DEDİ, KIZLARIM AVAZ AVAZ AĞLIYORDU
İşte çocuklarım ağlıyor, işte diyorum ki, "Bir su vereyim". "Hayır". İşte küçük kızım okula gidecek, "Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın" diyor sürekli şey. Polis bey, komiser herhalde. O çok yani onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. Dedim ki "Kaşe var mı" dedim. "Ne kaşesi" dedi. "Şirket kaşesi" dedim. "Yoo" dedim ben şirketin genel müdürüyüm kaşeyi ne yapayım? "Arayın evi" dedim, neyse evi arıyorlar filan. "Kimse yerinden kımıldamasın" filan dedi bize. Biz de böyle salonun ortasında pijamalarla duruyoruz. Kızlarım da haliyle ağlıyorlar ve ben yani bana sarılmak istiyorlar. "Sakın kimse birbirine dokunmasın" filan dedi. Dedim "Siz dedim mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız?" Şey dedi polis; "Biz cinayet masadan geliyoruz" dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar. Ben dedim "Ne cinayeti" dedim. Hayır dedim; "Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik" dedi.
'ÇOCUĞUMA BİR BARDAK SU BİLE VEREMEDİM'
Yani hani delil karartma meselesi ve hani çocuğuma bir bardak su bile veremedim gerçekten ama o kadar hani tiyatro mu ya da kabus mu gibi desem o gerçekten polislerin gözlerindeki o şeyi hiç göremeyeceğim ama çok insani olan bir yanında polis memuru daha vardı. O hatta sonra beni sağlık kontrolüne götürdüğünde başına bir şey gelmeyecekse, annemi aradı iki kere, benim konuşmama izin verdi, "kızınız iyi" dedi, sonra tekrar aradı. Allah razı olsun kendisinden. Ben o şekilde çıktım evden. Küçük kızım da son kez okuluna uğramış oldum. O döneceğimi düşündü tabi akşam. 15 ay geçti üstünden. Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm ama sonra ben 2. girdim herhalde nezarete. Asistanım vardı. "Sen niye buradasın Canan" dedim.
EMNİYETTE ÇIPLAK ARAMA
“Beni de aldılar Pınar Hanım” dedi. Zaten sonra gerisi yağmur gibi yağdı, işte Fatoş geldi, Ceyda geldi. Tanımadığım bir sürü insan geldi. Sonra artık orada tabi hiç görmemişsinizdir muhtemelen görmeyin de inşallah nezarethaneyi ama zaman mefhumunuzu yitiriyorsunuz çünkü şeyin altında olduğu için Bodrum katı olduğu için hiç cam, pencere yok. Müthiş bir pislik var her tarafta. Artık kaçıncı gün ne şeyde, bir bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Sırayla götürüyorlar bizi. Geriye getiriyorlar. Ben de gittim. Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı kadın memur beni. "Soyun" dedi. "Nasıl yani" dedim. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. "Üstünü giyebilirsin."
“Peki” dedim, “gidebilir miyim?” “Hayır” dedi. “Eşofmanını da indir” dedi. İndirdim. “Çamaşırını da”. “Nasıl yani” dedim? “İndireceksin” dedi. Dolayısıyla ikisini de ayak bileklerime kadar indirdim. “Şimdi yere çömel” dedi. Ondan sonra, o tutanlar varsa çıkabilir, ben utanmıyorum ama yani hani bu onurunu gururunu insanların belki şeyini yıkmak için yapılıyormuş ama hani yapan utansın, ben utanmıyorum. “Cinsel organını aç” dedi. Başını, arkanı dön, eğil filan. “Tamam” dedi. Halbuki ben şimdi biz ne olduğunu anlamıyoruz hani, bu arada ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Diğer arkadaşlarımızın farklı polis memurları varmış, daha farklı uygulamalar olmuş olabilir. Ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Bir de bunun biz şey olduğunu da anlamadık yani hani eldiven taktı ya eline, eldiveni kullanmadığı için biz mutlu olduk. Çünkü ben böyle jinekolojik muayene filan gibi bir şey olacak zannettim. Hani eldiven takınca biz sevindik nezarette sonra, tutuklandıktan sonra Fatoş'un çığlıklarıyla Elif'in ağlamasını hiç unutmuyorum. Çünkü şimdi biz tutuklandık her şey film gibi.
'FATOŞ ÇOK ÇIĞLIK ATIYORDU'
O an bir avukatın telefonuyla annemi aradım, kızlarımla konuştu. Hepsi ağlıyorlar filan. Sonra biz Silivri'ye geldik akşam vakti. Hakikaten film gibi. Çünkü insan cezaevine düşeceğini hani bir de böyle yedi sülalesinde böyle bir şey olmayınca, hiç suça bulaşmayınca filan hiç insanın aklının ucundan geçmiyor ama olabiliyormuş. Her şey insana dairmiş. Geldik, bize dediler ki sizi dediler merak etmeyin biz 5 kadınız. Bir de dışarıdan bir firma temsilcisinin eşiymiş o var. Siz dediler 6 kişilik koğuşa koyacağız. A biz çok sevindik filan. Sonra müdür hanım dedi ki Adalet Bakanlığı'ndan dedi talimat işte talimat geldi dedi. Sizi ayrı ayrı koyacağız dedi. Bizi götürdüler böyle ilk biz el eleydik Elif'le zaten. Elif de ��talya'da tatildeydi, sonra ona hani firar filan dediler de Elif kendi ayağıyla geldi duruşma salonuna ve sürekli şey diye ağlıyor kendisi, hatırlamıyorum. "Ama ben gelmek zorundaydım Pınar Hanım, kaçamazdım" diyor. El ele tutuşuyoruz biz Elif'le, ilk koğuşun kapısına geldik, "Burası sen" dediler. Açtılar koğuşu, koydular beni içine. Kapı kapandı. Ben hemen cama koştum. Cama koştum çünkü bir yanımdaki koğuşa "Elif, Fatoş seni koydular mı?" Sonra Fatoş'u sonra seni sonra Elif'i. Fakat biz sırayla Fatoş çok çığlık atıyordu.
SAVCI: FATOŞ ŞİMDİ AĞLARSIN BÖYLE KARŞIMDA
Fatoş çok çığlık atınca, ben ona bir şey olacak diye ben bari susayım dedim yani bütün gece şey diye geçti o gecemiz. Çünkü birimiz susuyoruz, birimiz ağlıyoruz. Bir de daha fenası ses gelmezse birbirimizi görmüyoruz, camdan konuşuyoruz. Orası da ağırlaştırılmış müebbet arkadaşlar yatıyormuş. Alt katta da cama çıktı başka kadınlar, dedi ki İBB geldiniz mi dedi. Bizim için hazırlık yapılmış, o koridor boşaltılmış, biz de sizi bekliyorduk dedi. Öyle ilk geceyi geçirdik. Sonra ertesi gün mazgal açıldı, şey dedi ki bana, infaz koruma memuru, "Fatoş" dedi. "Efendim" dedim. "SEGBİS" dedi. Dedim ki "O ne?" "Mahkemeye çıkacaksın" dedi. "Ben daha yeni tutuklandım" dedim. "Dün çıktım mahkemeye" dedim. "Yine çıkacaksın" dedi. Dedim ben herhalde idam edecekler ya da şey, müebbet verecekler hemen hüküm giyiyorum. Yine ağlamaya başladım. "Dur" dedi, "mahkemeden niye ağlıyorsun?" Dedim ki "Ben bilmiyorum, bu ne SEGBİS ne?" İşte dedi böyle online ekrana bağlanıyorsunuz. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor Allah Allah diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
SAVCI: Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını
"Ben sana ne dedim" dedi, "ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. Dedi, dedim ki "Tamam" dedim, "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ" dedi, "avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun" dedi, "ya da" dedi "malını mülkünü de alacağım" dedi.
'BEN HİÇ KİMSEYE HAKKIMI HELAL ETMİYORUM'
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyle... Mesela annesi yok mu bu insanların? Hepimiz zıbın giymedik mi? Ben hiç kimseye hakkımı helal etmiyorum. "
“Kurultayda rüşvet dağıttım” diyen iftiracının oğlunu kendine geçen hafta yardımcı yaptı. Hâlâ utanmadan “ahlaklı, erdemli kurultay yapacağım” diyor. Hakikaten böylesi gelmedi.
Kemal Kılıçdaroğlu: Benim koltuk derdim yok ama tarihin yüklediği bir sorumluluk var. Ben kurultayı toplayacağım. Ahlaklı, erdemli bir kurultayı elbette yapacağız. Elbette genel başkanımızı oylarınızla seçeceksiniz. Hiç kimse kapalı kapılar ardında özel pazarlıklar yapmayacak. Kimse kurultayı zenginleşme aracı olarak kullanmayacak, dolarlar havada savrulmayacak.
“Ben gittim, oturdum karşımda bir ekran açık ama 'Adalet mülkün temelidir' yazmıyor. Bir ofis orası böyle gözüm de ısırıyor, en sonunda kırmızı bir tane kahve makinesinden anladım Savcı Beydi o”
+ Savcı: Ya Fatoş, şimdi sen ağlarsın böyle karşımda. Ben sana ne dedim? Ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen, bu adamlar sana kumpas kuracak demedin mi? Konuşmadın sen. Verecektin ifadeni, gidecektin.
- Ama Sayın Savcım, ben bildiğim her şeyi anlattım.
+ Bak, şimdi sen git, eşyaları topla. Ben sana Çağlayan'dan araba göndereceğim. Geleceksin, burada bana ifadeyi vereceksin. Çocuklarına gidersin.
- Savcım, ben yine de ifade veririm, vermemi istiyorsanız. Bir avukatıma sorayım.
+ Hâlâ avukat diyorsun bana. Sen bir kafayla daha çocuklarını asla göremeyeceksin. Sen bekarsın, değil mi?
- Evet.
+ Velayetleri sende mi?
- Evet.
+ Senin çocukların reşit de değil, değil mi?
- Değil.
+ E, artık sosyal hizmetler alır senin çocuklarını.
Bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Biraz insanlığınız, biraz vicdanınız kaldıysa bu insanların yaşadıklarına kulaklarınızı kapatmayın.
🚨SUÇ DUYURUSUNDA BULUNUYORUM!
Mustafa Kemal Atatürk’e ve Atatürk’ü seven insanlara “pez….., tefeci, s… shop işleten, pavyoncu…” gibi ibareler kullanarak alenen hakaret eden AKP Terme Meclis Üyesi Rümeysa Eker hakkında gereği yapılmak üzere Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunuyorum!
Bu ülkede kimse Atatürk’e ve aziz hatırasına hakaretamiz cümleler kullanamaz!
@ajansmuhbir1923 Bu kadının kanunların uygulanarak ceza aldığı günü görmeyi çok istiyorum. Ve güzel göreceğimiz gibi bunu da göreceğiz çok yakın!
O güne kadar umarım türkçe dil bilgisini öğrenmiş olursun çünkü "döndüğünde" bu lazım olacak!
⚠️ “Biz hiç pezevenkleri tanımıyoruz. Sen biliyorsun demek ki…”
👉🏻 CHP’li Meclis Üyesi Neslihan Özdemir Türk milletine hakaret eden AKP’li Rümeysa Eker’i kepaze etti:
• Bu paylaşımı yapan kişi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Meclisi’nde görev almakta.
• Utanmadan bu yazıyı yazmış.
• Yetmemiş, Atatürk’ü küçültmeye çalışmış.
• Onun kurduğu Cumhuriyet’in sağladığı haklardan yararlanacaksın, onun sağladığı seçme ve seçilme hakkından yararlanacaksın…
• Yazının sonunda İslamiyet’ten, kul hakkından bahsetmişsin, hangi akrabanın torpiliyle, kimlerin kul hakkını yiyerek o listeye girdin bir düşün önce.
• Biz hiç seks shop işleten kimseyi tanımıyoruz, kaçı Kemalist, kaçı sağcı bilmiyoruz.
• Biz hiç pezevenkleri tanımıyoruz.
• Sen biliyorsun demek ki, yüzdelik dilimleri bir ver. Biz de öğrenelim!
• Ben hacca giden, namaz kılan, kul hakkını gözeten binlerce Cumhuriyetçi ile tanıştırabilirim seni.
• Aynı şekilde sağcıyım diyen, faiz yiyen, rüşvet alan, ayaklarını sekreterlerine yıkatan insanları da söyleyebilirim ama sen zaten tanıyorsun.
• Ahlakın sağcısı ve solcusu olmaz.
• Yazında ‘Amerikaya’ya gidenler’ demişsin sen bu Meclis kürsüsüne ‘New York’ yazılı tişörtle geldin. Biz savunduk.
• Terör örgütleri diyorsun ya, FETÖ bu ülkeye kimin zamanında sızdı, kimlerle kol kola yürüdü bir bak bakalım.
Aziz milletim,
Siz darbeciyi de, yalancıyı da, fırsatçıyı da, korkakları da çok iyi tanırsınız.
Onları gözlerinden tanırsınız. Sözlerinden tanırsınız. Davranışlarından tanırsınız.
Ve en önemlisi, sandıktan kaçışlarından tanırsınız.
Onlar korkun istiyor, susun istiyor, rıza gösterin, demokrasiye sahip çıkmaktan vazgeçin istiyor.
Ama şimdi teslim olma değil; umutla, cesaretle, azimle ve kararlılıkla yürüme zamanıdır.
Güçlü olan sizsiniz, asıl olan sizin iradeniz.
Gelecek sizin ellerinizde.
Rehberimiz millettir.
İsmail Arı'dan 5 Haziran'da görülecek duruşmasına çağrı
“Çok büyük bir hukuksuzlukla ve eziyetle karşı karşıyayım. 5 Haziran’da haber alma hakkınıza, gazeteciliğe ve demokrasiye sahip çıkmak için beni yalnız bırakmayın”
https://t.co/7DiOX1WS7z