Yüksekova-Onbaşılar (Hirmîn) yolu Zînya Sêvê mevkiinde pancar toplamaya giden yurttaşlarımızı taşıyan minibüsün uçuruma yuvarlanması sonucu meydana gelen kaza yüreğimizi yakmıştır. Hastane yetkililerinin verdiği bilgilere göre maalesef 2 yurttaşımızın yaşamını yitirdiği, biri ağır olmak üzere vücudunda kırıklar bulunan 6 yaralının olduğunu öğrendik. Yaralıların tedavi sürecini yakından takip ediyoruz. Hayatını kaybeden yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına başsağlığı; yaralılara acil şifalar diliyorum.
Bölgede kalıcı bir çileye dönüşen, haftalarca kapalı kalan ve her dönem can güvenliğini tehdit eden yol sorunlarını dile getirmekten dilimizde tüy bitmiş olsa da ihmallerin bedelini ne yazık ki yine canlarımızla ödüyoruz. Yetersizliklerin ve güvensiz yolların yol açtığı bu acıların artık son bulması gerekmektedir; yurttaşlarımızın en temel hakkı olan güvenli ulaşım hakkının sağlanması için mücadelemizi ve konunun takipçisi olmayı kararlılıkla sürdüreceğiz.
Başımız sağolsun.
@UABakanligi@a_uraloglu
En acılı günümüzde, sevdiklerimizi son yolculuğuna uğurlarken bile bize reva görülen tablo bu: Çamur, çaresizlik ve bir kepçe dolusu utanç... Bu halk, yasını tutarken bile bu eziyeti çekmeyi, bu sahipsizliği yaşamayı hak etmiyor.
Bugün cenazemizi bile taşıyamadığımız bu yollarla, uzmanların her gün uyardığı o büyük depreme nasıl yakalanacağız? Olası bir afette Hakkari’nin dünyayla bağının tamamen kopmasının, yollarda yitip gidecek canların ağır vebalini kim ödeyecek?
Bu hal hal, bu yollar yol değildir! İnsan onuruna yakışmayan bu eziyete derhal son verilmeli, günü kurtaran yamalar değil, kalıcı çözümler acilen hayata geçirilmelidir.
DBP, DEM Partî û TUHAD-DER rêxistinên me yên navçeyî, bi beşdariya parlamenterê me Onur Düşünmez, li Şemzînanê, gundên Helanê, Gelêşim û Melayê Garê ziyaret kirin. Di vê serdanê de, em agahdariyên dawî yên siyasî û pêvajoya aştiyê ya destpêkirî bi gelê me re parve kirin.
Okullar, çocukların hayallerini büyüttüğü ve güvenle sosyalleştiği alanlar olması gerekirken, ne yazık ki son dönemde şiddetin, ihmalin ve can korkusunun gölgesinde kalmıştır.
Siverek’te başlayan ve Maraş’ta katliam boyutuna varan bu saldırılar, yaşananların köklü bir sistem krizi olduğunun en acı kanıtıdır.
Şiddet kendiliğinden ortaya çıkan bir olgu değildir; toplumsal eşitsizliklerin derinleştiği, kutuplaştırıcı dilin hakim olduğu ve eğitim emekçilerinin sistematik olarak itibarsızlaştırıldığı bir iklimde yeşermektedir. Eğitim politikalarının bilimsel ve kamusal özünden koparılması, okulları sadece dört duvardan ibaret mekanlara dönüştürmüş, öğrencilerin okul aidiyetini ve gelecek umudunu zayıflatmıştır.
"Bozuk düzende düzgün çark olmaz" sözünde olduğu gibi mevcut eğitim politikaları değişmedikçe benzer acıların yaşanma riski ortadan kalkmayacaktır. Milli Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere tüm yetkililer, bu ağır tablonun sorumluluğunu üstlenmeli ve "Eğitimde Şiddet Yasası" dahil olmak üzere somut, caydırıcı adımları derhal atmalıdır.
Bu tür acıların bir daha yaşanmaması adına toplumsal barışı ve eğitimde güvenliği tesis etmek hepimizin öncelikli görevidir.
Siverek ve Maraş’taki saldırılarda yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabır, yaralılara ise acil şifalar diliyorum. Tüm halkımızın başı sağ olsun.
#Siverek #Maraş
Şemzînan’da köy köy dolaşarak halkımızı ziyaret etmeye ve seslerine kulak vermeye aralıksız devam ediyoruz. İlçe örgütlerimizle birlikte Katune (Kayalar), Şikevtan (mağara önü), Kole, Zerkê (Sarıca) köylerinde halkımızla buluştuk, süreci değerlendirdik.
Halkımızın sözü pusulamız, dile getirdikleri her bir talep ve eleştiri bizler için net birer talimattır. İçinden geçtiğimiz bu yolu omuz omuza yürümeye, halkımızı dinlemeye devam edeceğiz.
@dbpsemzinan@DemSemdinli
Şemzînan ilçe örgütlerimizin katılımıyla Dêman (Çatalca), Tisê (Soğuksu) ve Helank (Güvenlik) köylerinde verimli halk buluşmaları gerçekleştirdik. Güncel siyasi süreci değerlendirerek halkımızın sahadaki gerçekliğini ve beklentilerini yerinde dinledik.
Halkımızın sunduğu her bir eleştiri ve öneri, çalışmalarımıza yön veren en önemli dayanaktır. Gösterdikleri güçlü ilgi ve dayanışma için teşekkür ediyor, ortak akılla ve kararlılıkla mücadelemizi sürdürüyoruz.
@DemSemdinli@dbpsemzinan
Em êrîşên ku li dijî Hewlêr û Dihokê pêk hatin û avahiya Serokê Herêma Kurdistanê ya Iraqê Birêz Nêçîrvan Barzanî jî hedef girtin, bi tundî şermezar dikin. Ev êrîşên provokatîf ên ku pêk hatin ne tenê li dijî kesayetekî, di heman demê de li dijî îstîkrara Herêma Kurdistanê û ewlehiya gelê Kurd e.
Di demên dawî de bi êrîşên ku li dijî Hewlêrê zêde dibin, hewl didin ku şerê ku dimeşe li tevahiya herêmê belav bibe. Gelê Kurd di her kêliyên dîrokê de bi berdilên giran bi aştîyane têkoşîna parastina destkeftiyên xwe meşandiye. Li hember vê helwestê îro hewl didin gelê Kurd bikşînin li nav siyaseta şer.
Hedefgirtina erdnîgariya gelê Kurd, li hember îradeya gelê me hewldana pêşxistina siyaseta şer e. Em vê nêzikatiyê bi tu awayî qebûl najkin. Di der barê êrîşên ku tê gotin ku ji aliyê hêzên Îranê ve pêk hatin e, divê demildest daxuyaniyên ku bûyerê ronî bikin, ji raya giştî re bê ragihandin. Êrîşên ku îstîkrara herêmê tehdît dikin û gelên sîvîl hedef digrin divê neyên berovajîkirin.
Bi vê mabestê em di şexsê Birêz Nêçîrvan Barzanî de ji gelê me yên Başûrê Kurdistanê re hêviyên derbasbûnê pêşkeş dikin û daxwaz dikin ku êrîşên bi vî rengî dubare nekin.
Di heman demê de em piştevaniya xwe ya ji bo gelên me yên ku bandor ji van êrîşan dîtin, dubare dikin. Her wiha em car din diyar dikin ku; li hember tevî êrîşan em ê her tim bi ruhê yekitiyê derbikevin.
Eş Genel Başkanımız Çiğdem Kılıçgün Uçar'ın katılımıyla, Adıyaman'da üç yıl önce depremin olduğu saatte yitirdiğimiz canların mezarındaydık.
Yaşamını yitiren her bir yurttaşımızı bir kez daha büyük bir saygıyla anıyoruz.
Nasıl ki depremin yaralarını hep birlikte dayanışmayla sarmaya çalıştıysak, depremden sonra sorumluluktan kaçanlardan hesabı da yine hep birlikte soracağız.
6 Şubat rantçı ve merkeziyetçi politikaların utanç tablosudur!
6 Şubat 2023’te yaşanan depremlerin üçüncü yıl dönümünde yitirdiğimiz tüm yurttaşlarımızı saygıyla anarken, 6 Şubat günüyle birlikte ortaya çıkan tablonun, bir “doğal afet” değil; yıllardır sürdürülen rantçı, merkeziyetçi ve halk düşmanı politikaların kaçınılmaz sonucu olduğunu vurguluyoruz.
Bu toprakların bir deprem kuşağında olduğu herkesin bildiği bilimsel bir gerçekken, bu hakikati yok sayan siyasi iktidar, milyonları enkaz altında ölüme terk etmiştir. Yaşananlar ihmalkârlık değil; bilinçli bir tercihin, örgütlü bir suç düzeninin sonucudur. Üçüncü yılın sonunda bugün ortaya çıkan sonuç; sermayeye hizmet eden, halkın yaşamını hiçe sayan iktidar aklının eseridir. Enkazlardan ölüm çığlıkları yükselirken AFAD’ı, Kızılay’ı ve tüm kamu imkânlarını harekete geçiremeyen; halkın kendi dayanışma ağlarını bile engelleyen bu çürümüş yönetim anlayışı, o günden bugüne toplum nezdinde hükmünü yitirmiştir.
Halkın can güvenliği için toplanan milyarlarca liralık “deprem vergileri” savaş politikalarına, saray şatafatına ve yandaş müteahhitlerin rant kasalarına aktarılmıştır. Yıkım yalnızca binaları değil, toplumsal vicdanı da enkaza çevirmiştir. Depremin ardından akıbeti hâlâ gizlenen, cemaatlerin ve karanlık yapıların eline bırakılan kayıp deprem çocukları bu düzenin en karanlık yüzünü gözler önüne sermektedir. Bugün deprem bölgelerinde yükselen yapılar, halkın barınma hakkını değil; “rezerv alan” adı altında yoksulların mülksüzleştirilmesini ve sermayenin çıkarlarını temsil etmektedir.
Deprem sonrası yaşanan insani tablo ise başlı başına bir utanç belgesidir. Aradan geçen zaman dilimine rağmen bugün hala barınma, sağlık, eğitim ve barınma sorunları devam etmektedir. Milyonları canından, yaşam alanlarından koparan felaketin sonrasında halkın geleceği sermayeye peşkeş çekilmiştir. Rant ve talan odaklı sözde ‘’yeniden inşa süreçleri’’ ise kapalı kapılar ardında, halkın iradesi yok sayılarak yürütülmektedir. Bu yağma düzen, binlerce insanın ölüm fermanı olmuştur. Bu katliamın siyasi sorumluları bellidir ve bu suç asla unutulmayacaktır. Tüm bu nedenlerden ötürü, bu felaketin bir doğa olayından çıkarılıp insan eliyle örülen bir katliama dönüşme sürecini tüm çıplaklığıyla teşhir etmeyi görev biliyoruz.
Halktan toplanan milyarlarca dolarlık deprem vergileri hangi kirli pazarlıklarda buharlaştırıldı? Üç yıldır kendilerinden haber alınamayan deprem çocukları nerededir, kimlerin elindedir ve bu suskunluk neden sürmektedir?
Bu soruların yanıtını beklerken, asla normalleştirmeyeceğimiz bu düzene karşı; doğanın değil, rantın kanunlarını işleten bu karanlık zihniyete karşı demokratik, ekolojik ve güvenli bir yaşamı hep birlikte inşa etme kararlılığımızı da bir kez daha vurguluyoruz.
Rojava’da Kürt halkına yönelik devam eden saldırıları basın açıklaması ve yürüyüşle halkımızla birlikte kınadık.
Emperyalist devletlerin desteklediği Colani ve çeteleri, Kürt halkına karşı topyekûn bir saldırı sürdürüyor. Şunu çok iyi bilin:
#ZINDÎ | Bi pêşengtiya Platforma Saziyên Demokratîk em bi gelên xwe re li dijî êrîşên li ser Şêx Meqsûd û Eşrefiyeyê li Amedê dimeşin. https://t.co/rup2q6ppT8
Bugün Şêxmeqsûd, Eşrefiye û Benî Zêd’de Kürt ve Süryani halklarına yönelik gerçekleştirilen katliam ve saldırılara karşı Amed’de halkımız ile binler olup alanlara aktık.
Çeteler eliyle Suriye ve Rojava’da halklar ve inançların bir arada yaşama umuduna gölge düşürmeye çalışan zihniyete karşı Kürt halkı dimdik ayaktadır.
Halkların barış, özgürlük, demokrasi ve ortak yaşam iradesine karşı yürütülmeye çalışılan kirli pazarlıklar son bulana kadar her alanda Rojava’nın sesi, nefesi olmaya devam edeceğiz. Çünkü bizler biliyoruz ki “Rojava’ya sahip çıkmak, insanlığa sahip çıkmaktır!”
📌Halep’te Kürtlerin yaşadığı bölgelere yönelik saldırılar, İŞİD’in insanlık dışı zihniyetinin bugün HTŞ eliyle yeniden sahnelenmesidir.
📌İŞİD’ten devşirilmiş bir çete olan HTŞ, sivilleri hedef alarak yalnızca sivillere değil, Suriye’de yıllardır örülmeye çalışılan demokratik çözüm umuduna da saldırmaktadır.
📌Bu saldırılara göz yuman, dolaylı ya da açık biçimde HTŞ’yi destekleyen güçler; bölgeyi daha derin bir kaosa, yeni katliamlara ve kalıcı istikrarsızlığa sürükleme riskine kapı aralamaktadır. Aynı şekilde sessizlik de bu suçlara ortaklıktır.
📌HTŞ üzerinden yapılan hesapların ve yol açtığı sonuçların Türkiye’deki demokratik çözüm çabalarına da ağır darbe vuracağı bilinmelidir.
📌Türkiye’nin “HTŞ’ye destek vermeye hazır olduğu” yönündeki tutumu, bu yıkıcı süreci besleyen tehlikeli bir yaklaşımdır ve kabul edilemez.
📌Dün Kobanê’den dönen yanlış hesabın bugün Halep’ten de döneceği bilinmelidir. Bu gerçekliği yok sayarak yol almak tarihi ve stratejik bir hata olacaktır.
📌Uluslararası ve bölgesel güçleri HTŞ’ye açık ve net biçimde dur demeye, sivillere yönelik saldırıları durduracak somut adımlar atmaya, Suriye’de demokratik ve kapsayıcı bir çözümü savunmaya çağırıyoruz.
Bi pêşengtiya Platforma Saziyên Demokratîk, em bi gelên xwe re li dijî êrîşên li ser Şêx Meqsûd û Eşrefiyeyê li Amedê meşiyan.
Gelê Kurd jiyaneke bi koledarî tu car qebûl nekiriye, îro jî qebûl nakê. Em îro li Amedê û hemû deverên Bakurê Kurdistanê ji bo Rojava li ser pêya bûn. Hesabên şaş çawa ji Kobanî vegeriyabe dê ji Helebê jî vegere.
Şêxmeqsûd, Eşrefiyê ve Benî Zêd’e yönelik Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı silahlı grupların saldırılarını protesto ettik.
Bu saldırılar yalnızca birkaç mahalleyi hedef almıyor, Suriye’nin çoğulcu geleceğine, halkların birlikte yaşam umuduna yönelmiş açık bir saldırıyı temsil ediyor. Kürtlerin kanı ve statüsü üzerinden kirli pazarlıklar yapılmasına izin vermeyeceğiz.
Êrîşên ku li Helebê li dijî gelê Kurd pêk tên, hewldanên bihêzkirina feraseta DAÎŞ'ê ye.
Bi destê HTŞ'ê hewl didin lêgerînên çareseriyê yên ji bo Sûriyê vala derxin.
Êrişên ku pêk tên, ji Hewlêr heya Silêmaniyê û Mahabadê li dijî tevahiya gelê Kurd e.
Piştgiriya HTŞ'ê û li hember êrîşan bêdeng mayîn, pêvajoya çareseriyê jî dixe xeterê.
13 ser raver sîyasetmedarên cinîyê Kurd, Sakîne Cansiz, Fîdan Dogan û Leyla Şaylemez ard kîsten. Ebe heskerdîş û hûrmet yad kon.
Sakîne Cansiz, xowerdayîşe sare Kurdan û perodayîşe cinîye Kurdî peru dîna ra arde naskerden. Duste bandore camerdu de venge cinîye bî. Fîdan Dogan ebe kare dîplomasî, vastene sare Kurdan sevekna. Leyla Şaylemez, serva ameyoxe xortê Kurdan guriyay.
Qatlîama Parîs, duste haştî û azadî arde vîrasten. Nu qatlîam perodayîşe azadîye cinîye kurdan û sare Kurdan neşkîya bixelesno. Nu perodayîş peru dîna ra vila bî, mîraz bî. Nu mîraz ewro prosese Haştî û Komele Demokratîk cuye xo rameno.
Zere ma de rê, mezgê ma de rê…
İran halklarının haklı mücadelesinin yanındayız
Ortadoğu, yüzyılı aşkın süredir ulus-devletçi, molla rejimi ve halkları yok sayan siyasal anlayışların yarattığı derin krizlerle sarsılmaktadır. Bölge halklarının iradesini tanımayan, farklılıkları bastırmayı esas alan bu rejimlerin ayakta kalma çabaları; savaş, yoksulluk, göç ve sürekli olağanüstü hâl koşulları olmuştur. İran İslam Cumhuriyeti de bu tarihsel ve yapısal krizin en sert örneklerinden biri olarak, halkların taleplerini yok sayan teokratik bir yönetim anlayışında ısrar etmektedir.
Tahran’da başlayıp kısa sürede İran’ın birçok kentine yayılan protestolar, yalnızca kötü ekonomi politikalarına karşı bir tepki değil; uzun yıllardır biriken siyasal, toplumsal ve kültürel baskıların dışavurumudur. Halkın sokaklarda yükselttiği demokratik taleplere rejimin silahla karşılık vermesi; şimdiye kadar onlarca insanın yaşamını yitirmesine, yüzlercesinin yaralanmasına ve tutuklanmasına yol açmıştır. Bu tablo, İran rejiminin halkları muhatap almaktan ne denli uzak olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir.
İran’daki bu krizin, ülke içi ve ülke dışı dinamiklerle bağlantısı olduğu unutulmamalıdır. Bölgesel ve küresel güçlerin askeri, siyasi ve ekonomik müdahaleleri, İran rejiminin hali hazırda var olan güvenlikçi politikalarını daha da belirgin hale getirmiştir. İran iktidarının tüm kaynakları savaşa ve güvenliğe yönlendirmesinin bedelini yoksulluk, işsizlik ve güvencesizlik içinde yaşayan halklar ödemiştir ve ödemeye devam etmektedir. Rejim yıllardır, her krizi halkların taleplerini bastırmak ve kendi iktidarını sürdürmek için bir araç olarak kullanmaktadır.
Bugün yaşanan isyan dalgası, 2022 yılında kadınların öncülüğünde başlayan “Jin, Jiyan, Azadî” isyanının sürekliliği niteliğindedir. Kadını kamusal yaşamdan silmeyi hedefleyen, bedenine ve kimliğine müdahaleyi meşrulaştıran politikalar; İran’da olduğu kadar Ortadoğu’nun tamamında derin bir toplumsal yarılmaya yol açmaktadır. Kadın özgürlüğünü esas almayan hiçbir siyasal sistemin özgürlük üretemeyeceği gerçeği, bugün İran sokaklarında bir kez daha açıkça görülmektedir. İran rejimi, halkların demokrasi talebini “dış mihraklar” söylemiyle bastırmaya çalışarak klasik ulus-devlet reflekslerine sarılmaktadır. Oysa gerçek açıktır: Kriz, dışarıdan değil; halkları yok sayan, farklılıkları tehdit olarak gören ve şiddeti yönetim biçimi haline getiren sistemin kendisinden kaynaklanmaktadır. Bu tablo ulus-devlet yapıları ve kapitalist modernitenin Ortadoğu’da artık çözüm üretmekten uzak olduğunu; aksine krizleri derinleştirdiğini göstermektedir. Çıkış yolu, baskıyı artırmak, isyanı bastırmak ya da savaş politikalarına sarılmak değildir. Çıkış yolu, demokratik dönüşümden, hak ve özgürlük alanlarının genişletilmesinden, halkların ve inançların eşit ve özgür birlikteliğinden geçmektedir. Kürt halkı başta olmak üzere İran’ın kadim halkları ve inançları, özgür ve insanca bir yaşam talebinde birleşmektedir.
Demokrasi temelinde gelişecek toplumsal ve siyasal bir modelin; yalnızca İran için değil, tüm Ortadoğu halkları için umut olduğu artık su götürmez bir gerçektir. Şunun altını bir kez daha çizmekte fayda görüyoruz; eşitliğin, özgürlüğün ve kadın öncülüğünün esas alındığı bir demokratik dönüşüm, bölgenin kronikleşmiş krizlerine gerçek bir alternatif sunmaktadır.
Kürt halkının, Ortadoğu’da mücadelesini verdiği ve hayata geçirdiği; eşitlik, özgürlük ve demokrasi temelli yeni yaşam modeli bu coğrafyadaki tüm halkların kurutuluş reçetesi mahiyetindedir. Dolayısıyla çözüm; savaşa, şiddete, eşitsizliğe, gericiliğe ve zulme karşı direnişi ve demokratik değerleri öncelemektir.
Bizler bu haliyle; İran rejimini derhal şiddet kullanmaktan vazgeçip, halkların ekonomik sorunlarına çözüm üretmeye, demokrasi ve özgürlük taleplerine kulak vermeye ve farklı inanç ve kimlikleri tanımasını gerektiğini vurguluyoruz.
https://t.co/vkgnlX2gsR