Dünyanın en büyük yalanı bu,, acile gelenlerin çok büyük bir kısmı acil olmadığını biliyor. Bilmeyen de doktora acil mi diye sormaya gelmiyor, işini kısa yoldan, başkalarının hayatını tehlikeye atma pahasına görmeye geliyor
20 küsur yıldır, kişisel olarak hiçbir vasfa ya da niteliğe sahip olmayan bir grup insanın, bir siyasi hikaye etrafında birleşerek “biz aslında çok önemli insanlarız” fantezisi kurmasını izliyoruz. Ve bu narsistik fantezilerini bize dikte etmeleriyle boğuşuyoruz.
Kaçak kullanmayı kabullenemeyip doğal gaz sayacının kontrol edilmesini talep edip fatura ödemeye başlayan genç:
"En azından doğal gaz başkanı gelir teşekkür eder diye düşündüm. Harikasın Barış der..."
@cansubyrktr Çare bulmanıza sevindim, geçmiş olsun. Ancak söylediğim gibi bireysel bir deneyim sonrası direkt neden sonuç ilişkisi kurulabileceğini düşünmeniz doğru değil ne yazık ki. Dolayısıyla argümanım hala tutarlı ve geçerli.
Merak edip okumanız çok güzel; ancak tıbbi makale okumak, tıbbi istatistik bilmeyi gerektiren bir eylem. O yüzden tıbbi istatistik eğitimi olmayan kişilerin bunu yapması gazeteden köşe yazısı okumaya benziyor ve bunun ötesinde bir anlam taşımıyor ne yazık ki ++
İlk başlarda ben de süreci hevesli hevesli anlatmaya çalışma yanlışına düştüm. Makaleler basıp götürüyordum. Çabalarımın nafile olduğunu fark edince bıraktım. Tabii, doğrudur, nasıl derseniz...
++okadarfazla ki inanamazsınız.Özetle bilinçli hasta tabii ki seviyoruz(en azından çoğumuz).Ancak bilinçli olmaktan kasıt hekim rolüne girmeye çalışmaksa bu gereksiz bir ego savaşı ve hastanın işini kolaylaştırmayıp aksine yok yere hem hekimi hem hastayı geren bir şey ne yazık ki
++Ancak bilinçli olma adı altında o kısacık muayene süresinde hiç gereği olmadığı ve ben kendisiyle konuşurken tıbbi terim kullanmadığım halde tıbbi terim kullanan (ki çoğunlukla yanlış anlamda kullanılıyor), sipariş verir gibi yarım bilgiyle tetkik ve ilaç isteyen hasta sayısı++
Bir kaç gün önce Şanlıurfa’da heyet olarak gezerken bir eczaneye girdik. Sığınmacıların ilaç ve takviye paralarının göç idaresi tarafından ödendiğini anlattı. Dışarı çıktık. 10 metre kadar uzaklaşmıştık. Yaşlı bir adam geldi. “Göz ilacı alacağım. Telefonumu 2000 TL’ye sattım: ilaç 2500 TL. 500 TL borç verir misiniz?” dedi. “Gel ilacı birlikte alalım” dedim. Başka bir eczaneye reçetesini vermiş. Girdiğimiz eczaneden diğer eczaneyi aradılar. Orası reçete girişini iptal etti. Parayı ödedik. Eczaneden ayrıldık.
10 dakika sonra caddede vatandaşla konuşurken yaşlı adam teşekkür için yetişmiş elimi öpmek istedi. Utanarak geri çektim.
Suriyelinin bedava aldığı ilacı bu ülkede askerliğini yapmış, vergisini ödemiş Şanlıurfalı telefonunu satarak ve para rica ederek satın almaya çalışıyor,
Emekli işitme cihazı alamıyor.
Almanya bizi kıskanıyor. @zaferpartisi
Daha önce de yazdım. Tıpta gerekeni yapmak her zaman olumlu sonuç vermez, tıbbın mantığıyla hukukun mantığı her zaman uyuşmaz. Hukuku elini taşın altına koymuş, başlıca niyeti hastasını iyileştirmek olan, risk almış hekimi ağır derecede cezalandırmak mantığı üzerine kurarsanız riskli operasyonları/işlemleri artık kimse yapmak istemez. Bunun zararı da en başta hastalara olur.
Malpraktis davaları hekimi sadece mesleki değil sosyal ve psikolojik açıdan da yıkmayı amaçlıyor.
Bu "cezalar(?)" daha makul, ülke gerçekleriyle uyumlu olmalı. Sınır getirilmelidir. Tıbbi sorumluluk sigortası Aktüer hesabı karşılamalıdır.
Almadığı tedbir nedeniyle onlarca işçisi/müşterisi ölen işadamına, hatalı yaptığı bina nedeniyle depremde yüzlerce insanın ölümüne neden olan müteaahhite bu kadar ceza verilmiyor!
Branşım, mesleğim, hastalarım için çok üzgünüm...O güzel çocuk içinse bir milyon kez üzgünüm. O hekimi düşünemiyorum bile. Ama .. Cerrahi başlı başına riskli bir işlemdir. Bu riski alarak ameliyat yapan kişilere cerrah denir! Böyle yaparsanız tüm cerrahlar dolgu botoks yapar, olan yine hastalarımıza olur! Bir çocuğun hayatına ücret biçilemez. Ama böyle orantısız cezalandırma yaparsanız ( üstelik komplikasyon süreci doğru yönetilmiş bir vakada) ameliyat yapacak cerrah bulamazsınız... Bu dava pediatrist meslektaşımın davası gibi bir dönüm noktası olacaktır. Bu karardan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak...
Geçtiğimiz ay DEM’ li Sırrı Süreyya rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldı. ricali devlet dahil memlekette kim varsa hastane önünde kuyruk oldu. Memleketin en iyi lüks hastanesi Florance nightingale ve en iyi doktorları seferber edildi. Süreci ekranlardan dakika dakika verildi.
Yani son günleri dahil bir hıyrını görmediğini söylediği cumhuriyetin tüm imkanlarını dibine kadar sömürdü.
Okumak için Ankara’ya geldiğinde Cumhuriyetin sağladığı imkanlarla ilk defa bir ögünde 3 çeşit yemek yenildiğini tecrübe eden Sırrı ömrünü ona bu imkanları sağlayan cumhuriyete karşı savaşmakla geçirdi.
Teröristbaşına babam dedi, devletin yıkılması milletin bölünmesi için terör örgütünün siyasi kanadında yer aldı, PKK’ lı leşler için şehit kavramını kullandı, sözde Ermeni soykırımı dahil her meselede Türk milletine hasımlık güttü.
Bu hasımlıkları güderken vekil oldu, Meclis başkan vekili oldu. Teröristbaşına babam dedi, barış elçisi oldu. Postacılığını yaptığı terör örgütünün taleplerini kabul etmezsek örgüt tarafından öldürüleceğimizi ima etti ve ölüm haberini verecek başçavuşun evimize geleceğini söyledi. Tartıştığı Enver Ayseveri evine örgütü yığmakla tehdit etti. Bu haliyle sevimli adam oldu. Barış elçisi oldu.
Ömrü Cihangir’in sosyetik mekanlarında geçti. Bu şatafatlı hayatı yaşarken muhalif aydın!!! sayıldı.
Dün Nihat Genç abimizin entübe edildiği haberini aldık. Bir gün evvel hastaneye gitmiştik. Yenge hanım ve oğlu vardı.
Nihat abi bir kuzey fırtınasıydı. Doğru, deli, dolu.
Hayatını bu millet için yaşadı. Kalemi bu toprakların en güzel hikayelerini yazdı. Eyvallahsızdı. Yeri geldi seyyar satıcılık yaptı.
Bir gün akşam yürüyüşü yaparken, gel dedi şurda sana bir döner ısmarlayayım. Abi aç değilim dedim. O an göz göze geldik, Fatih dedi param var. Param var dediği buraya yazsam pek çok insana komik gelecek bir rakamdı. İçim sızladı. Kitaplarından dolayı biraz telif gelmişti.
Hayattaki mal varlığı bir evi oldu. Evi aldığında aramış ve o çocuksu heyecanıyla evim var artık Fatih demişti. Ev görmesine eşimle gittim. Evi nasıl bir heyecanla gezdirdiğini anlatabilmek için Nihat Genç olmam lazım.
Yazacak çok şey var. Ancak yazacak takatim yok.
Sırrı, Cihangirin sosyetik mekanlarında muhalif aydın??? rolü keserken Nihat abi Yüksel caddesinde Engürü kıraathanesinde oturuyordu.
Nihat abi biricik evladına iş bakarken Sırrının kızı ve damadı Alaçatıyı üstlerine yapıyordu.
Bu toprakların soylu çocuğu Nihat Genç hastanede entübe halinde. Tedavi gördüğü hastaneye gelip gidenler sadece dostları. Ne ricali devlet var ne mersedeslerle, makam şoförleriyle gelenler…
Bir tarafta Cumhuriyet için yaşayan ve yazan Nihat abi diğer yanda Sırrı… Bu turnusol mahiyetindeki iki hayat size bir şey anlatamıyorsa benim yazarak anlatmam imkansız. Ne yazalım, ne anlatalım…