📌 ÇHD: Ankara TEM’de müvekkil merdivenden itildi, avukat darp edildi
👉 Çağdaş Hukukçular Derneği, Ankara TEM’de gözaltı işlemlerini takip eden avukatlara ve müvekkillere şiddet uygulandığını, olayla ilgili tutanak tutmak üzere gelen Ankara Barosu yetkilisinin ise içeri alınmadığını açıkladı.
https://t.co/yTlz45Tpde
Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde, saat 08.50’de, NATO sebebiyle yapılan gözaltılar takip edilirken, derneğimiz üyesi avukatın gözü önünde müvekkili merdivenden itilmiş ve merdivenden düşürülmüş, tepki gösteren meslektaşımız da aynı şekilde kolundan tutulup savrularak darp edilmiştir.
Bunun üzerine ilgili kolluk personeli hakkında işlem yapılması ve dosyayla ilgili tüm işlemlerden çekilmesi gerektiği söylenmiş, personel hakkında şikayetçi olunmuş fakat gereği yapılmamıştır.
Bunun üzerine tutanak tutmak üzere gelen Ankara Barosu yetkilisi içeri alınmamıştır.
Meslektaşlarımızın bu koşullarda mesleklerini ifa etmeleri mümkün değildir.
Ankara Emniyeti hem gözaltındaki kişileri hem avukatını ayrı ayrı darp edip, ifade işlemlerini kesintiye uğratıp suç işlemektedir.
Taban maaş ve güvenceli çalışma hakları için mücadele eden özel sektör öğretmenlerine yönelik kolluk şiddetini kınıyor, haklı mücadelelerinin yanında olduğumuzu yineliyoruz. Haklarını arayan öğretmenler derhal serbest bırakılsın!
@oencuonureoncue Az bir şey siyaset hakkında fikri olan biri için ne cahilce sözler; “siyasi bagajıyla hareket edenler”… Siz nesiniz, “tabula rasa” mı?
‘CHP’ye operasyon yüz yıllık demokratik birikimin tasfiyesine yöneliktir’
HDP Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü; CHP’ye yönelik saldırıları ANF’ye değerlendirerek durumu Türkiye siyasi tarihi açısından günümüz itibariyle “rejim değişikliğinin en kritik aşaması” olarak tanımladı.
Bundan sonra CHP yönetimi koltuğuna oturacak Kılıçdaroğlu ve ekibi olsa olsa Vichy hükümeti olur, tarihsel olarak da onun gibi anılır. Hikayenin sonunu da biliyoruz…
CHP’nin genel başkanının kim olacağı CHP üyelerinin, delegelerinin ve seçmenlerinin meselesidir. Fakat ana muhalefet partisinin mahkeme kararlarıyla dizayn edilmesi demokrasiyi askıya almaktır. Bu da bütün Türkiye demokrasisinin meselesidir.
Biz demokratik siyasetin, halk iradesinin ve hukuk devletinin tarafıyız. Seçilmişlerin, delegelerin, üyelerin ve seçmenlerin iradesi yargı eliyle askıya alınamaz. Hukuk, siyasi alanı yeniden düzenlemenin ve muhalefeti şekillendirmenin aparatı haline getirilemez. Siyasetin konuşabilmesi için de partilere, Meclis’e, sandığa, seçilmişlere ve halk iradesine müdahale edilmemelidir. Siyasetin konuşmasını iktidar ve yargı ortaklığı engelleyemez.
Türkiye’nin ihtiyacı mahkeme koridorlarında kurulan siyaset değil; toplumun iradesiyle, Meclis zemininde ve demokratik hukuk içinde kurulan siyasettir.
Hayır!
Öcalan sorumlu bir siyaset insanı olarak Bahçeli’nin masanın üzerine koyduğu yumurtanın hakikaten dik durup durmadığına bakacaktır. Sonucu bekleyeceğiz. Ancak Bahçeli’nin “Terörsüz Türkiye” dediği ve hiçbir pratik veya hukukî gerçeğe dayanmaksızın muhalefeti “[…] radikal, marjinal ve terör uzantılı siyasî partiler” olarak kategorize etmesine ve toplumun eşitsiz hakikatinden kaynaklanan “toplumsal kutuplaşmaları” ezilenlerin kurtuluş mücadelelerine tercüme etme çabalarını “millî birlik ülküsüyle doldurma” iddiasına rıza göstermek zorunda değiliz. Bu, yalnızca kendi hakikatimize yönelik bir saldırıyı sessizce geçiştirmekten ibaret kalmaz, bir demokrasi momentini de ıskalamamız anlamına gelir. Zira demokrasi bir tek sözcüğe indirgenebilseydi, bu sözcük “hayır” olurdu. Demokrasi hayır diyebilme özgürlüğüdür!
Barış için sözümüzü büyütüyoruz.
Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi olarak birçok ilde eş zamanlı buluşuyoruz.
Tüm kadınları basın toplantılarımıza çağırıyoruz.
İyi ki hayatımızdan Sırrı geçti
Hem hep birlikte en uzak geleceğe, sınıfsız bir topluma ulaşma, komünizmin bütün insanlık için ortak tahayyülüne sahip olmak, hem de bunu o günkü aktüalitede, o güncellik içerisinde en sıradan bir sağcının bile reddedemeyeceği bir üslup ve davranışla ifade edebilmek ve böylelikle aslında çok radikal bir şeyi söylerken daima arkasında büyük bir çoğunluğu barındırabilmek kabiliyeti Sırrı'nın özgüllüğüydü. Bunun için mutlaka karşı tarafta bir eğilim oluşturması gerektiğini düşünür, bunu “iki ordu karşı karşıya gelir, biri ötekini yener ve dava kazanılır”dan çok daha kompleks bir insanlık durumu olarak görürdü.
İrfan Aktan'la söyleşi için tıklayın>>>https://t.co/YUzR5mkK2u
Söyleşi çözümü için tıklayın>>> https://t.co/BKNWEJo4Ge
Üçüncü bir dünya savaşının gölgesinde 1 Mayıs, dünyanın bütün ülkelerinde işçi sınıflarına kendilerinin bağımsız, aşağıdan bir barış doğrultusu oluşturma zorunluluğunu hatırlatmalı. Bu bağımsız hat, dar anlamda pasifist bir tutumdan ibaret olamaz. Savaş karşıtı politika emek, demokrasi, halkların eşitliği, kadın özgürlüğü, göçmen hakları ve ekolojik yıkıma karşı mücadeleyle birleşmeksizin sonuçsuz kalır.
Tam burada bir enternasyonal savaş karşıtı blok ihtiyacı kendini hissettiriyor. Bu blok, yalnızca barış örgütlerinin, diplomasi yanlılarının ya da savaşın insani sonuçlarından kaygı duyan çevrelerin toplamı olarak düşünülemez. Savaş karşıtı blokun, emekçilerin, ezilen halkların, kadınların, göçmenlerin, gençlerin, kent yoksullarının, ekoloji hareketlerinin, anti-faşist ve ırkçılık karşıtı güçlerin, Filistin’le dayanışma hareketlerinin ve Kürt özgürlük mücadelesinin aynı tarihsel savaş karşıtlığı içinde birbirlerini tanıdığı bir toplumsal-politik zemin olarak kurulması gerekir.
Bu savaş karşıtı blokun ayırt edici niteliği, egemen devlet bloklarından birini seçmemesinde, seçmemek zorunda olmasındadır. Konu, yukarıdan kurulan devletlerin savaş ittifaklarına karşı aşağıdan halkların ittifakını kurmaktır.
ABD-İsrail savaş ekseninin bölgedeki başlıca savaş kaynağı olduğu gerçektir. Ama Avrupa savaşın dolaysız faili rolünden uzak dursa da ABD-İsrail’in cezasızlığın diplomatik kalkanı olarak savaş kaynağını beslemeye devam ediyor. İran gibi otoriter bölge devletlerinin emperyalist saldırıya uğraması onları barışçı ve özgürlükçü güçlere dönüştürmüyor. Türkiye’deki Erdoğan rejimi de emperyalist düzenden kopmayan, kapitalist devletler arasında pazarlıklar ve manevralar yapan, içeride ise “iç cephe” siyasetiyle toplumsal muhalefeti disipline etmeye çalışan bir otoriter, özgürlük karşıtı güç olmaya devam ediyor.
Bu ayrım 1 Mayıs’ta alanlardan yükselecek “barış” çağrıları için yaşamsaldır. Çünkü işçi sınıfı kendi tarihsel rolünü, devletler ve sermaye fraksiyonları arkasında hizalanarak değil, onlardan bağımsız bir toplumsal güç olarak kurabilir. Savaş karşıtı blok, doğası gereği yalnızca “barış isteyenler”in toplamı değil, savaş düzeninin maddi temellerine karşı çıkan bir emek ve halklar bloku olacaktır. Bu blok, silahlanmaya karşı sosyal bütçeyi; emperyalist müdahalelere karşı milletlerin kendi kaderlerini tayin hakkını; otoriterlik ve faşizme karşı demokratik özgürlükleri, göçmen düşmanlığına karşı eşit hakları; patriyarkaya karşı kadın özgürlüğünü; kapitalist yıkıma karşı emeğin ve doğanın savunusunu aynı hatta bağlamadığı sürece gerçek bir savaş karşıtı güç haline gelemez.
https://t.co/ic2PyeOdhS
1 Mayıs öncesinde aralarında yoldaşlarımızın da bulunduğu birçok kişiye ev baskını yapıldı.
Emeğin, barışın, demokrasinin düşmanı faşizme geçit vermeyeceğiz! AKP-MHP faşist iktidarına karşı emekçilerin, ezilen tüm kesimlerin sesini 1 Mayıs’ta alanlara taşıyacağız!