@AyferStump Alevileri siyasetlerine dolgu malzemesi yapanlar, söz konusu Alevi yurttaşlara saldırı olunca nedense benzer tavırları alıyor ya susuyorlar ya duymuyor ya da öyle demek istememiş oluyorlar. Bu tavır bir adım öteye geçmiş artık size ihtiyaç kalmadı canınız cehenneme demektir.
Tuncer Bakırhan’a Cevabımdır
Bir grup Alevi aydınının yayınladığı ortak bildirge üzerine, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın katıldığı bir televizyon programında yaptığı açıklamalar, adeta Alevilerin çekincelerinde ne kadar haklı olduğunu kanıtlar niteliktedir. Çok fazla detaya girmeden, Sayın Bakırhan’ın bu konuşmasındaki bazı vahim ifadelere yanıt vermek istiyorum.
Sayın Bakırhan, bir grup Alevi aydınının yaptığı bu açıklamayı süreç karşıtı gibi sunarak "sabotaj" olarak nitelendirmeniz kabul edilemez. Bu yaklaşımınız iki ihtimali doğuruyor: Ya bildirgeyi hiç okumadınız ya da tamamen demokratik bir zeminde yükselen bu haklı itirazları "süreç karşıtlığı" üzerinden kriminalize ederek değersizleştirmek istiyorsunuz.
Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisi ittifakı vurgusuna dair verdiğiniz kaçamak yanıt ise dikkat çekicidir. "Kesinliği doğrulanmamış bir metin" diyerek Abdullah Öcalan’ın böyle bir referansı olmadığını ima etmeye çalışıyorsunuz. Bir an için bunun doğru olduğunu kabul edelim. Bunun için dolambaçlı yollara sapmanıza, lafı dolandırmanıza hiç gerek yok. Çıkıp açıkça, "Biz Yavuz ile Bitlisi ittifakını tarihi bir referans olarak görmüyoruz. Böyle bir referansın Alevilerde, Ermenilerde, Süryanilerde ve Ezidilerde haklı kaygılar yarattığının farkındayız" diyebilseydiniz, zaten ortada bir sorun kalmazdı.
Konuyu netleştirmek adına size açıkça soralım: Siz, tarihte yaşanan Yavuz ve Bitlisi ittifakı ile bu ittifakın getirdiği yıkıcı sonuçlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce bu ittifak, ortak ve demokratik bir gelecek için referans alınabilir mi? Korkarım ki siz, bu soruya İmralı’dan bir yanıt veya onay gelmeden kendi özgür iradenizle yorum yapamazsınız.
Zaten mülakatta imza attığınız en korkunç ve talihsiz değerlendirme de tam olarak bu noktada ortaya çıkıyor. Kendi ifadelerinizle aynen şöyle diyorsunuz:
"İdris-i Bitlisi tarihten birisidir, iyilikleriyle kötülükleriyle ortadadır. Yavuz Sultan da Osmanlı'nın bir sultanıdır, padişahıdır. Yani ikisinin de aynı kelime içinde geçiyor olması Alevi karşıtı bir şey yorumlamayı da ben bir bağını kuramıyorum."
Sayın Bakırhan, siz gerçekten Yavuz ile İdris-i Bitlisi ittifakının Aleviler için ne anlama geldiğini, hafızalarda nasıl bir yara açtığını bilmiyor musunuz? Bu ittifakın sonucunda katledilen on binlerce Alevinin tarihsel gerçekliğinden habersiz misiniz? "Bağ kuramıyorum" diyerek, aslında Alevilerin tarihsel travmalarını ve bugünkü haklı kaygılarını ya hiç anlamıyorsunuz ya da bilinçli bir şekilde görmezden geliyorsunuz.
Bildirgede ifade edilen endişe son derece berraktır. Aleviler elbette silahların devreden çıkmasını ve şiddetsiz, demokratik bir çözüm sürecinin inşa edilmesini savunuyor. Ancak bu süreç yürütülürken, Alevilerin ve bu coğrafyanın kadim halklarının tarihsel katliamcı referanslarla yok sayılmasına ve yeni mağduriyetlerin kapısının aralanmasına sessiz kalmamızı bekleyemezsiniz.
Bu basit kaygıyı anlamak ve gidermek yerine, kendi tabirinizle "ucuz siyaset" yapıyor; metne imza atanları kategorize ederek, ayrıştırarak itibarsızlaştırmaya çalışıyorsunuz. Üstelik hızınızı alamayıp, "Sokaktan alıp getirip milletvekili yaptıklarımız... Neresi aydın onu da bilmiyorum" deme cüretini gösteriyorsunuz. Sayın Bakırhan, küçümseyici ve kibirli bir edayla kurduğunuz bu cümleler, aslında Alevilere ve Alevi aydınlarına yönelik gerçek bakış açınızı ele veren talihsiz bir itiraftır. Hiç kimse Alevileri "sokaktan toplanıp lütuf verilmiş" figürler olarak göremez.
Alevilerin bu süreçte yer alan aktörlerden beklentisi son derece nettir: Yavuz-Bitlisi ittifakı hakkında dolambaçsız, net ifadeler kullanın ve empati kurarak bu toplumun haklı kaygılarını anlamaya çalışın. Bizler ne DEM Parti karşıtıyız ne de iddia ettiğiniz gibi barış sürecinin karşısındayız. Biz, gerçek bir barışın ancak ve ancak tüm farklılıkların birer zenginlik olarak kabul edildiği, etnik ve inançsal hakların anayasal güvence altına alındığı adil bir zeminle mümkün olacağına inanıyoruz.
Yaşar Kaya
Girne açıklarında su alarak batan yolcu gemisinde hayatını kaybedenlerin acısını yürekten paylaşıyorum.
Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet; ailelerine ve yakınlarına başsağlığı diliyorum.
Kazadan kurtulan yolcularımıza ve yaralılarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, halen arama-kurtarma çalışmalarının sürdüğü denizde kayıp olanların bir an önce sağ salim bulunmasını temenni ediyorum.
Arama-kurtarma çalışmalarına katılan tüm ekiplerimize kolaylık ve başarı diliyorum.
“Biz ekmek istiyoruz ama gül de istiyoruz.
Tüm güzellikleri istiyoruz, hayattaki tüm güzellikleri!”
🎬 Ekmek ve Güller, Ken Loach
Her filmi ayrı güzel Ken Loach’ın…
📌"Asgari ücret en az 45 bin TL olmalı."
CHP Genel Başkan Yardımcısı Necdet Saraç, asgari ücretin en az 45 bin TL, emekli maaşlarının ise en az asgari ücret seviyesinde olması gerektiğini söyledi.
Saraç, mevcut ekonomik gidişatın sürmesi halinde “1930’lardan bu yana ilk kez emekli maaşlarının bile verilemeyeceği bir ülkeye dönüşme tehlikesi” bulunduğunu belirterek, çözümün yeniden kamucu ve sosyal devlet anlayışından geçtiğini ifade etti.
Ticaret Bakanlığı "ciddi bir çalışma" yürütmüş ve suçluyu bulmuş: Çiftçi!
Çiftçi niçin suçlu? Ürettiği için mi? Örgütsüz bırakıldığı için mi? Emeğini sanayici ve aracılar karşısında koruyamadığı için mi?
Karacabey’de salçalık domatesin tarla maliyeti kilogram başına yaklaşık 5 liraya ulaştı. Çiftçinin eline ise 3 lira 80 kuruş ile 4 lira 20 kuruş arasında fiyat geçiyor. Fabrikalar geç açılıyor, ürünler günlerce bekliyor, aracılar çiftçinin ürününü daha düşük fiyatla alıyor.
Ticaret Bakanlığı bunları araştırmak yerine çiftçiyi suçluyor.
Bakanlık çiftçiyi değil; fabrikaların neden geç açıldığını, ürünlerin neden bekletildiğini ve fiyatın neden maliyetin altında kaldığını sorgulamalıdır.
Üreten, emeğinin karşılığını isteyen çiftçimizin yanındayız.
26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz, Türk milletinin bağımsızlık iradesinin ve vatan sevgisinin tarihe kazınmış en güçlü göstergelerinden biridir. 30 Ağustos’ta kazanılan büyük zafer ise milletimizin özgürlüğünden ve bağımsızlığından asla vazgeçmeyeceğini tüm dünyaya ilan etmiştir.
Bu eşsiz zaferin Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, Milli Mücadele’nin tüm kahramanlarını ve vatanımız uğruna can veren aziz şehitlerimizi saygı, rahmet ve minnetle anıyorum.
Sendikamızın Genel Merkez Yöneticisi Volkan Çetin ve adliye önünde aileleriyle bekleyen madencilerin çağrısı var.
Sendikamıza dair açık bir saldırı var bu saldırıyı yoksullukla boğuşan madenci ve emekçi kardeşlerimizle birlikte püskürteceğiz.
Ya kazanacağız, ya kazanacağız!
#MadenciMutlakaKazanacak
Cumhuriyet Halk Partisinin ahlaki üstünlüğü, tarih boyunca kanıtlanmıştır.
Biz kirli adamları yanımızda tutmadık. Ahlaklı, temiz ve dürüst insanlarla yol yürüdük.
Dikili (İzmir) Bölgesi ve yakın çevresinde küçük depremler oldu! Depremlerde olacak, tıpkı ülkenin diğer bölgeleri gibi.
Ancak benim için burasını farklı kılan; bu bölgeyi çok iyi çalışan bir bilim emekçisiyim.
Buradaki bilimsel çalışmalarımı 2014 yılında başladım. 3 uluslararası hakemli saygın bilimsel dergide yayınladım. İki tanesini daha hazırlıyoruz.
Ancak bürokratik kamuoyundan bizim bilimsel çıktılarımıza göre bir hareketlenme ne yazık ki yok!
Tek ümidim depremin kış ayında olması, en az nüfus yoğunluğu ile en az kayıpla atlatılır.
22-23 Eylül 1939 Dikili Depremi 6.9 büyüklüğünde idi…
Hiç kusura bakmayın, Unutturmayacağız!
Bu bahsedilen vekilin şuan yeni partide olduğunu düşünüyorum mesela.
Amaçları buydu. Cumhurbaşkanlığı seçimini kaybettirdiler. Değişim videolarıyla startlarını verdiler. Belediyeler arka bahçeleriydi zaten. Türlü usulsüzlüklerle kurultay kazanıp CHP'yi de ele geçirdikten sonra, kendi siyasi ikballeri yürüyecekti...
Olmadı. Mutlak butlan kararı çıktı. Sonra baktılar 2023 kurultayına benzemez hiçbirşey kaçıp gidip partilerini kurdular.
Bugün yaşananlar ortada :)
Kim nerede görüyoruz.
O seçimi bize kaybettirmeyecektiniz. Sizler sadece kendiniz kazansın istediniz, bizler ise o bize kaybettirdiğiniz Cumhurbaşkanlığı seçimi ile Türkiye kazansın istemiştik.
104 yıl önce bugün, Kocatepe’den yükselen bağımsızlık iradesi Cumhuriyet’e giden yolu açtı.
Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve vatanımızın bağımsızlığı için mücadele eden tüm kahramanlarımızı saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz.
Tekrar tekrar sormayın, toplu yanıttır.
Ben 1.gün de Saraçhane'de idim. 100. Gün de.
Ama 1. yıldönümünde yoktum.
Çünkü kumpası ve ihaneti gördüm.
Sonradan ardı ardına feci dosyalar, ahlaksızlıklar. Parti-belediye ilişkilerinde dönen dolaplar.
İBB davasında dosyanın boş olmadığını, çok ağır iddialar olduğunu o tarafın gazetecileri ile avukatları bile söylüyor. Ama daha iddianame yazılmadan dosya bomboş diye yalan söylemek, ülkedeki siyasal yargı varlığının arkasına saklanmak siyaset değil, yalancılıktır.
Ortada bir cinayet var. Video kaydı şahitler, katil, makdül. Çıkıyor katil diyor ki "bu ülkede yargı siyasallaşmış ben suçsuzum". Böyle bişey olanilir mi?
Cezaevine gitmiş olmak yanlışları onaylamak anlamına gelmez, ziyaretin birçok sebebi olabilir. Görüşme içeriği ise iki tarafa birden emanettir ama, içerikten bağımsız söylüyorum. Ziyaretlerimde İmamoğlu'na da uyarılarda bulundum, fakat dikkate almadı. Başka birçok tutukluyu da ziyaret ettim. Yardımcı olduklarım da var. Halen dialogda olduklarım da.
Milletin gündeminden nasıl koptuklarını görmek için bir örnek;
Saraçhanenin 1. Yıldönümünde Özgür Özel'in 1 milyon takipçili facebook hesabından yaptığı paylaşımı 809 yorum, 484 paylaşım almışken, ondan 9 gün sonra benim Ordu'da bir Tarım Kredi marketinde fındık fiyatı ile ilgili ilgili paylaşımım 1400 yorum, 4300 paylaşım (10 katı) aldı.
Hem de 1 milyon değil, sadece 5 bin sınırlı takipçili klasik hesabımdan. Şu anda girip hesaplara kontrol edilebilir. Ben sizin için anlık resmini aşağıya koydum.
Peki neden?
Çünkü, Millet kendi gündeminin unutulmasından ve partinin Silivri'nin kapısına mahkum edilmesinden yoruldu. Sadece PR için Silivri'nin üstünde zıplayarak miting üstüne miting, ya da eylem.
Devrimcilikte bir şey var, eylem sonuç almak için yapılır. Ne sonuç aldın.
Hiç. Kendin hariç.
Birileri CHP ellerinden alınınca başka bir parti ile aynı filme devam etmek istiyor.
İşte bu Halk tv de seri yalancı yayın organları, muhalif seçmene zehir saçıyor.
Neredeyse her adaylık için milyon dolar iddiaları dekontlar para trafikleri MASAK raporları. Halk tv hiç konu etti mi, hayır.
Uşak'ı, Menderes'i, Manavgat'ı, Antalya'yı... hiç tartıştı mı? Hayır.
Atanan belediye başkanlarının yarısı cezaevine, yarısı da AKP'ye gitti, Halk tv konu etti mi, hayır.
Antep'te bir vekil arkadaşımız bıçaklı saldırıya uğruyor. Yeni Parti'ye geçen arkadaşlarımızdan. Saldırgan da Yeni Parti'den. İkisi de eski CHP'li, ve şu anda ikisi de Yeni Partili
Peki sorarım,
"Yeni Parti'li vekili eski CHP'li bıçakladı" diye haber yapılır mı?
İyi olan yenici, kötü olan CHP'li.
Ahlaksız namussuzlar.
Bu milleti aptal mı sanıyorsunuz?
Yok atanmış başkan, yok butlan CHP.
Şu andaki tüm yeni partililer atanmış değil mi. Kayyım CHP yönetimi diyen asırlık gazetenin yönetimi de kayyım iyi mi?
Bu filmin sonu da belli. Bir tarafı cemaat, diğer tarafı global sermayenin aparatları, Türkiye'nin doğal düşmanı olan ülkelerin istihbarat birimlerinin de içinde olduğu büyük bir oyun var.
Hep birlikte sonunu göreceğiz...
Asgari ücretlinin, emeklinin ve öğrencinin maaşı veya bursu artık ortalama bir kiranın yanından bile geçemiyor. Milyonlarca hanede toplam gelir doğrudan ev sahibinin hesabına aktarılıyor, vatandaşımız beslenme ve eğitim gibi en temel ihtiyaçlarından kısmak zorunda kalıyor. Barınma hakkı Anayasal bir yükümlülüktür; yurttaşlarımız rant hırsına ve kontrolsüz piyasa koşullarına terk edilemez. Yüksek enflasyon ve yanlış ekonomik politikalar, milyonlarca yurttaşı evsizliğin ve yoksulluğun kıyısına itti. Asgari ücretlinin, emeklinin, öğrencinin geliri kiraya yetmiyor; insanlar artık barınmakla beslenmek arasında seçim yapıyor.
Barınma bir ayrıcalık değil, anayasal bir haktır. Yurttaşlarımızı rant düzenine ve insafsız piyasa koşullarına teslim etmeyeceğiz. Bu düzen değişmeli; insan onuruna yaraşır bir yaşam herkesin hakkıdır. #chp