@Canan_Kaftanci Evet, sizin de üstünüz çizildi. Yazık desteklediğimiz günlere.
Hiç biriniz ülkeyi düşünmüyorsunuz. Kim nedir ortaya çıktığı için memnunum bi yandan..
@olsunhayatbu@jurnaltr Güldürdünüz😂
Hayat böyle devam edecek sanıyorlar. Ben de ekrandan uzak büyüttüm oğlumu küçükken ama devamında öyle olmuyor, olamıyor o iş..
@kilicdarogluk İstenmiyorsunuz. Okuyabiliyor musunuz halkı?
Şu anki tavrınızın ülkeye zerre faydası olmadığı aşikar, isminizi hayırla anmayacağız eğer bu tavrı sürdürürseniz.
Aybüke Pusat'a destek olan Rumi dizisinin senaristi Ali Aydın, bu tepkisinden sonra dizisi yayından kaldırılınca TRT'nin başında olan Mehmet Zahid Sobacı'ya hayatının dersini vermiş. Korku duvarları aşıldı artık herkes konuşacak.
@akadir137 Pardon, siz 2 milyonun üzerinde katılım olmuş bir mitingde TEK bir olay çıkmamışken, 3-5 muhtemelen provokatör kendini bilmezden bahsederken, hiç anayasal haklarını kullandığı için şiddet gören ve hapse atılan gençlerden bahsettiniz mi mesela? Bak ne diyorum. Hak!
@kalbenben@muse Here us out @muse@robbiewilliams@anebrun
I’ll count the days to see you on stage in Istanbul but not with this organization..
Our chosen politicians and university students are in prison.Our constitutional rights have been violated and we can’t support this company.
ÜNİVERSİTE KAMPÜSLERİNDEKİ TEHDİT, ŞİDDET VE ÇETELEŞMEYE DERHAL SON VERİLMELİDİR!
ÖĞRENCİLERİN CAN GÜVENLİĞİ, ANAYASAL HAKLARI VE HUZURU KORUNMAK ZORUNDADIR!
Son dönemde Türkiye’nin farklı illerindeki üniversitelerde öğrenciler; kimliği belirsiz kişi ya da gruplar tarafından sistematik olarak tehdit edilmekte, darp edilmekte, tacize uğramakta ve fikirlerinden ötürü hedef haline getirilmektedir. Bu sadece bireysel değil, kurumsal ihmalin ve açıkça cezasızlık politikasının bir sonucudur.
Gazi Üniversitesi’nde, kendilerini “teşkilat” olarak tanımlayan gruplar tarafından öğrenciler sistemli biçimde ölümle tehdit edilmekte, darp edilmekte, kadın öğrenciler tuvaletlerde erkek grupların tacizine uğramakta, Whatsapp grupları üzerinden öğrencilerin kişisel bilgileri toplanmakta ve tehdit mesajları gönderilmektedir. Üniversite yönetimi ve emniyet güçleri tüm bu suçlara karşı sessizliğini korumaktadır!
Kırıkkale Üniversitesi’nde ise benzer şekilde öğrencilere yönelik psikolojik baskılar artmış, gençlerin ifade özgürlüğü fiilen kısıtlanmış, bazı öğrenci kulüpleri üzerindeki idari baskılarla demokratik faaliyetler engellenmiştir. Gençler, bir yandan barınma, beslenme ve ulaşım sorunlarıyla mücadele ederken bir yandan da kampüs içinde güvenlik tehdidi altında yaşamaya zorlanmaktadır.
Bursa Teknik Üniversitesi’nde de öğrencilerin görüşleri nedeniyle fişlendiği, kampüste görüş açıklamanın ya da demokratik bir faaliyette bulunmanın cezalandırıldığı yönünde ciddi iddialar vardır. Özellikle öğrenci kulüplerine yönelik ayrımcılık, belirli grupların imtiyazlı şekilde hareket etmesine göz yumulması, üniversiteyi adeta tek sesli hale getirmektedir.
Tüm bu yaşananlar;
• Türk Ceza Kanunu kapsamında açık suçtur:
– TCK 106 uyarınca tehdit,
– TCK 109 uyarınca hürriyetten yoksun bırakma,
– TCK 94 kapsamında kötü muamele,
– TCK 115’e göre ifade özgürlüğünün engellenmesi,
– TCK 134 uyarınca özel hayatın gizliliğini ihlal,
– TCK 125’e göre hakaret suçları işlenmektedir.
• Anayasa’nın 42. maddesi uyarınca eğitim hakkı güvence altındadır.
• 25. ve 26. maddeler, düşünce ve ifade özgürlüğünün dokunulmazlığını garanti eder.
• Anayasa’nın 5. maddesi devletin temel görevini; kişi hak ve özgürlüklerini korumak olarak tanımlar.
Buradan açık bir çağrıda bulunuyoruz:
•Milli Eğitim Bakanlığı,
•Yükseköğretim Kurulu (YÖK),
•İçişleri Bakanlığı ve
•Emniyet Genel Müdürlüğü
başta olmak üzere tüm kamu kurumlarını, üniversite kampüslerinde ve öğrenci yurtlarında yaşanan güvenlik zafiyetini gidermeye, çeteleşmeye karşı derhal önlem almaya ve öğrencilerin anayasal haklarını korumaya davet ediyoruz!
Bu olaylar yalnızca birer “üniversite içi mesele” değil, devletin anayasal sorumluluğu altındaki ceza konusu suçlardır.
Gençliğin sesi susturulamaz! Farklı fikirler tehdit olarak değil, zenginlik olarak görülmelidir.
Eğer bu olaylara karşı derhal bir adım atılmazsa, yaşanacak her türlü zararın siyasal ve hukuki sorumluluğu, bu çağrılara kulak tıkayanlarda olacaktır.
Üniversiteler bilim yuvasıdır, karanlık yapıların değil!
Öğrenciye şiddet uygulayan değil, onu koruyan devlet istiyoruz!
BU HUKUK DÜZENİ DEĞİL, BU DÜŞMAN CEZA HUKUKUDUR!
Çağlayan Adliyesi’nde bugün yaşananlar, yargının bağımsızlığına, savunma hakkına ve adil yargılanma ilkesine topyekûn bir saldırıdır.
Savcılığa yaklaşık 5 dakika önce ulaşan 200 sayfalık, 66 kişilik bir dosya yalnızca 3 dakikada “incelenmiş”, hiçbir şüpheli dinlenmeden, hiçbir müdafiyle görüşülmeden, hiçbir dilekçe alınmadan ve herhangi bir hukuki gerekçe dahi sunulmadan, 44 kişi için tutuklama, 22 kişi için adli kontrol talep edilmiştir. Bu karar, bizzat savcı tarafından değil, polis memurları aracılığıyla avukatlara iletilmiştir.
Savunma susturulmuş, yargı hızla işletilen bir mühürleme işlemi hâline getirilmiştir. Bu hukuk değil, keyfîliktir. Bu, anayasanın ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun açık ihlalidir. Bu, “düşman ceza hukuku” anlayışının açık bir tezahürüdür.
Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca herkesin savunma hakkı vardır. Hiçbir savcı, “avukatla görüşmem, dilekçe almam, fezleke kabul etmem” deme yetkisine sahip değildir. Bu tutum, yalnızca savunma hakkının değil, hukuk devletinin tüm ilkelerinin yok sayılmasıdır.
Çağlayan Adliyesi’nde ayrı, Türkiye’nin geri kalanında ayrı hukuk olamaz!
Trabzon’da, Şanlıurfa’da, Tekirdağ’da nasıl bir hukuk uygulanıyorsa İstanbul’da da aynı hukuk uygulanmalıdır.
Adalet Bakanlığı’nı ve Hâkimler Savcılar Kurulu’nu derhal göreve çağırıyoruz!
Bu hukuk dışı uygulamalara, yargı eliyle yürütülen baskı rejimine ve siyasi saiklerle verilen karar süsü verilmiş dayatmalara son verilmelidir!
Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir! Bu devleti keyfîliğe teslim ettirmeyeceğiz.
Bakın size emsal bir karar paylaşacağım.
Ankara’nın eski Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek hakkında yapılan bir rüşvet ve yolsuzluk şikâyeti sonrası, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Danıştay kararını esas alarak işlem yapmama kararı verdi.
Peki Danıştay ne dedi?
Danıştay 1. Dairesi’nin 05.02.2020 tarihli ve E.2020/22, K.2020/132 sayılı kararı şöyle:
“İhalelere ait belgelerde imzası olmayan,
belgelerin düzenlenmesine katkısı tespit edilmeyen,
ihalelerle ilgili süreçte talimat verdiğine ya da yönlendirmede bulunduğuna dair delil bulunmayan belediye başkanına
cezai sorumluluk yüklenemez.”
Belgeleri de paylaşıyorum.
Eğer hukuk gerçekten herkes için eşitse, buyurun bu kararı da dikkate alın.
Aynı durum, aynı süreç, farklı karar… Olmaz.
Özellikle de son sayfadaki final bölümü.
Suç geliri ve aklama konusunda somut bulgu olmadığını dolambaçlı cümlelerle anlatıp, topu tamamen üzerinden savcılığa atmış.
https://t.co/TLngmEngDc