Bazı profiller görüyorum; takipçi ya da beğeni umurlarında değil. İçlerinden ne geliyorsa onu yazıyor, kimseye bir şey kanıtlama derdine düşmüyorlar. Düşüncelerinin kaç beğeni ya da yorum aldığıyla ilgilenmeden yazmaya devam ediyorlar.
Yavaş yavaş şekilleniyor. Bu görüntü oyunun assetlerini okuyan sıfırdan yazdırdığım Rust oyun motorundan. Bu arada Opus 5'e geçtim. Fable kullanmıyorum artık.
Yapay zeka bazı işleri kolaylaştırdı ama yapılmayacak tonla iş var ya da bunları birleştirmek mesela senaryoyu iyi bir fikir varsa gptye yazdırabilirsin. Kodlama tarafı claude. Ama görsel üretim tarafı sıkıntı. Onu halen bilmiyorum. Oyun için yapılacak assetler ne kadar yapabilir
Cette scène où Killua pose sa main sur l’épaule de Gon juste avant son Jajanken, j’en ai encore des frissons sans dire un mot, tu comprends à quel point leur confiance est immense, Hunter x Hunter avait une façon unique de transmettre des émotions
Maaşınız çok iyi değilse, ne yapın ne edin kurumsala geçin. Teams / slack gibi bir şey kullanmayan şirketlerden uzak durun. İletişimi WhatsApp üzerinden yöneten şirketlere adım dahi atmayın. Garantisi yüzünden devlete de hayır denilmez (urfa hariç)
🗣️ Ariel Ortega, yazdığı kitabında Fenerbahçe kariyerine yer verdi:
"Fenerbahçe, bonservisim için istenilen parayı ödedi ve benim rızam alınmadan transfer gerçekleşti. Her zamanki gibi menajerim de transferden alacağı komisyonu düşünüyordu. Bana son anda haber verildi ve apar topar bir uçağa bindirilerek Türkiye'ye gönderildim.
Transferi en son öğrenen kişi bendim. Bu yüzden Türkiye'ye gitmekten başka seçeneğim yoktu. Daha ilk andan itibaren bu ülkenin bana göre olmadığını anlamıştım.
Türk yaşam tarzına uyum sağlamam mümkün değildi. Dil benim için en büyük sorunlardan biriydi ve öğrenmem de kolay görünmüyordu. Takımda İspanyolca konuşan tek bir kişi bile yoktu. Kimseyle iletişim kuramıyor, hiçbir şey paylaşamıyordum. Yanıma bir tercüman verilmişti ve bütün zamanımı onunla geçirmek zorundaydım. Adeta korumam gibiydi.
Teknik direktörün anlattıklarını ve verdiği taktikleri ne antrenmanlarda ne de maçlarda anlayabiliyordum. Saha içinde de takım arkadaşlarımla iletişim kuramıyordum. Ben her zaman büyük hedefleri olan, kazanma hırsıyla oynayan takımlarda forma giymeyi sevdim. Ama Fenerbahçe'de durum farklıydı. O sezon orta sıralar için mücadele ediyorduk.
Soyunma odasında hoşgörü yok denecek kadar azdı. Kültürel olarak biz Arjantinlilere çok uzak bir ortam vardı. Antrenman dışında birlikte vakit geçirebileceğim, bir şeyler içip yemek yiyebileceğim, yalnızlığımı paylaşabileceğim tek bir arkadaşım bile olmadı. Takım içindeki bu durum sanıldığından çok daha ciddiydi.
Çünkü takım arkadaşlarıyla bir şeyler paylaşmak futbolun en güzel yanlarından biridir ve güçlü bir takım kimyası oluşturmanın temelidir. Türkiye'de geçirdiğim dört ay benim için adeta bir işkenceydi. Fenerbahçe'nin bonservisim için ödediği 7,5 milyon dolar nedeniyle de beni serbest bırakmaları ya da ayrılmama izin vermeleri pek mümkün görünmüyordu.
Buna rağmen bu zorlu dönemde 14 maça çıktım ve 5 gol attım. Attığım gollerden biri benim için çok özeldi. Türkiye'nin en büyük derbisinde, Galatasaray'ı 6-0 yenmiştik ve ben de bir gol atmıştım. (Burada River Plate-Boca Juniors rekabetine atıfta bulunarak "Superclásico" ifadesini kullanıyor.) Bu sonuç rekabet tarihinin en farklı skorlarından biri olarak kayıtlara geçti.
Taraftarlarımız adeta çılgına dönmüştü. Türk taraftarlarının ne kadar tutkulu ve fanatik olduğu zaten biliniyordu. Tribünler her zaman doluydu, insanlar galibiyetleri sokaklarda kutluyordu. Bazen sadece kamp yaptığımız yerden ya da takım otobüsünden onlara el sallayabilmemiz için saatlerce bekliyorlardı. Bu yönleriyle Arjantinli ve İtalyan taraftarlara çok benziyorlardı.
Ama benim aklımda hep aynı soru vardı: Kalan 1,5 yıllık sözleşmemi nasıl feshedecektim? Bunu yaparken menajerim, kulüp yönetimi ve benim aramda hiçbir sorun çıkmaması gerekiyordu. Oldukça hassas bir konuydu.
Ancak Türk yöneticiler hiçbir koşulda uzlaşmaya yanaşmıyor, sözleşmemi Fenerbahçe'de tamamlamamı istiyorlardı. Menajerim işini yapmış, parasını cebine koymuştu. Her zamanki gibi bedelini ise istemediği bir yere gitmek zorunda kalan ve acı çeken futbolcular ödüyordu.
Artık bu işi çözmek için başka bir yolum kalmamıştı. Kendi yöntemimle bitirmeye karar verdim. Bir sabah uyandım, eşyalarımı topladım ve Buenos Aires'e gidecek ilk uçağa binmek için havalimanına gittim. Arjantin Milli Takımı'ndan davet almıştım. Uçağa bindiğimde artık geri dönüşü olmayan bir yola girdiğimi biliyordum. Geri dönmeyecektim.
Bu düşüncemi kimseyle paylaşmadım. Bu yüzden kaçmaya karar verdiğimi kimse tahmin edemedi. Havalimanında geçen saatler bana bitmek bilmedi. Uçağa binerken büyük bir sorunu geride bırakmak üzere olduğumu hissediyordum. Türkiye'den ayrılmak ise hayatım boyunca pişmanlık duymayacağım bir karardı."
FIFA, 25 Haziran 2003 tarihinde Ortega'nın sözleşmesini haksız şekilde feshettiğine hükmederek Fenerbahçe'ye 11 milyon ABD doları tazminat ödemesine ve 30 Aralık 2003'e kadar futboldan men edilmesine karar verdi.
Daha sonra, 10 Ağustos 2004'te Newell's Old Boys, Ortega'nın yeniden Arjantin'de forma giyebilmesi için Fenerbahçe'ye 3,2 milyon ABD doları bonservis bedeli ödedi.