CHP'deki 'arınma' söylemine ilişkin şunu da hatırlamalı: İSKİ skandalı 1993'te patlak verdi. SHP'li İstanbul belediye başkanı Nurettin Sözen bu yüzden seçimi kaybetti ve skandal Erdoğan'a seçimi kazandırdı.
Sözen beraat etti fakat İSKİ meselesi yıllarca dillere pelesenk oldu.
Twitter'ın hakikat ile ilgili büyük büyük meseleleri var, gerçek böyle şak diye önünüze düşünce insan bir garip oluyor.
"CHP'nin de DEM'in de Rojava'nın da canına okudular."
CHP'nin de DEM'in de Rojava'nın da canını okudular. Hala Bahçeli güzelliyorlar.
Gerçekten bu halkın yakasından bu tiplemelerin ve bu zihniyetin düşmesi gerekiyor.
Siyaset nedir?
İlk dersimde sorduğum bir soru. Destan ile değil, “tek bir kelime” ile cevap verebilir misiniz?
Benim kafamda bir cevabım var, ama bazen derslerde daha da iyisini duymuşluğum var.
Dış politika, iç siyasette oy devşirmek için tribünlere oynanacak bir şov alanı değil; bu kadim devletin varlık, gelecek ve saygınlık makamıdır.
Biz, koltuk sevdasıyla sermayeye ve sömürüye dayalı küresel odakların projelerine eş başkanlık yapanlardan değiliz; biz, bu toprakların ve bu milletin özüyüz.
Cumhuriyet Halk Partisi, ne senin ne de masalarda delege satın almaya çalışanların oyun alanı değildir; Türk Milleti ve Türk Devleti’nin bağımsızlık iradesidir.
Türkiye’nin köklü devlet geleneğini ve dış politika hafızasını yok sayıp ülkeyi bölgesel krizlerin mezesi hâline getirenlerin, bu millete ödetecek bir tek kuruşluk faturası kalmamıştır.
Biz, bu ülkenin tek bir neferinin burnu kanamasın, Türkiye’nin itibarı yere düşmesin diye “Önce Türkiye” diyen millici ve kamucu duruşun ta kendisiyiz.
Bizi suni gündemlerle, salon siyasetiyle tartmaya kalkanlar, önce kendi sırtlarındaki tarihsel veballerin hesabını vermelidir.
Cumhuriyet Halk Partisi, bu devletin kurucu iradesidir.
Bizim Orta Doğu’dan Kafkaslar’a, Asya’dan Avrupa’ya ve Altaylar’dan Tuna’ya uzanan sözümüz; başkalarının icazetiyle değil, bu milletin kendi öz gücüyle söylenir. Şehitlerimizin kanıyla sulanmış, gönül bağımız olan hiçbir coğrafyada Türkiye Cumhuriyeti’ni sıkıştırmaya gücünüz yetmez.
O enkazı kaldıracak, devlete liyakati ve yerli duruşu yeniden getireceğiz!
Neden sonuç ilişkisini çarpıtan, bir anda anti modernlikten kapitalizm şövalyeciliğine terfiye eden Hitlerci masalcı, Amerikancı söylemin tekrarcısı. Stalin’den bahsedeceksen önce Hitler’den bahsedeceksin, sonra da ülkesine saldırdığı için Hitler’in hakkından gelen Stalin’den.
@debergarac Asgari 46 yıldır ağırlaşan baskı bizi ümitsizliğe itmekte.
Fakat bilim, devrimlerin istisna değil kural olduğunu göstermekte.
Devrimin istisna olarak görülmesinin nedeni devrim sıklığının kişilerin yaşam süresiyle örtüşmemesi.
Umutsuz olmayın, olmayalım.
Öğrenilmiş çaresizlik mi? Twitter’da tik almak için yazılacak muazzam tweet. Yarın Özgür Özel fezleke ile derdest edildiğinde ne olacak, inanılmaz merak ediyorum. 🤷
Parti kurmanın tek başına mücadele anahtarı ve çözüm formülü olamayacağını, belirleyici olanın hangi zeminde olursa olsun mücadelenin şekli olduğunu hatırlatmak için örnek gösterilen spekülatif bir senaryoyu, öğrenilmiş çaresizlik saymak, ancak iyi dinlenmemiş bir ezber olabilir. Konuşmanın bütününde olası kötü senaryoları geçtim, partinin elden alınmasına bile teslim olmama ve mücadeleyi sürdürme kararlığının -ki şu anda Özel’in yaptığı- gereğini anlatıyorum. Neresinde çaresizlik ve kabul etme önerisi veya vazgeçme iması duydunuz. Çaresizlik, her geçilen eşikken sonra, “burda işimiz bitti” demektir, iktidarın yapabildiklerine göre tavır almaktır. Partiyi geri alamayacağını bu kadar hızlı kabul edince, ülkeyi geri alma iddiasını da iktidar senaryolarına mahkum bırakmış olunmuyor mu? Sonraki eşik geçildiğinde, artık “burada imkan kalmadı” deyip ülkeyi mi terk edeceğiz.
İsim vermeden TİP'e karşı posizyon alıyor, hala Erkan Baş'ın siyaseten(!) "Ana dili Kürtçe aday" açıklamasını eğip büken var.
Butlan Kemal solu hareketlendirecek, görünen o ki... DEM de bundan azade değil.
Tavrımız ve çağrımızdır
Sol kimlikçi bir tartışmanın parçası olamaz. Yurttaşlarımızın etnik ya da mezhepsel kökeni Türkiye’yi aydınlığa, eşitliğe, özgürlüğe, bağımsızlığa, refaha taşıyacak bir mücadelenin doğrultusunu değiştiremez. Şu ya da bu makama gelecek kişinin dünya görüşü, çalışkanlığı, halka adanmışlığı, yurtseverliği, bilgi ve becerisi, dürüstlüğü dışında hiçbir kriterin önemi yoktur.
Bu ülkede etnik ve mezhepsel eşitsizliklerin, ayrımcılığın olduğu açık bir gerçektir. Önemli olan, bu gerçeğe nasıl yaklaşılacağı ve nasıl çözümler üretileceğidir. Kimliklerin birbirinin karşısına konduğu bir taraflaşmanın herhangi bir çözüme yardımcı olması mümkün değildir. Çözüm, bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu derin sömürü, ağır yoksulluk ve adaletsizliğin kaynaklarını kuruturken bu eşitsizlik ve ayrımcılığı da birleştirici bir perspektifle ortadan kaldırmaktadır.
Türkiye solu bu çok basit gerçeği unutmuş ve emekçi halkımızı bölen kimlikçi politikaların peşinden gitmiştir. “Alevi Cumhurbaşkanı seçilemez”, “anadili Kürtçe olan bir Cumhurbaşkanı adayını desteklemeyiz” gibi siyasal ve kamusal alanda hiçbir yeri olmaması gereken açıklamalara yol açan da solun kimlikçi siyasetin yarattığı sıkışmadan kurtulamamasıdır.
Bütün bu yalpalamaların ortasında bir kesim sola haksız ithamlarla, genellemelerle düşmanlık geliştirmekte, sosyalist hareketin milliyetçi hezeyanlarla hedef alınması ve günah keçisi ilan edilmesi için kampanyalar düzenlemektedir. Oysa sol, başından beri her tür milliyetçilik ve liberalizm karşısında başka hiçbir hesap gütmeden, yalnızca kendi ideolojik-siyasal ilkelerine ve devrimci hedeflerine sadık kalarak dik dursaydı, bağımsızlığını korusaydı, birlik ve müttefiklik ilişkilerini bu zeminde kursaydı, bugün tamamen farklı bir ülkede yaşıyor olurduk.
Solun tartışılamayacak ilkeleri vardır ve bu ilkeler korunarak çoğalmak, güç olmak mümkündür. Yıllardır söylediğimiz gibi, DEM Parti ve CHP gölgesindeki bir sol ilkelerini gözden çıkarmış bir soldur. Anti-emperyalizm, laiklik savunusu ve kapitalist sömürüye karşı olmak sekterlik ya da küçük düşünme değildir. Tersine, Türkiye’nin geleceği bu ilkelerden hareketle inşa edilecektir.
TKP, çok uzun bir süredir DEM Parti ve CHP gölgesinde sosyalist hareketin gelişemeyeceğini ve bu partilerin peşinden gidilmemesi gerektiğini yüksek sesle ifade etmektedir. Solun bir dönem CHP’ye, sonra DEM Parti’ye, sonra tekrar CHP’ye bel bağlayarak siyaset yapar hale gelmesi bugün toplumun umutsuzluk ve örgütsüzlüğünün en önemli nedenlerinden biridir. Bazı sol kesimlerin DEM Parti merkezli politikaları terk ederek CHP yörüngesinde siyaset yapmasını bir olumluluk olarak görenler, meselenin özünü kavrayamamaktadır. Kuşkusuz DEM Parti ve CHP farklı tarihsel ve ideolojik dinamiklerin ürünüdür. Ancak bu farklılıklar Türkiye’nin sömürüden, zorbalık ve adaletsizlikten arındırılması mücadelesinde sosyalist hareketin bağımsızlığı söz konusu olduğunda önemsizleşmektedir.
İşte bu koşullarda bir kez daha bütün samimiyetimizle çağrımızı yineliyoruz: Düzen siyasetinden bağımsız; devrimci, yurtsever, sermaye karşıtı, emperyalizmin bütün biçim ve kurumlarından kopmuş, Aydınlanmacı ve Cumhuriyetçi bir solun toplumsal ve siyasal bir güç haline gelmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur.
"Amalar" ve "fakatlar" bir köşeye bırakılabilirse, sol gerçek bir kimlik kazanacak ve başlı başına bir siyasal güç merkezi haline gelecektir. Solu ilkelerinden uzaklaştıran "en geniş güçlerin birliği" yaklaşımı derhal terk edilmelidir. AKP iktidarıyla mücadele o iktidarın kaynakları iyi teşhis edilerek başarıya ulaşabilir. Tarikatlarla, holdinglerle, NATO’yla, Avrupa Birliği ile hesaplaşmayı erteleyen bir solun “en geniş güçlerin birliği”ni kime ve neye karşı oluşturmak istediği emekçi halk açısından kocaman bir belirsizlik içermektedir. Oysa sol ancak açık, yalın ve tutarlı bir siyasal-ideolojik kimlikle çaresizlik içindeki yoksul halk kesimlerine umut verebilir, seçenek oluşturabilir.
Madem son gelişmelerle birlikte solun kendisine yabancı ideolojik-siyasal zeminlerde mevzi elde etmeye çalışmasının maliyetleri ve çıkışsızlığı açık bir biçimde görüldü, o zaman cesaretle ders çıkarmanın zamanı gelmiştir. TKP geriye dönük tartışma ve ayrım noktalarını bir kenara koyarak tamamen geleceğe odaklanmaya ve üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye hazırdır.
Türkiye Komünist Partisi
Merkez Komite