Yeni bir ruh sağlığı krizi
Ekim ayında açıklanan OpenAI verilerine göre bir hafta içinde 560K ChatGPT kullanıcısı psikoz, mani, kendine zarar verme, intihar veya duygusal bağlılık belirtileri gösteriyor. Bu nedenle OpenAI modelin yanıtlarının güvenliğini değerlendirmek ve ruh sağlığı ile ilgili sorulara chatbotun yanıtlarını yazmasına yardımcı olmak için 170 psikolog ve psikiyatristi işe alıyor. AI araştırmacıları uzun zamandır chatbotların kullanıcıların kararlarını veya sanrılarını zararlı olup olmadıklarına bakılmaksızın onaylama eğiliminden endişe duyuyor. Bu konu yalakalık olarak biliniyor. Ruh sağlığı uzmanları da psikolojik destek için yapay zeka sohbet botları kullanılmasının savunmasız kullanıcılara zarar verebileceği konusunda uyarıda bulunuyor.
Dogville benzetmesini yapmamın sebebi şuydu. Aslında hepimiz Dogville sakinleri gibiyiz. Dogville sakinleri sapkın ya da şeytani insanlar oldukları için o suçları işlemediler. Kendilerini *iyi insanlar* olarak tanımlayıp o tanımın içinden çıkmamak adına içlerindeki tüm kötüyü bir ötekine yansıttıkları için, sorumluluk almadıkları için, tanıklıktan kaçtıkları için işlediler.
Bazı büyük kötülükler, şeytani niyetler ya da sapkınlıktan değil, düşünmeden itaat eden, eleştirel muhakeme yapmayan, tanıklıktan kaçan, eylemlerinin sonuçlarıyla yüzleşmeyen sıradan insanların davranışlarından doğar.
O yüzden anlattığım anıyı ve alıntıladığım videoyu izleyip 'aman ne canavarlar' var derken bir yandan da 'acaba benim içimde nasıl bir kötü var?' diye de düşünmek gerekiyor.
YAŞAMLA HEMHAL OLMANIN DOĞASI OLARAK “İYİLİK”
İtibar (ya da şöhret) başkalarının insanı nasıl gördüğüdür; haysiyet ise insanın kendisini nasıl görüp anlamlandırdığı..
“İyilik”, itibar ya da şöhretle değil doğrudan haysiyetle alakalı..
İyilik de aslında yapılanla değil yapanla ilişkili.. İyilik yapan kişi, yapılanın bunu hakedip etmemesiyle değil, bunu yapmanın ‘yaşamın akışı gereği’ olmasıyla ilgilidir.
Haysiyeti gereği..
Yani iyilik, yapanla yapılan arasındaki bir etkileşimden çok, yaşamla yapan arasındaki bir ilişkidir.
#Penceremdenİstanbul
“Ben bir taşın altındayım, ezildim; kalkmaya çalışıyorum. Bu sırada siz gelip taşın üstüne oturuyorsunuz ve bana öğüt veriyorsunuz.”
Yüceler Yücesi, Maurice Blanchot
Araştırmalar gösteriyor ki, dünya genelinde evlilik oranları, doğurganlık ve gençler arasında cinsel ilişkiye yönelik ilgi belirgin biçimde düşüyor. Bu dönüşümün kök nedenleri arasında ise –yaygın kanaatin aksine– finansal yoksulluk ilk sırada yer almıyor.
Günümüzün en derin toplumsal kırılmalarından biri, sosyal medyanın yetersizlik hissini “tatmin etme” aracına dönüşmesi. İnsanlar kendi hayatlarını, başkalarının seçilmiş ve idealize edilmiş görüntüleriyle kıyaslayarak giderek daha yüksek bir aşağılık kompleksi geliştiriyor. Gösteriş kültürü bir “etkileşim yarışı”na evriliyor; etkileşim ise bir statü ölçütü gibi sunuluyor. Günün sonunda hakikati bilim ve adalet değil, sosyal medyada öne çıkarılan yapay gündemlerin etkileşim oranı belirliyor. Pazarlama endüstrisi önce insanlara “yetersizsin” duygusunu aşılıyor, ardından bu yetersizliği giderecek ürün ve yaşam tarzı vaat ediyor. Bunu da sosyal medyada gündem olan popüler kültür algısıyla yapıyor: Bu mekana gitmelisin, şunu yemelisin, şöyle giyinmelisin, şurada tatil yapmalısın, şu telefonu almalısın, şu sertifikayı CV'ne eklemelisin ve işte şimdi toplumda kabul gören biri haline geldin ve artık hazırsın! Fakat bu döngü, tüketimi artırsa da hiçbir zaman gerçek bir tatmin üretmiyor! Bunun aksine, bağımlılığı derinleştiriyor.
Bu atmosferde, kadının bedensel meta haline gelmesi, erkeğin ise para ve statü üzerinden değersizleştirilmesi, bu ikisine erişim için her yolun (suç veya ahlaksızlık) meşru olduğu algısının öne çıkarılması sonucunda sosyal medya, flört uygulamaları, cinsel içerik ekonomisi üçgeninde yeni bir “takas kültürü” yaratıyor. Bu kültür, aile kurumunu yavaş ama istikrarlı biçimde aşındırıyor.
Bugün toplumların ortak davranışsal psikolojisi, sahip olduklarını sürekli “daha iyisi” ile kıyaslamak üzerine kurulu. İnsanlar bu kıyaslamanın peşinde koşarken vakitlerini, sağlıklarını, ilişkilerini, güven duygularını ve nihayetinde kendi benliklerini kaybediyorlar.
Ve asıl yoksulluk tam da budur: Kendi hayatını, başkalarının vitrinde sergilediği illüzyonlarla ölçerken, gerçek değerlerini yitirmek ve sahip olduğun asıl değerlerin bilincine asla varamamak...
📚https://t.co/l0qYvJOrzR
Bir ilişkinin istikrarı eşinizin/sevgilinizin kusursuzluğuna değil, kusurlarını zihninizde nasıl yapılandırdığınıza bağlıdır.
"O çok inatçı biri, evet ama bu inatçılığı iş hayatında tuttuğunu koparan biri olmasını sağlıyor." (Kusur, bir erdemin yan etkisi haline getirildi.)
Düzgün olmak zor çünkü dünya sık sık bencil ve aceleci davranmayı ödüllendirir. Ama vicdanını, sözünü ve duruşunu korumak, kısa vadede zor olsa da uzun vadede insanı özgür ve huzurlu kılar. Zor olanı seçmek, gerçek güçtür.
Milyonlarca insanın aynı ahlaksızlıkları paylaşıyor olması bu ahlaksızlıkları erdem yapmaz, bu kadar çok hatayı paylaşıyor olmaları hataları doğru yapmaz ve milyonlarca insanın aynı zihinsel patolojiyi paylaşıyor olması bu insanları aklı başında yapmaz.
Kendi çocuğunu yetiştirirken gelecekte yapay zekanın farklı iş kollarında nasıl bir etki yaratacağını öngöremediği için tedirgin olan anne babaların huzursuzluğu gayet yerindedir. Bugünün çocukları yönünden yaşanan belirsizlik geçmişteki hiçbir belirsizliğe benzemiyor.
Eskiden anne babanın veya çocuğun kendisinin bir öngörüsü fikri veya hedefi olmasa bile öğretmeninin vardı. Şimdi ise her seviyedeki her öğretmen ve hoca, ilkokuldan üniversiteye kadar, ben dahil hepsi, eğer faydasız ve sahte bir 'ben bilirim' pozu yapmıyorlarsa, "iş alanlarının nasıl şekilleneceğini ben de göremiyorum ama genel olarak eğitim ve bilgi iyidir, ne olacağını ileride hep beraber göreceğiz" noktasında faaliyet gösteriyor.
Dev şirketler yapay zeka desteğiyle daha etkin çıktı ve daha az istihdam yaratırken onların ürettikleri mal ve hizmetlere talep yöneltecek kişilerin işsizleşmesi durumunun kendi işlerine etkisini henüz hesap etmiyorlar.
Yapay zeka ile ilgili olarak kimse başını bilinçli olarak kuma gömmüyor ama herkesin başı kumun içinde. Dünyanın her yerinde her seviyeden kişi için bu böyle.
Dünyanın ilk 10'daki üniversitelerinden UCL'de hukuk profesörüyüm ve yapay zeka da regülasyon bakımından özellikle üzerinde çalıştığım alanlardan biri. Ancak öğrencilerimden herhangi biri bana "hocam lütfen benden bahseder misiniz, şu anda yapacağım eğitim tercihlerinin 10 sene sonra ne durumda olacağını yapay zeka etkisi çerçevesinde değerlendirebilmek istiyorum" dese "bunu yapamam, kimse de yapamaz, yolunu yürüdüğün sırada şekillendirmek ve esnek olmak durumundasın" diyorum.
Içinde yaşadığımız şu anın başka tüm dönemlerden en büyük farkı bu. Kimse tahminde bulunma ve ona göre şekillendirme yeteneği iddia edebilecek durumda değil.