Ben romantik aşka doğdum. Pazar günleri aile yemeklerine, gösterişsiz ama içten öpücüklere, lafta değil ruhta kaliteli zamana doğdum. Sevdiğim insanın göğsüne yaslanıp sessizce kalmaya. Bana büyük şeyler değil, sahici ve huzurlu olanlar lazım. —Emre Valez
Özünde hepimiz aynıyız. Ten rengimiz, dilimiz, inancımız, hikayelerimiz farklı olsa da aynı acıyla üzülüyor, aynı sevinçle gülüyor, aynı umutla yarına bakıyoruz. Bugün bu gezegende yaşayan 8 milyar insan olarak hayatta kalmanın ve ilerlemenin tek yolu bunu gerçekten hatırlamak: Biz tek bir insan ailesiyiz. Barış, uzak bir ütopya değil. Ortak yanlarımıza odaklanıp, farklılıklarımızı zenginlik olarak görüp birbirimize elimizi uzattığımızda kurduğumuz gelecek. Ben de kendi yolumda buna inanıyorum; daha çok dinlemeye, daha nazik olmaya ve gücüm yettiğince yardım etmeye çalışıyorum. Çünkü dünya ancak 'ben' değil 'biz' diyebildiğimizde iyileşecek. Bu inançla yaşıyorum, bu inançla paylaşıyorum. —Emre Valez
Ben şunu net gördüm: Bu hayatta insanlar sana, senin kendine verdiğin değeri kadar değer veriyor. Ne kadar düzgün olursan ol, iyi niyetini test eden, bilerek canını sıkmaya çalışan insanlar mutlaka çıkıyor. Biraz tereddüt etsen, sesin titrese, özgüvenin düşük dursa hemen üstüne oynamaya başlarlar. Ben artık oyunu böyle okuyorum. Sakin kalıyorum, dik duruyorum. Ne gereğinden fazla alçakgönüllü davranıyorum ne de herkese gereğinden fazla verici oluyorum. Sınırlarımı net çiziyorum, gerektiğinde de restimi çekiyorum. Ne düşündüğümü, ne yapacağımı kestiremediklerinde deneme hevesleri kendiliğinden sönüyor. Çözemediği adamla kimse uğraşmak istemez, sessiz gücünü koru. Toplumun bütün kuralı bu.
—Emre Valez
Korkak bir dahi, cesur bir aptalın yanında çırak kalır. Bu böyledir. Dünya senin ne kadar zeki olduğunu, ne kadar iyi niyetli olduğunu tartmaz. Ne kadar gözü kara daldığına bakar. Fırsat nazlı değildir, yüzsüz sever. Gidip almazsan başkasına gider. Şans da çok plan yapana değil, gemileri yakana güler. Kafandaki o parlak fikirler, o mükemmel planlar? Yapmadıkça, satmadıkça, masaya koymadıkça yok hükmündedir. Sıfırdır. —Emre Valez
Konuşmaktan bıkmayacağın biriyle evlen. Saat kaç olursa olsun aklına düştüğünde yazabildiğin, cevabını sabaha kadar bekleyebildiğin biriyle. Sabah uyanınca aklına ilk gelen, akşam iş çıkışı evine koşturan sebebin olanla. Aynı aptal espriye defalarca gülebildiğin, aynı olayı bin kere anlatmasına rağmen sıkılmadan dinleyebildiğinle. Yanında rol yapmadan, çocuklaşabildiğin kişiyle. Çünkü hayat uzun bir mesele. Dış görünüş değişir, para gelir gider, heyecan azalır ama iyi bir sohbet hiç eskimez. Mutfakta kendi kendinize dans edebildiğiniz, koltukta yan yana susup oturduğunuzda bile birbirinizi duyabildiğiniz insan doğru insandır. Sohbetiniz ömür kadar uzun, ömrünüz de o sohbet kadar içten olsun. —Emre Valez
Bunu haset insanlar okuyorsa şunu iyi bilsin: Ben adımlarımı her zaman bilinçli atarım. Asla rastgele yürümem, hiçbir şeyi asla şansa bırakmam. Attığım her adımın hep nereye varacağını, kimde nasıl bir etki bırakacağını, kimleri rahatsız edeceğini çok önceden hesaplarım. Senin ne düşüneceğini, içinden ne geçireceğini, arkamdan ne konuşacağını bile bile yaparım. Benim yolum senin onayına muhtaç değil, senin gölgenle de kapanmaz, daralmaz. Ben sustuğumda bile inşa ederim, sen konuştuğunda bile geride kalırsın. Bu yüzden hasetle izlemeye devam et, çünkü ben yürürken seni bile hesaba katarak ilerliyorum ve her seferinde kazanıyorum. Unutma, senin niyetini gördüğüm an hamlemi zaten yapmış oluyorum. Her zaman. Oynama haset, ben hep buradayım. —Emre Valez
İnanılmaz karakterli, sonuna kadar güven duyduğun ve sensiz yapamayan o aşkı bulalım. “Yok” deme, çünkü var. Belki de değişmesi gereken tek şey, ona bakış açındır.
Bir erkeğin en üst seviye çekiciliği, asla dış görünüşü ve yetenekleriyle ilgili değildir; bir erkekte en nadir rastlanan şey, özgüven ve yürekliliktir; berrak bir akıl ve sarsılmayan duygulardır. Yaşadığı tersliklerde bile yüzünde tebessümü taşıyabilir, çünkü hayatın her zaman yolunda gitmeyeceğini bilir. Zorlukların karşısına dikildiğinde, asla kendinden şüphe etmez. En talihsiz dönemlerinde bile inancını ve romantizmini yitirmez. En dibe vurduğunda bile, hakikatle yüz yüze gelmeye yetecek cesarete ve ferasete sahiptir. Meseleleri tarafsızca tartabilir, soğukkanlı bir hükme ve karara varabilir. Eğer bir adam bu vasıfların hepsini bir arada taşıyorsa, bu kesinlikle Tanrı'nın bir lütfudur.
Belki farkında değilsiniz ama hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Aşk ve birliktelik dışarıdan ne kadar efendi, ne kadar masum durur değil mi? Sakin, sessiz bir tablo gibi. Oysa içeride... İçeride volkan gibi kaynayan, dolu dolu yaşayan vahşi bir ejderha vardır. Yakar, yanar, kükrer, durdurulamaz. Bu ateşi sadece o iki kişi bilir, kalabalıklar sadece dumanını görür. Kalite her zaman özeldir, herkese açılmaz çünkü. Aşkı tanımlayamazsın, kalıba sokamazsın, o yaşanır. Bir insanı tanımadan önce söylediklerine değil, yaydığı enerjiye ve ustaca gizlediği derinliğe odaklanmalısın. Gerçek bağ kelimelerin ötesinde, sessizlikte anlaşılan ve bakışta saklı olandır. Derin düşünmeliyiz. İşte sır da budur. İstemekten öte, bir araya gelmeyi başarmış iki kişidir aşk, yanmak, sevmek...
Baş Yapıt: Bir Dakika (yazılıyor)
İmza: — Emre Valez
Bak sana bir sır vereyim, kimse öyle gökten büyük bir mahkeme inecek diye beklemesin. Son adalet dedikleri şey her gün oluyor zaten. Her sabah kalktığında, gün içinde neyi seçtiğinde, kime nasıl davrandığında oluyor. Birine yardım etmekle etmemek arasında, doğruyu söylemekle susmak arasında, vicdanının sesini dinlemekle duymazdan gelmek arasında... Orada yargılanıyorsun aslında. Kimse görmüyor, defter tutan yok gibi geliyor ama hayat hepsini kaydediyor. İyiliği ertelemek, kötülüğe göz yummak hepsi sana kalıyor. Akşam yastığa başını koyduğunda için rahatsa, o günün mahkemesinden temiz çıkmışsındır. O yüzden büyük günü beklemeye gerek yok, mesele bugün ne yaptığın ve gece nasıl uyuduğun. —Emre Valez
Yıllar vardır, hiçbir şey olmaz. Günler birbirinin aynısı gibi akar, aynı yollardan geçersin, aynı düşüncelerle uyanırsın, aynı bekleyişle yaşarsın. Hayat durmuş gibi gelir, sen beklemiş gibi hissedersin. Ama aslında durmaz. İçeride görünmez bir birikme olur, fark etmeden öğrenir, olgunlaşır, güçlenir, hazırlanırsın. Sonra haftalar vardır ki yıllar olur. Bir haber, bir karar, bir karşılaşma, bir vedayla yıllarca biriken her şey tek bir anda önüne serilir. Bütün haritan, bütün yönün, kimliğin bir haftada değişir. O yüzden durgun yıllara küsmemek gerekir. Çünkü hayat bazen yıllarca susar, sabrını sınar, sonra bir haftada bütün hikayeyi, bütün anlamı anlatır ve seni başka bir insana dönüştürür. —Emre Valez
Düşmanlarımdan yana şanslıydım. Hiçbiri arkadan vurmadı, hepsi mertçe geldi üstüme. Yumruğunu da mertçe attı, sözünü de mertçe söyledi. Kızamadım onlara, çünkü savaşı delikanlıca verdiler. Ama dost dediklerim... Orada hikaye değişiyor. Cephedeyken sırtımı kollasınlar diye beklediklerim, hançeri nereye saplasa diye hesap yapıyormuş meğer. Düşmanım yıkmaya çalışırken bile bir şey öğretti, dostum dediğim ise severken eksiltti. Mert düşman omurganı düzeltir, kalleş dost önce omzuna dokunur sonra iter. Düşmanlıkta şeref vardı, dostlukta çoğu zaman menfaat. Düşmanımın mertliğine saygı duydum, dostumun kalleşliğine alışamadım. Bu yüzden artık düşmandan değil, güvendiğim dosttan korkuyorum. —Emre Valez