Galatasaray Lisesi İstanbul erkek Lisesi birilerinin aksine şımarık öğrencilerin gittiği değil kaliteli zeki öğrencilerin gittiği okullardır. Ve bu öğrenciler Türkiye'de de ödülü hak ediyorlar. Nasıl Almanya Fransa gibi ülkeler bu çocukları almak için çeşitli üniversitelerinde imkan verirken biz de maalesef böyle imkanlar yok. Devlet üniversitelerimizde bu çocuklara bir imkan sağlamalılar. Bunu zorla değil de sevgiyle yapmalıyız.
Buradaki İEL dezenformasyon kampanyasına bakılırsa İEL için bakanlığın radikal planları var. Özgür düşünen ve düşündüğünü ifade etmekten çekinmeyen gençleri kaldıramıyor bu ülke. Yahu ülkenin en zeki çocukları neden böyle yapıyor diye düşünen yok mu? Her şeyi dış güçlere bağlama kolaycılığından vaz geçmeyecek misiniz? Eğitimli kişiler özgürlüklerin kısıtlanmasına, zorbalığa ve adaletsizliğe karşı duruyorlar. Eğitimin bir amacı da bu değil mi? Vatandaşlık haklarının kullanımı...
🔺Öğrenciler ve mezunlar anlattı: İstanbul Erkek Lisesi’ndeki protestonun arkasında ne var? O gün neler yaşandı?
🔺İstanbul Erkek Lisesi’nde öğrencilerin okul müdürü Hikmet Konar’a sırtlarını dönerek gerçekleştirdiği protestonun ardından mezuniyet töreni sonlandırıldı. Peki öğrenciler neden eylem yaptı? Sonrasında neler yaşandı? Müdür Konar’ın geçmişi neden yeniden tartışma konusu oldu? Kısa Dalga öğrenci, mezun ve yetkililerle konuştu.
Gülseven Özkan'ın ( @GulsevenOzkan ) haberi...
https://t.co/YDmznqXjEL
GERİCİ MÜDÜRE TEPKİ — İstanbul Erkek Lisesi’nin mezuniyet töreninde öğrenciler, baskıcı ve yasakçı zihniyet sahibi okul müdürü Hikmet Konar’ın konuşması sırasında sırtlarını dönerek tepki gösterdi.
Mikrofonu eline alan Konar, “Tören bitmiştir, her şeyi toplayın” ifadelerini kullandı ve mezuniyet törenini tek taraflı olarak sonlandırdı.
Öğrenciler okul müdürünü alandan yuhalayarak uzaklaştırdı ve okul bahçesinde alternatif bir mezuniyet töreni düzenledi.
Mezunlar, sembolik diplomalarını okul yönetimi yerine sıra arkadaşlarının elinden alarak kutlamaları sürdürdü.
Gerici müdüre ulaşılamıyor.
Evet Sayın AKİT mensupları soruyorum sizlere;
İBB davasında sahte faturalarla ve kaçak dökümden gelen paraları akladığı iddia edilen, etkin pişmanlıktan yararlanan Murat Gülibrahimoğlu’nun şirketinden seçimlerden sadece 2 ay önce hangi sponsorluk için 5 Milyon 700 bin TL aldınız?
Kalemini namus bilen gazeteciler öyle miş,müş diye yalan haber yapmaz.Bak böyle ortaya belge koyar .
30.01.2024 tarihli e-faturada; “Kuzey İstanbul Modern İnşaat A.Ş.” tarafından, “AKİT TV SPONSORLUK HİZMETİ” açıklamasıyla, AKİT TV’ye 5 milyon 700 bin TL ödeme yapıldığı açıkça görülüyor.
Madem bu kadar büyük bir sponsorluk anlaşması yapıldı;
Hangi program için? Hangi organizasyon için?Hangi yayın karşılığında?
Kamuoyuna açıklayın.
Türkiye Komünist Partisi’nin Özgür Özel ve arkadaşlarına, bir bütün olarak CHP’ye dönük değerlendirmeleri ortadadır. Hiçbir ideolojik, siyasal yakınlığımız olmadığını her defasında tekrarlamak durumunda değiliz. Ayrıca kimseye kefil de olmayız. Ancak…
Şu anda “hukuken” CHP’nin başına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin Genel Başkan olarak kabul etmemiz de, yalnız bugün değil gelecekte de imkansızdır.
Bu “atama” işlemi iktidar olanakları kullanarak bir başka parti tarafından gerçekleştirilmiştir. AKP diğer partileri doğrultu ya da yönetici tayin edemez. Kendi meşruiyeti bu kadar zedelenmiş bir partinin siyaset alanını tasarlama girişimleri, bu girişimlere ortak olanların da meşruiyetini sıfırlar.
CHP tabanının bu operasyonu kabullenmeyeceği açıktır. Bir siyasi parti programı, örgütsel yapısı ve toplumsal ağırlığı ile bir bütündür. Daha önce birçok adımı kendi partisinin tabanındaki hoşnutsuzluklara rağmen dayatıp yoluna devam eden Kılıçdaroğlu’nun bu defa şansı yoktur.
Bizi en fazla ilgilendiren ise siyasi partilerin iç dinamiklerine müdahalenin önünü tamamen açan bu uygulamanın toplum tarafından kararlılıkla mahkum edilmesidir. Bu büyük ölçüde gerçekleşmiştir. Protesto gösterilerine katılımın az ya da çok olmasının bu aşamada bir önemi bulunmamaktadır.
AKP, medyasından vekiline, bürokratından trolüne başka partilere akıl ve yön verme konusunda kendini kaybetmiş durumdadır. Yandaş köşe yazarları sürekli olarak muhalif parti ve siyasetçilere not vermektedir. Burada siyaset alanının daraltılması isteğinin yanı sıra kadar ideolojik ve kültürel bir sorun da vardır. Her şeyin sahibi olma dürtüsü iktidar için artık bir davranış kalıbı haline gelmiştir. CHP tabanının bunu kabullenmemesi iyi bir şeydir.
İlginç olan, AKP’nin diğer partileri kendisine benzetmeye çalıştıktan sonra kendi alanında beliren rakiplerden şiddetle rahatsız olmasıdır. Ekrem İmamoğlu’nun başına gelenler bu açıdan çok öğreticidir.
Velev ki, Kılıçdaroğlu yönetimi tutsa, parti AKP’yle uyumlu bir biçimde güçlenip ona rakip haline gelse, iktidar aynı operasyonu ona da çekecektir. Ancak bu imkansızdır. Kılıçdaroğlu’nun da bunun farkında olduğu ve CHP’nin yönetilmesinden çok yönetilemez hale gelmesi doğrultusunda adımlar attığı görülmektedir.
Biz CHP gerçeklerini siyasal ve ideolojik zeminde halkımıza anlatmaya devam edeceğiz. Bunu yaparken, Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin Genel Başkanı olarak görmemiz mümkün değildir.
Deniz Zeyrek: “Suudi Arabistan ile Türkiye arasında imzalanan bir anlaşma metni onay için TBMM’ye sunuldu.
Suudilerle imzalanan bu anlaşma “yatırım teşviki” değil, düpedüz kapitülasyon gibi “ayrıcalıklı yatırım” içeriyor.
Anlaşma gereğince Suudiler Sivas’ta ve Karaman’dan güneş enerjisi santrali kuracak. Türkiye de bu yatırım karşılığında Suudilere şu avantajları sunacak:
• Vergi muafiyeti: Yatırımın tüm maliyet kalemleri vergiden arındırılmış. Yani herhangi bir teşvik belgesi dahi almadan çok geniş bir vergi muafiyeti sağlanacak.
Kurumlar, Gümrük Vergisi, KDV, ÖTV tamamen muaf olacak. Yurt içi alımlarda dahi KDV muafiyetinden yararlanacak. KDV indirimi için 10 yıl süre sınırı yok. Yatırımcı damga vergisi de ödemeyecek.
• İhracat/İthalat serbestisi: Her türlü ekipman ve malzeme için ithalat, ihracat, yeniden ihracat hakkı tanınmış. Gümrük rejimi açısından neredeyse serbest bölgeye yakın bir esneklik verilmiş.
• Bütün işlemleri devlet yerine getirecek: Yatırımcı kamulaştırma, imar, izin süreçleriyle uğraşmayacak. Bizim devlet araziyi hazırlayacak, mevzuatın gerektirdiği bütün işlemleri tamamlayacak, araziyi yatırımcıya inşaata hazır halde teslim edecek.
• Alım garantisi: Türkiye, 30 yıl boyunca o santrallarda üretilecek enerjiyi alma garantisi verecek. İki santraldan da ilk beş yıl boyunca 47,5 euro/MWh, beş yıldan sonra ise 23,415 euro/MWh -KDV hariç- fiyatla alım yapılacak. Suudi şirketlere ödemeler euro olarak yapılacak. Yatırımcının kur riski olmayacak, piyasa riski olmayacak, talep riski olmayacak. Yatırım adeta “risksiz getiri modeli” olacak.
• Yabancı istihdamı: Suudiler bu santrallarda yabancı personel çalıştıracak.
• Uluslararası tahkim avantajı: Yatırım, Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıklarının Çözüm Merkezi (ICSID) Sözleşmesi kapsamında hayata geçirilecek. Yani Türkiye’yle Suudi şirketler arasında bir anlaşmazlık yaşanırsa sorun uyuşmazlıkların tarafsız bir tahkim yerinde uluslararası tahkim yoluyla çözümü sağlanacak.
Şimdi gelin kritik bir soru soralım; Türk yatırımcı aynı avantajlara sahip mi?
Maalesef değil.
Suudilere sunulan avantajlar, Türkiye’deki üreticilerin rekabet gücünü de bitiriyor. Yerli yatırımcı dezavantajlı hale geliyor.
Türk yatırımcılar ticari riskleri yüklenirken Suudi yatırımcı devlet garantili getiri sahibi oluyor.”
Ünlü bir Fastfood zincirinde yaşananlar:
Az önce bir Burger King şubesinde durumu olmayan bir anne kız için makine üzerinden yemek siparişi ettim. Fişi aileye verdim.
Kendi yemeğimin siparişini de ödedikten sonra beraber sıraya girdik. Benim için bir tepsi hazırlanırken aile için hazırlanmadı. Sebebini sorduğumda ise 'onlar restoranda yiyemez, onlara paket hazırlayabiliriz' cevabını aldım.
Bu rezalet üzerine yöneticiyi çağırdım. Ben yiyebiliyorken bu aile neden restorana alınmıyor diye sorduğum da yüksek bir sesle 'kurallarımız var öyle herkesi içeri alamayız' cevabını aldım.
Diğer müşterilerin de tepki göstermesi üzerine en sonunda aileye servis yapıldı. Durumu haberleştireceğimi söylediğimde ise yönetici benimle konuşmak istedi. Tek kelime özür dilemeden haklılığını savundu.
Daha önce bu şubeye hiç girmeyen, hiçbir vukuatı olmayan, sadece FAKİR oldukları için bu muameleye maruz kalan ailenin iletişim bilgilerini aldım ve yemekleri bitene kadar restorandan ayrılmadım.
Küçücük bir kızın yüzüne 'sen burda oturup yemek yiyemezsin' diyecek kadar aşağılık olan bu zihniyeti sizlerin takdirine bırakıyorum. (Tanık)
"İstanbul Erkek Lisesi için küçülme kararı alındı" ne demek?
Bu cümle dönüyor sürekli kafamın içinde.
Hadsiz, sevgisiz, umarsız,akılsız ve en önemlisi anlamsız bir cümle!
İstanbul Erkek Lisesi ticari işletme mi?
DEVLET LİSESİ!
Üstelik Türkiye'nin "lise"adını kullandığı ilk lisesi.
1911 yılından beri, Almanya'dan getirtilen Alman Hocalarla Almanca eğitim verilir.
İstanbul Lisesi Sultanisi'dir.
Azıcık muhafazakar olun.
Azıcık Osmanlının izini sürdürün.
Azıcık değerlere saygı duyun.
Hangi sorunu çözemediniz de 2 şubeye indiriyorsunuz?
Alman Hoca mı bulamadınız?
30 sene önce Atalarınız buldu.
Çocukları Almanya kapıyor, iyi eğitimli olmazlarsa gidemezlee diye mi?
İstanbul Erkek Lisesi para kazandırmıyor çünkü ücretsiz eğitim veriyor diye mi?
Memlekette eğitim yangın yeri,sizin uğraşınız memleketin en iyi 10 okulundan birini küçültmek mi?
Pes! Dayaaanamıyorummmm
🅾️Yeryüzündeki gelmiş geçmiş en başarısız Milli Eğitim Bakanı olan Yusuf Tekin:
"Sizin laiklikten anladığınız şey şu: Camilerin kapısına kilit vurmak, camileri ahıra çevirmek, vatandaşın Kur’an öğrenmesini yasaklamak."
⏩Bakan Bey'in söylediklerinin tamamı YALAN...!!!
1⃣➖Camilerin Kapısına kilit vurulmamıştır, bu ahlaksızca bir yalandır. "Kapısına kilit vuruldu" diye iftira attığınız 3 cami var evet. Niğde'deki Ak Medrese, Niğde'deki Sarı Han ve Ulukışla'daki Öküz Mehmet Paşa Camii.
Adlarından da anlaşılacağı üzere bunlardan 2'si cami bile değil. Neyse, kapılarına kilit vurulmuş, ama neden?
İkinci Dünya Savaşı yıllarında Naziler Meriç Nehrine dayanmıştı, Meriç'i geçip İstanbul'a yürümeleri halinde İstanbul savunmasızdı. Nazilere dayanamazdı. Böyle bir durumda Taktiksel olarak Anadolu'nun içlerine çekilecek ve düşman vatanın Harim-i İsmetinde boğulacaktı.
Lakin dünyanın kalbi İstanbul'da tarihimizin maddi manevi en değerli hazineleri, kutsal emanetler vardı. Saray ve müzelerdeki tarihi eşyalara paha biçilemezdi. Bunların Almanların eline geçmesi tarihimizin yok olması demekti...
Batı Cephesi Komutanı bir yandan savaş dışında kalırken, bir yandan da en kötü senaryoyu düşünüyordu...
Milli Mücadelenin görünmeyen kahramanlarına, eski Mim Mim Grubu mensuplarına talimat verdi. Kutsal emanetler, saray ve müzeler boşaltıldı.
Hazreti Muhammed’in hırkası, mühürü, kılıcı, oku, yayı, Kabe’nin anahtarı, Hazreti Osman’ın kanlı Kuran-ı Kerim’i, padişahların tahtları, eşyaları, hazine, silah, tablo, porselen, paha biçilmez el yazması eserler, büyük bir gizlilikle ve titizlikle sandıklara yerleştirildi.
Tam 48 vagon yük Anadolu'nun bağrına doğru yola çıktı. Bu kıymetine paha biçilemez eserler Niğde'de Ak Medrese ve Sarı Han ile Ulukışla'daki Öküz Mehmet Paşa Camii'nde saklanacaklardı...
Her şey gizlilik içinde yapıldı. yerel yöneticilere hatta vekillere, hatta bazı bakanlara bile bilgi verilmedi.
Cami ve medreselerin etrafına özel askeri birlikler konuşlandırıldı.
1943 yılında Adana'da Churchill ile görüşmek için yola çıkan İsmet Paşa yolunun üzerindeki bu 3 binayı teftiş etti. Binalara girmeden komutanlardan bilgi aldı...
"Emanetler bizim çocuklarımızdan aldığımız emanetlerdir, sizlere emanet, gözüm arkada kalmasın" diye de tembihledi Mehmetçikleri...
Ve 1947 yılına gelindiğinde emanetler yeniden yerlerine taşındı...
Yani Camilerin kapısına kilit vurulmasının orada askerlerin nöbet tutup halk�� buralara sokmamasının bir sebebi vardı...
➖➖➖➖➖
2⃣➖Camiler yine bakan beyin söylediği gibi ahıra çevrilmedi. Bilakis, özellikle Atatürk Döneminde düzinelerce cami ihya edilmiştir.
Belgeler: https://t.co/NgxlxdJEpF
Örneğin Atatürk'ün tamir ettirdiği camilerden biri olan ve Mimar Sinan eseri olan Üsküdar'daki Kuşkonmaz Camii, AKP döneminde deniz dolgusu yapılırken çatlatılmıştır.
📌"Camiler kapatıldı, ahır yapıldı" diye Cumhuriyet Dönemine ahlaksızca iftiralar atanlar Vahdettin'in işgal yıllarında sattığı yahut kiraya verdiği camilerden hiç bahsetmezler. Şu aşağıda Vahdettin'in sattığı yahut kiraya verdiği camilerin listesi var, arzu eden bunları araştırabilir.
https://t.co/bymYyMKhV7
‼️Yine Cumhuriyet Dönemine iftiralar atanlar, nedense Menderes Yıkımları nedeniyle yıkılan, yok edilen tarihi camilerden hiç bahsetmezler...
➖➖➖➖
3⃣➖Kuran Yasaklandı, Kuran öğrenmek yasaklandı...
Bu nasıl fütursuz bir yalandır?
Koskoca Bakan olmuş, Atatürk'ün kendi cebinden ödeme yaparak Kuran tefsiri yaptırdığını kolayca öğrenebilir oysa ki.
🔘Bu düpedüz bir siyasal islamcı yalanıdır. Bunu daha önce defalarca açıkladık.
Bu ülkede "Kuran'lar toplatıldı, Kuran Yasaklandı" diyenler düpedüz Türk Düşmanlarıdır, hatta bir tık daha ileri gidiyorum, bu algıyı yapan ve yayanlar net olarak Fetöcüdür, Fetö İltisaklısıdır.
⁉️Soru;
➖Peki Kuran hiç toplatılmadı mı?
‼️Evet toplatıldı.
📌Lakin toplatılan Kuran'lar, yabancılar tarafından değiştirilmiş, tahrif edilmiş Kuran'lardı. Devlet bunu fark edince de bu tahrif edilmiş Kuranları toplattı, gerekli düzeltmeler yapıldı ve Diyanet tarafından mühürlenerek sahiplerine iade edildi.
👉İşte bu değiştirilmiş, tahrif edilmiş Kuranları vermek istemeyenler, şirk içine girmiş olan tarikatçı müptezeller, Allah yerine kula kulluk etmeye meraklılar, ellerindeki Kuran'ları vermek istememiş, toprağa gömmüş ya da saklamışlar, şimdi kalkıp bu hikayeleri anlatıp Cumhuriyete çamur atıyorlar.
👉Ayrıca, bu hatalı Kuran'lar sadece Cumhuriyet Döneminde toplatılmadı.
2. Abdülhamid Döneminde de bu hatalı, değiştirilmiş Kuran'lar toplatıldı, imha edildi hatta yakıldı.
Ama nedense kimse "Abdülhamid Döneminde Kuran toplatıldı, yakıldı" demiyor.
Çünkü umurlarında olan şey Kuran değil, amaçları farklı, amaçları Cumhuriyeti karalamak... Tıpkı Milli Eğitim Bakanının yaptığı gibi...
📌Ama ben birkaç şey daha eklemek istiyorum.
👉Atatürk Ayasofya'nın tapusunu "cami" olarak tescil ettirmiştir.
👉1932 yılının Ramazan ayında Ayasofya'da Dünyada ilk kez radyodan naklen Mevlid yayını yaptırmıştır.
➖➖➖➖➖
Kıymetli okur...
Bir Bakanın, Cumhuriyetin kurucu liderine, kurucu kadrolarına iftiralar atması ve bunu toplumun bir kesimini kışkırtırcasına yapması hem suçtur, hem son derece ahlaksızca bir davranıştır.
Ne yazık ki Atatürk'ün kurduğu parti işgal altında olduğu için bu iftiralara karşı savunma yapmak ve cevap vermek biz gibi sıradan vatandaşlara görev olmuştur...
Sanırım Bakan Bey'in iftira ve dezenformasyonlarına gayet yerinde ve boşluk bırakmayacak şekilde cevap vermiş olduk.
‼️Ricam şudur ki, bunları okuyun öğrenin ve mümkünse paylaşın, paylaştırın... Teşekkürler...
#tarih #yusuftekinistifa
Paylaşmadan edemeyeceğim.
Trump’ın “NATO bizim için yoktu” çıkışına bir Avustralyalıdan gelen cevap:
Dostum…
600 bin evsizin bu gece sokakta uyuduğu bir ülkeyi yönetiyorsun.
Yetişkinlerin %40’ı, 400 dolarlık acil bir masrafı borç almadan karşılayamıyor.
İnsülin, araba taksidinden pahalı. İnsanlar hayatta kalmak için doz kısmak zorunda kalıyor.
Tıbbi borçlar iflasın bir numaralı sebebi.
Kadınlar, kürtaj yasalarından korkulduğu için müdahale edilmeyen hastanelerin otoparklarında hayatını kaybediyor.
Dünyada en fazla insanı hapseden ülkesin.
2 milyon insan parmaklıklar ardında.
Üstelik bunların büyük kısmı henüz suçlu bile değil—sadece kefalet ödeyecek kadar paraları yok.
Yaşam süresi düşüyor.
Gelişmiş ülkeler arasında bu tabloyu yaşayan tek ülkesin.
Çocuklar okulda matematikle İngilizce arasında “aktif saldırgan” tatbikatı yapıyor.
Sen ise silah üreticilerini zengin ediyorsun.
Asgari ücret 15 yıldır yerinde sayıyor.
Öğretmenler iki işte çalışıyor, gaziler sokakta yaşıyor.
Ama sen, sana saldırmamış bir ülkeye karşı savaşlara trilyonlar harcıyorsun.
Sonra çıkıp Grönland’a “kötü yönetiliyor” diyorsun.
Grönland’da evrensel sağlık sistemi var.
Eğitim ücretsiz.
Hapis oranı düşük.
Kimse hasta diye iflas etmiyor.
“NATO bizim için yoktu” diyorsun…
Ne zaman? 11 Eylül’de mi?
Çünkü NATO tarihinde ilk ve tek kez 5. maddeyi senin için devreye soktu.
Onlarca ülke asker gönderdi, savaştı, öldü.
Avustralya NATO’da bile değildi.
Ama yine de geldik. 20 yıl boyunca.
Ve sen, kimseye haber vermeden, sabaha karşı çekildin.
Herkesi kaosun içinde bıraktın.
O yüzden belki de başkalarını eleştirmeden önce
kendi ülkene bir bakmalısın.
Çünkü bu tabloda kötü yönetilen tek şey
başkaları değil.
Tarihi okullara deprem bahanesi ile çöktüler
İstanbul’da, tarihi yarımadadaki;
- Sultanahmet Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi
- Cağaloğlu Kız Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi
- Suphi Paşa Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi
4 yıl önce “tadilat” gerekçesiyle boşaltıldı.
Velilere okulların yenilenip yeniden eğitime açılacağı sözü verildi.
Sultanahmet ve Cağaloğlu Kız’a üç hafta önce “Milli Eğitim Akademisi” tabelası asıldı. (Dilan Kutlu / Nefes)
Sicherung der deutsch-türkischen Bildungskooperation am Istanbul Erkek Lisesi (IEL) - Kampanyaya imza ver! https://t.co/H6iiAPu9gO @ChangeTR aracılığıyla
📍Şu skandala bakın. Konya Çumra’da dertli bir vatandaş geliyor, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’ye derdini anlatıyor. Önce bir dinleyelim:
“— Mazota, gübreye, elektriğe yetişemiyorum. 3.5 milyon borcum var, kafayı bozucam. Bankalarda faizler uçtu gidiyor…”
Tam konuşmaya devam edecekken gelip adamı kolundan tutup uzaklaştırıyorlar! Hani bakan için “hafız” diye övünüyordunuz. Kuran bize ne der? “Vicdanlı olun, insana değer verin, kendiniz büyük görmeyin!” Gariban vatandaşı dinlemeye bile tahammülünüz yok.
Onlara inat bu amcamızın sesini tüm Türkiye’ye duyuralım, paylaşalım!
1951'de Amerika'da yayımlanan Caucasus dergisinde "Hayret verici siyasi kehanetler" başlığı altında bir yazı yayımlanıyor. Bu yazı Atatürk'le General McArthur arasında 1932 yılında yapılmış olan bir konuşmayı naklediyor. Generalin sorusu üzerine Atatürk, gelecekteki savaş ihtimalleri üzerine şu tahlil ve tahminlerde bulunuyor:
"Almanya, kısa sürede büyük bir ordu meydana getirebilecek ve İngiltere ile Rusya hariç, bütün Avrupa'yı işgal edebilecek yetenektedir. Savaşın patlaması 1940-1945'ten daha sonraya kalmayacaktır. Fransa büyük bir askeri güç oluşturma yeteneğini kaybetmiştir. İngiltere artık, adalarının savunması bakımından Fransa'yı hesaba katamaz. İtalya Mussolini'nin yönetiminde şüphesiz önemli ölçüde yükselmiş ve ilerlemiştir. Mussolini, gelecek savaşa katılmaktan kaçınırsa, İtalya'nın dış görünüşündeki büyüklüğün yarattığı tehditten yararlanarak, barış konferansı masasında ana rollerden birini oynayabilir. Ama, korkarım ki, İtalya'nın bugünkü şefi,bir Sezar rolü oynamanın cazibesine dayanamayacak ve İtalya'nın bir askeri güç olma yeteneğinden uzak olduğu gerçeğini hemen ortaya koyacaktır. Amerika, tıpkı geçen savaşta olduğu gibi, tarafsız kalamayacak ve Almanya, Amerika'nın savaşa katılması sonucu yenilecektir. (...) Avrupa'da patlayacak savaşta, zafer kazanacak olan İngiltere, Fransa ve Almanya değil, fakat, Bolşevik Rusya olacaktır."
(Cemal Erginsoy, Atatürk'ü Araştırma Merkezi Dergisi, sayı 2, s. 538.)
Amerikan dergisi, bu konuşmayı "hayret verici kehanet" olarak vasıflandırıyor. Sonradan gelişen olayların, bu yorumları 'yüzde yüz' oranında doğrulamış olması karşısında, dergi, daha başka nasıl bir niteleme yapabilirdi?
Arnold Toynnbee diyor ki:
"Bir an için tahayyül ediniz ki: Batı dünyasındaki rönesans, reformasyon, bilim ve düşünce ihtilali, Fransız inkılabı ve sanayi devrimini, Atatürk, bir insan ömrüne sığdırmıştır." (s.559)
Prof.Dr. Herbert Melzig diyor ki:
"Büyük Yunan filozofu Platon'un, 'Krallar filozof olsa ve filozoflar kralların tahtında otursaydı...' şeklindeki dileği, iki bin yıllık tarihte gerçekleşmedi. Halbuki, 20. yüzyılda ilk defa olarak Atatürk'ün şahsında Platon'un istediği gibi kelimenin tam anlamıyla bunu görmekteyiz. O, dâhi bir fikir adamı olarak bir miletin, yani Türk milletinin mukadderatını ele almış ve bu milletiyle atıldığı Kurtuluş Savaşı, bu milletin medeni durumunu değiştirmiş bir inkılap ve diğer milletlerin haklarını da koruyan barış ile insanlığa muhteşem bir örnek vermiştir."
Şimdi;Atatürk gibi bir vatansever ve dahîye dil uzatanların aczini daha net görüyorum.Yetersizsiniz, liyakatsizsiniz, cahilsiniz ve bu durumunuz cüretinizi daha aptal gösteriyor.Siz kimsiniz?Gazi Paşa kim? Bir kendinize gelin..
Dünyaca ünlü nükleer fizik hocası ve Nobel Fizik Ödülü Jüri üyesi olan Prof.Dr.Alper Sevgen, Boğaziçi Üniversitesindeki görevinden kovuldu
"6 yaşındaki kız çocuğuyla evlenilebilir" diyen Nurettin Yıldız Hoca (?)Boğaziçi Üniversitesnde konferans verdi!
Yeni Türkiyenin fotoğrafı!
Pilot Seda Saygı Aktaş'ın 8 Mart'taki uçuş anonsu:
"Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün izinde, kadınıyla erkeğiyle daha eşit yarınlar için çaba göstermeye devam edeceğiz."
“MERHABA. Benim adım Bahman Nirumand. İranlı bir gazeteci-yazarım.
Şah’ın devrilmesinde aktif rol oynayanlardanım.
Ve aynı zamanda mollaların, demokrasi ve özgürlük getireceğine inanan milyonlarca solcu, demokrat, liberal ve milliyetçi insandan biriyim.
Evet, Humeyni yeryüzünde cenneti vaat etti bize. Demokrasi gelecek, kimse fikirleri ve siyasal görüşleri yüzünden tutuklanmayacak, işkence yapılmayacak, kadınlara eşit haklar verilecek, giyim serbest olacaktı.
Şah’ı devirdikten sonra mollaların camiye geri döneceklerinden emindik. Devleti yönetecek durumda olduklarına inanmıyorduk.
Yanıldık. Kitaplardan ezberlediğimiz cümleleri, içi boş kavramları birbirimize söyleyip duruyorduk.
ÜZERİNDE DURMADIK
Her şey 14 Ocak 1979 tarihinde değişti. Şah, İran’ı terk etti. Ardından İran tarihinin en büyük yürüyüşü Tahran’da yapıldı. Sansür, yasak yoktu, istediğimiz gibi bağırıyorduk.
Fakat mitingde ilk dikkatimi çeken, kim liberal Musaddık ya da solcu şehitlerin resimlerini taşıyor ise mollalarca dövülüyordu.
Pek üzerinde durmadık bu olayın, "Hele bir kurtlarını döksünler, sonra sakinleşirler" diye düşündük.
Ertesi gün gazetede, bir hırsızın genç mollalar tarafından yakalanıp, adına "İslam Mahkemesi" denilen bir mahalli heyet tarafından 35 kamçı cezasına çaptırıldığı haberini okuduk.
Haberi ciddiye almadık; "Üç beş sapsızın işi" dedik.
Bu arada bira-şarap fabrikalarının yakılması, sinemaların tahrip edilip filmlerin sokaklara atılması gibi olayların üzerinde hiç durmadık. "Ufak tefek şeylerin" toplumun demokrasi ve ulusal bağımsızlık yolundaki çabaları etkilemesini istemiyorduk.
Biz bunları söylerken, mollalar tarafından, kadın ve erkeklerin yan yana yüzemeyecekleri; okullarda aynı sınıflarda olamayacakları; birlikte spor yapamayacakları gibi gerici kararlar ardı ardına alınmaya başlandı.
"Müslüman kadınların yanında orospuların yeri yoktur" denilerek kadınlara örtünme zorunluluğu getirildi. Özellikle üniversitelerde bu yüzden çatışmalar çıktı.
Bu çatışmalardan rahatsız olduk; kadın sorununun güncelleşip ön plana geçmesini istemiyorduk! "Asıl mücadele, emperyalizme ve kapitalizme karşı verilmelidir" diyorduk. Kadın sorunu bir yan çelişkiydi, ana çelişki sömürüydü. Kadının giyim sorunu, emperyalizme karşı verilen mücadeleyi baltalamamalıydı!
Peçesiz, başörtüsüz sokağa çıkan kadınlar artık açıkça, gözümüzün önünde dövülüyordu. Bazı kadınların yüzüne kezzap atılıyordu.
Biz ise hálá büyük laflar ediyorduk; bu tür olayları devrimin kaçınılmaz sancıları olarak görüp umursamıyorduk! "İttifak" "Eylem Birliği" gibi terimlerin peşinden koşup duruyorduk.
GEÇİŞ SANCILARI SANDIK
Humeyni, "Bütün sorunlarımızın sebebi, cemiyetimizdeki ahlaksızlıklardır. Bunların kökünü kazımalıyız" diyor; genç mollalar terör estiriyordu. Kitabevleri yağmalanıyor; gazete bayileri ateşe veriliyordu.
Şiraz’da "İslam Mahkemesi" eşcinsel ve fahişe olduğu gerekçesiyle dört kişiyi idam ediyordu. Benzer olay Tahran’da da gerçekleşiyor, üç fahişe ve üç eşcinsel kurşuna diziliyordu.
Sesleri ve görüntüleriyle erkekleri tahrik ettikleri için kadın spikerler televizyondan kovuluyor; uyuşturucu olarak görülen müzik yasaklanıyordu. Alkol içen, kırbaç cezasına çaptırılıyordu.
Şimdi düşünüyorum da, insan zamanla her türlü aşağılanmaya alışıyor galiba. Hiçbirini görmüyorduk; basmakalıp analizlerimizin doğru olduğuna o kadar inanıyorduk ki!..
Oysa toplum hızla dincileştiriliyordu. Alınan her kararda "Tamam bu sonuncusu" diyorduk. Ama arkası hep geliyordu.
Kızların evlenme yaşı 18’den 13’e düşürüldü. Parfüm, ruj, saç boyası, mücevher gibi kadın malzemelerinin yurda girişi yasaklandı. Kadın çamaşırı satan mağazaların vitrinlerine sutyen, kombinezon vs. koymasına bile izin yoktu.
Kamu dairelerinde kadın memurlara tesettüre girme emri çıkarıldı.
Aslında birçok aydın kadının üye olduğu kadın dernekleri vardı. Onlar kendi küçük çevrelerinde "hamilelik tatilinin uzatılması", "eşit işe eşit ücret" gibi talepleri tartışıyorlardı.
(Devamı alttaki twitte +) #Iran
İzmir Tevfik Fikret Okulları'na Milli Eğitim Bakanlığı tarafından müfettişler gönderildi.
Müfettişler ilkokul dördüncü sınıftan liseye kadar her sınıftan 2'şer öğrenci seçti ve mülakat yapıldı.
Öğrencilere 3'er soru soruldu:
-"Din dersinde ders işleniyor mu?"
-"Din yerine başka bir ders yapılıyor mu?"
-"Derste cumhurbaşkanına hakaret ediliyor mu?"
Bazılarına ayrıca "Din deyince ne anlıyorsun?" sorusu da soruldu.
Soru sorulan çocukların imzaları alındı.
Durumu duyan veliler tepki gösterdi:
-"Kızımı dersten çağırmışlar. Kütüphaneye götürmüşler. İki müfettiş, sorular sormuş. Din dersi yapılıyor mu, din dersinde neler işleniyor gibi sorular. Bir de müfettiş ‘Öğretmeniniz cumhurbaşkanına hakaret ediyor mu’ diye sormuş. Kızım o kadar anlamamış ki soruyu ‘hayır dedim, doğru mu dedim’ diye bana soruyor. Korkmuş tabii bir şey olacak diye. Ayrıca kızımın kimlik numarasını alıp imza attırmışlar. Bu çocuk daha 9 yaşında. Pazartesi şikâyetçi olacağım."
-"İlk olarak veli WhatsApp grubunda olayı duydum. Her sınıftan ikişer kişi almışlar. Kızımı okuldan aldığımda bu öğrencilerden birinin de kızım olduğunu öğrendim. Anlattığına göre iki müfettiş varmış. Din dersi işleniyor mu, din dersinde başka bir şey işleniyor mu gibi sorular sormuşlar. Bir de cumhurbaşkanına hakaret ediliyor mu diye sormuşlar. Kimlik numarası alıp imza attırmışlar. Çok rahatsız olduk. Bu yaştaki çocuklardan nasıl beyan alırlar? Nasıl imza attırırlar? Nasıl siyasi soru sorarlar? CİMER’e, savcılığa başvuracağız."
(Barış Terkoğlu - Cumhuriyet)