1 Mayıs ve 29 Ekim dışında hiç bir özel günü kutlamıyoruz. Bunun sebebi genç bir kadına birinin üçüncü karısı olmak yerine bir iş yapabilme fırsatı sunan cumhuriyet ve ne iş yapıyorsak olalım iş gücünün ve emeğin kutsal oluşu.
Keşke şunu ölçmenin bir yolu olsa:
Acaba ülkedeki ajansların ve pazarlama ekiplerinin vakitlerinin kaçta kaçı, özel günler için samimiyetsiz sosyal medya postları hazırlamakla geçiyor?
Ve harcanan bu zamanın para birimi olarak toplam maliyeti ne?
Pazarlama ekiplerinin ve ajansların rutin görevlerinden biri, özel gün postları hazırlamak ve paylaşmak oldu. Bunun için ciddi zaman harcanıyor ve kimse de bunu neden yapıyoruz diye düşünmüyor.
Herkes yaptığı için herkes yapmaya devam ediyor.
Bir markanın, işiyle direkt bir ilgisi yoksa, Dünya Sağlık Günü ya da Dünya Çevre Günü kutlamasının ne önemi var?
Dostlar alışverişte görsün.
Böyle tırıvırı günleri geçtim, markaların resmî ya da dinî bayramları kutlamasının bizim için ne önemi var? Hiçbir önemi yok.
Markanın ne işine yarıyor? Hiç.
O zaman mesela bir banka niye benim bayramımı kutluyor? Ona ne?
Herkes yapıyor diye herkes yapıyor.
Çünkü hatırlayın, sosyal medya dönemine kadar, daha 20 yıl önce, markalar için böyle bir özel gün enflasyonu yoktu.
Eksikliğini mi hissediyorduk?
Ziraat Bankası Kurban Bayramımızı kutlamadı diye iştahımız kapandı da kavurma mı yemedik?
Tadelle 19 Mayıs’ı kutlamadı diye gençliğimiz mi soldu? Ne oldu da bu kutlama işi olmazsa olmaz oldu?
Pazarlama ekipleri "iş yapıyor” görünmek için özel gün peşinde koşuyor olmasın sakın?
Lütfen “etkileşim” falan demeyin.
Amaç etkileşimse, o pazarlama ekipleri her ay bayramdı özel gündü top çevirmek yerine, asıl işlerini yapsın, neden rakiplerini değil de o markayı tercih etmemiz gerektiğiyle ilgili, etkileşim yaratma potansiyeli olan cazip mesajlar bulsunlar. Bulamıyorlarsa da icat etsinler. İşimiz bu.
Ajanslar da bunun için çalışsın, bayram tebriği hazırlamak için değil.
Bu özel jetler, yani toplamda 23 özel jet ve 1 cartier uçak, Çorumlu bir işadamının oğlunun düğününe davetli taşıdı.
Kirazın taneyle, karpuzun dilimle satılıp, emeklinin pazar artığı ile beslendiği Akp Türkiyesi'nden ibretlik sahne!
hiç bir parfüm evi notalarda, parfümün notalarını ya da içeriğini vermez. notalar, kullanıcı üzerinde parfümün oluşturmasını istediği intibayı yansıtan anahtar kelimelerden başka bir şey değildir.
2 bin liraya istediğin ülkede şirket kurup 500 bin lira ile öyle ya da böyle bir iş başlatılabiliyorken ben girişimciyim şovmenliği çok rahatsız edici bir hal almaya başladı. Herkes kendini nasıl mutlu hissediyorsa öyle çalışsın size ne
Hazır maaşa alışmış, risk almaktan korkan, garantici ve tembel (genelde) kişilerin risk alıp, işini kurmuş, günde 18 saat çalışmış, gerekirse ofiste yatmış girişimcileri, şirket sahiplerini anlamalarını zaten beklemiyoruz. korkanın çocuğu olmadığı gibi şirketi de olmuyor.
H&M firmasının geri dönüşüm kutularına atılan ürünlere airtag yerleştirmişler ve kutulara atılan hiçbir ürünü geri dönüşüme sokmadigi ve Afrika ülkelerine çöp olarak satıp çevre felaketine yol açtığını bulmuş araştırmacılar.
https://t.co/99ts7FEe0L
hermes statünü yükseltmek için zaten önce bunu almak zorundasın, üç katını da versen çantasını zaten vermezler. heves etmiş almış, bu linç niye ki? Ki hermes f/p olarak h-end markaların arasında en kaliteli deriden üretim yapanı.
Hesapta ayrıca oda kokuları 1500 liraya satılıyor falan herkes soyguncu diye garip bi hedef gösterme var. Branding konumlaması, içerik değil ambalaj maliyeti, kozmetik sektöründeki aktif hammadde toptancılarının uyguladığı dolar kurundan haberi yok galiba kimsenin.
hakikaten cumhuriyet sonrası türk edebiyatı okumakla grangé romanı okumak arasında gidip gelmek gibi bir film oldu benim için. müthiş bir politik alegori.
"Kurak Günler"i izledim.Refik Halit'in "Şeftali Bahçeleri"ni, Sabahattin Ali'nin"Kuyucaklı Yusuf"nu,ilmiğin boynuna nasıl geçtiğini anlamadan yavaşça sıkılmasını,küçük yer labirentini, ötekine bitmeyen nefreti,cahil cesaretinin ne kadar da büyük olabileceğini+
Bugün, sandığa giderken her şeyden önce aklımdan silinmeyecek tek görüntü ve aynı zamanda soma faciasının 9. Yıl dönümü. Emekçinin can güvenliğinden korkmadığı, sömürülmediği, hakkının ödendiği ve insan gibi muamele gördüğü yarınlar dileğiyle. 301 emekçi ışıklar içinde uyusun.
Çok sevdiğim bir psikolog aşkı şöyle tanımlıyor: “benden çıkar, ötekine gider, ötekinde yansıyacak bir yüzey bulup bana geri döndüğünde ayaklarımın yerden kesilmişçesine aşık olduğumu hissetmemin nedeni benden çıkmış olduğunu unutmamdır. “
Birini sevdiğimizde esasında onun da bizi seveceğine inandığımızdan severiz. Kendimizle ilişkili ötekinde bulduğumuz şeyin ötekinin de biz de bulacağına inanırız. Çünkü onda kendimle ilişkili bulduğum şey benimle ilişkili.