Dış Politikayla İçli Dışlı programını birlikte yaptığım genç meslektaşım gözaltına alındı.
Gelecek vaad eden, çalışkan meslekdaşım Buse Söğütlü işine odaklı bir gazetecidir.
NATO zirvesi vesilesiyle atılan orantısız adımlar, Ankara’nın evsahipliğine, itibarına gölge düşürüyor!
@SecGenNATO@NATOpress@NATO
Many journalists have been denied accreditation for the NATO summit in Ankara. As the Diplomatic Correspondents Association, we state clearly: this move directly contradicts the democratic values the alliance pledges to defend in its founding treaty.
The statement from the Diplomatic Correspondents Association regarding the discriminatory accreditation practices imposed on the press at the NATO Ankara Summit: @SecGenNATO@NATO@NATOpress
Merhaba,
Bu hesabı, meslektaşımız Alican Uludağ’ın tutuklanması sonrası dayanışmayı büyütmek ve süreçle ilgili gelişmeleri paylaşmak için açtık.
Amacımız, doğru bilgiyi dolaşıma sokarak ve mesleki dayanışmayı güçlendirerek bu süreci birlikte takip etmek.
Biz Alican’ın arkadaşlarıyız, onun gazeteciliğine tanığız. Arkadaşımızın da tutuklanırken dediği gibi “Dik durun! Alican Uludağ susmadı, susmayacak!”
Meslektaşımız, üyemiz Alican Uludağ sosyal medya mesajları gerekçe gösterilerek İstanbul’dan talimatla Ankara’da gözaltına alındı. Gazeteci Uludağ pek çok kez soruşturmaya uğramış ve gidip ifade vermiştir. Yargı camiasını çok yakından takip eden en başarılı gazeteciler arasındaki Uludağ'ın peşinen suçlu muamelesiyle gözaltına alınması dikkat çekicidir. Bu uygulama kabul edilemez, Uludağ derhal serbest bırakılmalıdır. #GazetecilikSuçDeğildir
📣 Some news about me:
Yesterday (Wednesday) I was detained by police in Istanbul, held for 17 hours and then deported from Turkey to the UK. Told I was “a threat to public order”. In the country I lived in - and love.
Journalism is not a crime.
Here’s the BBC’s statement:
DW Türkçe'nin yayımladığı özel haberden sonra dilekçeyi alıp imza atıp haber yapmakla, logo koymakla özel habercilik yapılmaz. Bunun adı başka bir şeydir.
🇫🇷🇪🇺 Macron'un Avrupası'nda 🇹🇷 #Türkiye'ye yer yok mu?
@OzgurHisarcikli ve @SamuelJsdv@DeutscheWelle@deger_akal ⤵️
Savunma Bakanı Güler'in "Avrupa ordusuna katılmayı arzu ediyoruz" mesajı dikkat çekti. Peki Macron'un Avrupa güvenlik mimarisindeki değişim vizyonu, "Avrupa ailesi" için çizdiği sınırlar, Türkiye’yi kapsıyor mu?
Avrupa Birliği (AB), sınırlarına dayanan savaş ve ihtilaflara karşı, askeri ve savunma yetkinliklerini güçlendirme arayışında. Hatta Avrupa ordusu kurulması yönünde hararetli tartışmalar yürütülüyor.
Ukrayna savaşı ile birlikte Rusya kaynaklı tehdit algısının artması, AB ülkelerini bir yandan kendi ordularını savaşmaya hazır hale getirmeye yöneltirken, diğer yandan NATO şemsiyesi altında Avrupa bloğunu güçlendirme adımları da atılmaya başlandı.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise Avrupa medeniyetinin geleceğinin tehlike altında olduğu uyarısında bulunarak, kıtanın güvenliği için daha iddialı adımlar atılması, Avrupa'nın "stratejik özerkliğinin" tesis edilmesi gerektiğini savunuyor.
Macron'dan paradigma değişikliği çağrısı
Macron, 24 Nisan'da Sorbonne Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada, Avrupa medeniyeti için "ölebilir" dedi, bunun önlenmesi için de Avrupa güvenlik mimarisinde stratejik değişim çağrısı yaptı.
Ukrayna savaşı ile birlikte savaşın yeniden Avrupa topraklarına geri döndüğüne, bu savaşın nükleer silahlara sahip güçler tarafından yürütüldüğüne, ayrıca İran'ın da nükleer silah edinmenin eşiğinde olduğuna işaret eden Macron, "Avrupa'nın enerjisini ve gübresini Rusya'dan aldığı, mallarını Çin'de ürettirdiği ve güvenliğini ABD'ye devrettiği dönem sona ermiştir" diye konuştu.
"Oyunun kuralları değişti" diyen ve ABD'nin desteği olmaksızın kendilerini savunmak durumunda kalabileceklerini söyleyen Macron, bunun için savunma ve güvenlik paradigmasında değişikliğe gidilmesi, stratejik konsept geliştirilmesi gerektiğini kaydetti.
Fransa cumhurbaşkanı önerdiği strateji değişikliğinin geliştirilmesi amacıyla önümüzdeki aylarda "Avrupa Savunma İnisiyatifi" olarak adlandırdığı girişimi başlatmak üzere "partnerlerini" davet edeceğini de açıkladı.
Peki Macron'un "partnerler" dediği ülkeler hangileri? "Avrupa ailesi" için çizdiği sınırlar Türkiye'yi kapsıyor mu?
"Macron'un vizyonu Türkiye'yi dışlıyor"
Fransa Cumhurbaşkanı yaklaşık iki saatlik konuşmasında Türkiye'ye hiç değinmedi. AB'ye aday Ukrayna, Moldova ve Batı Balkanları "Avrupa ailesinin" bir parçası olarak sıralayan Macron, Avrupa Siyasi Topluluğu'na atıf yaparak bu girişimin kıtasal düzeyde işbirliği imkanı sağladığını vurguladı, "Bu bize Avrupa'mızı 27 üyeli AB'nin ötesinde, İngiliz dostlarımızdan Norveç'e, Batı Balkanlara kadar tasavvur etmemize, somut işbirliği inşa etmemize imkan sağlamakta" dedi.
Macron'un AB'ye aday ülkeler arasında da, Avrupa Siyasi Topluluğu kapsamında da Türkiye'den söz etmemesi dikkati çekti.
DW Türkçe'nin sorularını yanıtlayan Alman Marshall Fonu (GMF) Türkiye Direktörü Özgür Ünlühisarcıklı'ya göre Macron'un Avrupa için öngördüğü vizyonu Türkiye'yi dışlıyor.
Ünlühisarcıklı, "Macron'un söz ettiği stratejik özerklik için sadece karar alma özerkliği yeterli değil. Bu aynı zamanda alınan kararları uygulama kapasitesine haiz olmayı da gerektiriyor. Türkiye'yi dışlayan bir AB'nin stratejik özerkliği zayıf kalır" dedi.
Güler'in "Katılmak istiyoruz" çıkışı ne anlama geliyor?
Bu arada Türkiye Savunma Bakanı Yaşar Güler'in, CNN Türk'te Macron'un açıklamaları ile ilgili olarak kendisine yöneltilen, "Avrupa'nın böyle bir yöneliminde yanında olur muyuz, böyle bir yapılanmaya girmek ister miyiz?" sorusuna verdiği yanıt dikkati çekti.
Güler, "Tabii ki girmek isteriz. Biz zaten Avrupa ordusuna katılmayı da arzu ediyoruz. Çünkü şu anda NATO'nun en büyük ikinci ordusuyuz. Avrupalı dostlarımızın da en azından böyle bir orduyu yanında görmekten büyük memnuniyet duyacağını düşünüyorum ben şahsen, biz de oraya katılmak istiyoruz tabii ki" dedi.
. . . (Continued)
https://t.co/Ov45gUl0kp…
Bilal Çetin duayen bir gazeteci, çok iyi bir yöneticiydi. Yeni Binyıl, Sabah, Vatan’da birlikte çalıştık. Hayatımda gerçek anlamda gazetecilik yapabildiğimi hissettiğim yegane dönemlerdi. Gazeteciliğe dair öğrenebildiklerimi ona, sağladığı imkanlara borçluyum... Huzur içinde uyu
Sayın Adalet Bakanı @yilmaztunc,
Bu size ikinci mektubum. Daha önce cezaevinden yazmıştım, şimdi cezaevi çantamı hazırlarken kaleme alıyorum. Birazdan Maltepe Açık Cezaevi’ne doğru yola koyulacağım.
Biliyor musunuz, benim küçük kızım İtalya’da yaşıyor ve onun sayesinde Avrupa’da oturma iznim var. Ben şu an Avrupa’daki dilediğim ülkeye gidebilecekken, bu topraklarda gazetecilik yapabilmek için cezaevine girmeyi tercih ediyorum. Enayilik gelebilir size, ama n’apayım tabiatım böyle!
Sayın Bakan,
UYAP’ı bilirsiniz, sizin sisteminiz… Hakkımda açılan onlarca davayı takip edebilmek için ben de kullanıyorum ve çok faydasını görüyorum. Lakin, dünkü davamda öğrendim ki, bu sistemi kullanmayan savcılar ve hakimler var.
Lütfen “bağımsız yargı” diyerek sözümü kesmeyin, siz Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun da başkanısınız. Yani mesele bizzat sizi de ilgilendiriyor. Açıkçası, değişen tweet’leriyle çok daha güzel etkileşim alan muhalefet partisi temsilcilerine de yazabilirdim bu satırları, ama anladığım kadarıyla çok yoğunlar. Sağlık olsun, sosyal medyayı etkin kullanıyorlar, onlar da okumuş olurlar… Neyse, konuyu dağıtmayayım.
Şimdi Sayın Bakan…
Yargı mensupları, UYAP vs. diyordum… Dün bir duruşmam vardı. Hani, hakkımda hüküm verilmemesine rağmen denetimli serbestlik hakkımı yaktıran ve beni cezaevine attıran “hakaret” davasının duruşması…
Hayır, duruşmanın 3 saat geç başlamasını mesele etmeyeceğim. Standardım maalesef artık o kadar yüksek değil. Meselem başka. Zira savunmalar alındı, savcı duruşmada esas hakkında mütalaasını verdi (gerekçe bile sunmadan cezalandırılmamı istedi tabii ki), son sözler söylendi… Ama ne oldu biliyor musunuz?
Hâkim Bey, 8 aydır dava dosyasında yani UYAP’ta olan belgeleri (24 Şubat 2023 tarihli ifademle birlikte sunmuştuk) okumadığı için hükmünü açıklamadı!
Evet, yanlış okumadınız, dava dosyasını okumadığını iddia ettiği için… Haliyle, bu garip durum benim yeniden cezaevi çantamı hazırlamama neden oldu.
Hayır, hâkim beyin “ben anlamadım bu davanın hapiste olmakla ne ilgisi var” sorusundaki ilginçliğe girmeyeceğim.
Avukatlarımın aylar önce “şu duruşma tarihini erkene alırsanız, Barış Pehlivan’ın yeniden özgürlüğüne kavuşma ihtimali daha çabuk olabilir” dilekçesini reddetmesini de hatırlatmayacağım.
Hayır, geçen yaz Meclis’ten çıkan ve tecavüzcülerin bile denetimli serbestlik hakkını yükselttiğiniz, onları hemencecik özgürlüğüne kavuşturduğunuz yasayı da (Faydalanma hakkım olmasına rağmen benden esirgediğiniz geçici 10. maddenin 2. fıkrasını kastediyorum, oradan hatırlayabilirsiniz) anımsatmayacağım.
Önceki mektubumda da sormuştum, tekrarlayacağım:
Bir gram suçun dahi olmadığı bir dava yüzünden özgürlüğümden mahrum bırakılan ben, hangi çeteye üye olup ne kadar para biriktirmem lazım? Kusura bakmayın, hâkimin dava dosyasını aylardır okumadığı için ben bugün yeniden cezaevine giriyorsam, bu soruyu sormak zorundayım.
Şimdi 6 gün sonra yeniden duruşmam var. Savcının onca lehimde delile rağmen hapsimi istediği bu davada hâkimin de adil bir karar vereceğini maalesef düşünmüyorum.
Neyse, çok uzattım.
Ben gideyim de cezaevindeki ağır suçluları 6 yıllığına denetimli serbestliğe uğurlayayım…
Bu da geçer!
Barış Pehlivan.
Kısa Dalga yazarı Cengiz Erdinç gözaltı sürecini anlattı: Önce Ankara’ya götüreceğiz dediler, sonra vazgeçtiler
📌Erdinç'in ilk sözü “Sırf gazetecilik yaptığı için Tolga Şardan tutuklandı. Bugün, asıl odaklanmamız gereken şey onu özgürlüğe kavuşturmak” oldu
https://t.co/nDLXvuy35d
📢Kısa Dalga Genel Yayın Yönetmeni Kemal Göktaş duyurdu: 'Cengiz Erdinç'in avukatı ile görüşmesi engellendi'
"Cengiz Erdinç'in özellikle uyuşturucu, mafya, yolsuzluklar konusunda çok yetkin bir kalem olduğunu herkes biliyor. Cengiz, Kısa Dalga'da da yazılarında ve haberlerinde özellikle uyuşturucu, mafya ve devletin içindeki uzantılarına dair yazılar kalem aldı."
https://t.co/eKI7rcmkVS