Gösteriyi Netflix'e satmadıysa demek ki komünist' tam da Deniz'in dalga geçtiği gibi "biri kedi köpek tekmelemediyse demek ki hayvansever" 🤦🏻♂️ Harbiye 4500 kişi kapasiteli ve tüm biletler satıldı. Yaklaşık bin kişi öğrenci eş dost diye bedavaya girdi o da Deniz'in güzelliği 💯
Deniz Göktaş gösterisini youtube’a para kazanma özelliğini açmadan yüklemiş. Reklamsız.
Gerçekten sadece bişeyler yapmak için yapmış. Bu gösteriyi netflixe satsa paranın dibine girerdi. Gerçek bir komünist gördüğüm için çok sevindim. Uzun zamandır görmemiştim.
Gösteriyle birlikte çok net bir gerçeklik ortaya çıktı: Ne ılık götlüymüşsünüz arkadaş! "aman başına bir şey gelmesin" bu aslında "aman benim başıma bir şey gelmesin" demek. Otoriteye itaat ederken ortamlarda sol mol direniş dersiniz, kıps.
İkinci gösterim Ölü Deniz, bugün 20:00’da, youtube kanalımda yayında.
Harbiye’de çektik, 90 dakika, olduğu gibi, size emanet. sevgiler.
tam şurada olacak: https://t.co/uynn4dJQL5
Okulların son haftası boş geçiyor. Çoğu veli çocuğunu göndermiyor. MEB takvimi bir hafta geri çekebilir. Ama bu sefer de son hafta bir hafta geri gelecek. Çocukları gene göndermeyecekler. Aslında böyle böyle sürekli bir hafta geriye çekerek okulu komple ortadan kaldırabiliriz..
VNL Ankara etabını galibiyetle noktalıyoruz! 🇹🇷🏐
Filenin Sultanları, Çin karşısında 3-2 galip gelerek Millet Ligi’nde ikinci haftayı 4’te 4 ile tamamladı. 👏
"What it misses is the stubbornly human mess: culture, corruption, institutional trust, political meddling, the intangible fire of collective identity, and the competence required to turn potential into performance" 💯
I remember reading Soccernomics back in the day, which predicted that Turkey was going to be a soccer powerhouse.
The point of the book was to use the same analytical, data-driven framework of Freakonomics to debunk long-standing myths and clichés in the soccer world.
Their core thesis was that international soccer success isn’t mostly about passion, tactics, or “football DNA.” It’s heavily predicted by population size (bigger talent pool) + GDP per capita/wealth (ability to fund proper academies, coaching, infrastructure, and pay for expertise) + some accumulated experience.
Given this criteria, the authors singled out a group of emerging soccer powers - the United States, Japan, Australia, Turkey, and even Iraq. China and India got honorable mentions too.
Two decades later... we can confidently say that this has ended up serving up a neat parable for the hubris of Enlightenment rationalism in a data-obsessed age.
It confidently charts the future on spreadsheets, treating nations as interchangeable economic units where the inputs (money and number of bodies) inevitably produce excellence.
What it misses is the stubbornly human mess: culture, corruption, institutional trust, political meddling, the intangible fire of collective identity, and the competence required to turn potential into performance. Turkey looked good on paper, according to the framework. It had the numbers. But in the end, the data failed to capture what actually makes for a winning national football team.
Also - yes it's football. Until the Americans win the World Cup, as the Soccernomics model predicts that some day...it will.
Levent Hocayı emekleri için kutluyorum. Zira son dönem sosyoloji çalışmalarında ufak bir problem var; genel tartışmalar paradigma de��işimi üzerinden yapılsa da bugün Türkiye'de sosyolojinin, hayatında sosyoloji okumamış olanların hegemonyasında olduğu gerçeği gözden kaçıyor.
Nihayet bitti ve matbaaya gitti! Dağıtımı ayrıca duyururuz. Sosyolojiden, sosyolojik araştırma ve düşünmeden ne anladığımı, teorik ve yöntemsel dayanaklarıyla birlikte bu kitapta bir araya getirdim. Umarım takdirinizi hak eder, okunur, tartışılır, sahte ayrım ve ikiliklerin dağılmasına ve daha yaratıcı/bilimsel (bu ikisi birbirinin zıttı değil) bir sosyoloji pratiğinin gelişimine katkı verir. Tek dileğim budur. @heretikyayin
Arka kapak:
Bugün Türkiye’de sosyoloji alanı, çoğu zaman, üç başat figür arasında paylaşılmış görünmektedir: kavramları, özenli bir araştırma pratiğinin araçları olarak değil, retorik ihtişamını ve bilme pozlarını tahkim eden gösterişli işaretler olarak kullanan peygamber teorisyen; bilimsel kavrayışı, neredeyse yabani mantar gibi kendiliğinden bitmiş saydığı veriyi “toplamakla” özdeşleştiren ve bilimi teknikle ikame eden ampirist koleksiyoncu; kendi sınıfsal sezgilerini ve infiallerini analiz sanan sezgici sosyolog. Hiç şüphe yok ki bu üç figürün ortak noktası, sosyolojiyi, bütün güçlükleri ve kritik kavşaklarıyla birlikte, nesnelerini teorik soruşturma ile doğrulama arasındaki gerilimde inşa eden bir bilim pratiği olmaktan uzaklaştırmalarıdır. Bu durumda, sosyolojinin bilgi üretme tarzını açıklığa kavuşturmak; nesnelerini nasıl inşa ettiğini, teorik önermelerini ampirik zeminle hangi ilkeler uyarınca irtibatlandırdığını ve kendi hakikat iddiasını hangi sınama ve doğrulama rejimine tâbi kıldığını göstermek gerekir. Sosyolojik Araştırmanın Mantığı bu amaç doğrultusunda yazılmıştır: disiplinin kendine mahsus sorgulama tarzını ve muhakeme biçimini, fiilî araştırma pratikleri içinde belirdiği şekliyle ortaya koymak. Bu yönüyle kitap, sosyoloji alanında son on yıllarda giderek daha az dillendirilen, kimi zaman da açıkça terk edilmiş görünen hakikat iddiasına sıkı sıkıya tutunur; bugünün akademik performans ölçütlerine ve yayın fetişizmine tercüme edilemeyecek bir bilgi talebi taşır. Disiplinin üniversiteyle birlikte içinden geçtiği çözülme devrinde; üstelik hakikat fikrini aşındıran güçlü bir tazyik dünya ölçeğinde kuvvet kazanmışken, böyle bir talep her zamankinden daha zaruri hâle gelmiştir. Bu itibarla, Sosyolojik Araştırmanın Mantığı, en başta genç sosyal bilimciler olmak üzere, hakikat arayışını hâlâ diri tutan, sosyolojinin ve daha genel olarak sosyal bilimlerin açabileceği özgürlük imkânını savunmaya değer bulan herkes için kaleme alınmıştır.
Listede kimler yok peki?
Rusya'dan Turgenyev, Gorki, Gogol yok. Pasternak belki Doktor Jivago ile olabilirdi. Yok.
Fransa'dan Balzac, Stendhal, Zola, Céline, Hugo yok.
Listeye Woolf'tan 5 roman sığdıran "otorite" Sefiller'i bu listeye değer görmemiş belli ki.