Bursa’da 18 yaşındaki Gökçe Alkan, tartıştığı 24 yaşındaki erkek arkadaşı tarafından otomobilde boğazı kesilerek öldürüldü.
Bu yıl liseden mezun olmuştu. İş arıyordu. Üç kız kardeşin en küçüğüydü.
Bir hayatı vardı. Bir geleceği vardı.
Kadın cinayetlerini konuşurken mağdurun yaşam tarzını, kıyafetini, ilişkisini ya da tercihlerini sorgulamak failin sorumluluğunu görünmezleştiren ve şiddeti toplumsal olarak normalleştiren bir söylem üretir.
Bu yalnızca bir dil meselesi değil, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, şiddetin meşrulaştırılması ve kadınların yaşam hakkının koşullara bağlanmasıyla ilgili yapısal bir sorundur.
Hukukun ve toplumun sorması gereken soru, kadının ne yaptığı değil failin gerçekleştirdiği şiddetin sorumluluğunun neden hâlâ mağdurun davranışlarına bağlandığıdır.
Çünkü bir insanın öldürülmesinin hiçbir gerekçesi, mazereti veya haklı nedeni olamaz.
Bunun için mağdurun davranışlarını sorgulayan değil, şiddeti üreten koşulları sorgulayan bir toplumsal anlayışa ihtiyaç var. Şiddet belirtilerinin ciddiye alınması, koruyucu ve önleyici mekanizmaların etkin biçimde işletilmesi, kadınların başvurduklarında yalnız bırakılmaması ve failler hakkında hukukun öngördüğü yaptırımların kararlılıkla uygulanması gerekir. Kadınların yaşam hakkı, ancak şiddet ortaya çıktıktan sonra değil, şiddet gerçekleşmeden önce korunmalıdır.
Gökçe’nin nerede olduğu, ne giydiği, kimi seçtiği ya da nasıl yaşadığı, onun öldürülmesini açıklayan hiçbir unsur değildir.
“Orada ne işi vardı?”
“O kıyafeti giymeseydi.”
“Doğru adamı seçseydi.”
SANA NE!
Duygu Pera Altınordu.
#gökçealkan
#kadıncinayetleri
#kadıncinayetlerinidurduracağız