“Gidersen yıkılır bu kent,kuşlar da gider. Bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında .Yanlış adresteydik, kimsesizdik https://t.co/3tbjjWEfCY mi yalnızdık,durmadan yağmur yağardı..”
#AhmetTelli Işılar içinde uyu...güle güle koca yürekli şair...
Çiçeklerle Karşılanıp Yoksulluğa Terk Edilenler (30 yıllık mahpusların Yeni Yaşam
Hikâyeleri )
Son dönemde otuz yılı aşkın süre cezaevinde kalan birçok siyasi mahpus tahliye edildi. Kimileri kamuoyunun yakından tanıdığı isimler. Veysi Aktaş ve Çetin Arkaş gibi isimler, İmralı’da bulunmuş olmalarının da etkisiyle tahliyelerinin ardından siyasette ve kamuoyunda bir karşılık bulabildiler. Belki de ailelerinin belli ölçüde destek olabilecek koşulları da vardı.
Fakat aynı yılları cezaevinde geçirmiş, adı bilinmeyen, ailesi olmayan ya da ailesi yoksulluk içinde yaşayan yüzlerce insan için tahliye, özgürlüğün değil, çoğu zaman yeni bir hayatta kalma mücadelesinin başlangıcı oluyor.
Toplum böylelerin hikâyelerini yavaş yavaş duymaya başladı. Ve insan her yeni hikâyeyi duydukça istemeden şu ağır soruyu soruyor:
Acaba onlar için cezaevinde kalmak mı daha kolaydı?
İlk günlerde cezaevi kapısında çiçeklerle karşılanıyorlar. Sosyal medyada fotoğrafları paylaşılıyor. “Hoş geldin” mesajları yazılıyor. Birkaç gün boyunca el üstünde tutuluyorlar.Ama gerçek hayat sosyal medya kadar sıcak değildir.
O ilgi birkaç gün sürüyor. Sonra herkes kendi hayatına dönüyor. Otuz yılını, otuz iki yılını içeride bırakmış insanlar ise hayata sıfırdan başlamaya çalışıyor.
Daha dün bir arkadaşım bana tanık olduğu bir hikâyeyi anlattı.
Liceli bir eski mahpus… Adı Hilmi.
En son Erzurum ve Elazığ cezaevlerinde kalmış. Cezaevindeki kötü muamele nedeniyle sağlığı ciddi biçimde bozulmuş.
Otuz iki yıl sonra tahliye edilince önce İstanbul’a, kız kardeşi ile annesinin yanına gidiyor. Üç ay kaldıktan sonra Diyarbakır’a geliyor.
Şimdi Forum AVM civarında eski, avlulu, harabeye dönmüş bir evde yaşamaya çalışıyor.
Kapısı penceresi doğru dürüst olmayan, zemini çıplak beton olan bir ev…
İçeride birkaç kap kacak, bir iki kilim…Düzenli beslenme imkânı bile yok. Durumunu Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine iletiliyor.
Verilen cevap şu: “Sosyal konutlarımız var. Boşalınca yer verebiliriz. Beklesin.”
Altı ay geçmiş. Ne arayan var ne soran. Bu sadece bir kişinin hikâyesi.
Bir başka hikâyeyi ise sosyal medyada gördüm. Bu paylaşımı da kendisi de eski bir cezaevi çıkışlı yapmıştı
Paylaşımda şöyle deniliyordu: “Mehmet Hadi Savaş kesintisiz 36 yıl yatmış. Geriye kimsesi kalmamış. Geçen gün tesadüfen fırıncı bir arkadaşın yanına gidip ekmek istemiş. Tam altı dil biliyor. Sosyal yardım için tüm belediyelere başvurmuş, olumlu bir cevap alamamış. Bu sadece bir örnek. Geçmişine yabancılaşanın geleceği olamaz.”
Bu satırlar yalnızca bir insanın dramını değil, aynı zamanda büyük bir toplumsal çelişkiyi de anlatıyor.
Bir başka acı haber ise kısa süre önce geldi.
Dokuz yıllık tutukluluğun ardından tahliye edilen Ferit Şahin, tahliyesinden sonra geçimini sağlamak için memleketi Muş’un Bulanık ilçesinde inşaatta çalışırken iş kazasında yaşamını yitirdi. Yani cezaevinden kurtuldu ama yaşamın
acımasızlığına yenildi.
Bu örnekler istisna değildir. Bunlar artık yapısal bir soruna işaret ediyor. Yıllarca bedel ödeyen, ömürlerini cezaevlerinde tüketen insanlar tahliye olduktan sonra sistemli bir dayanışma ağıyla karşılaşmıyor.
İlk günkü alkışlar bitiyor. Fotoğraflar unutuluyor. Ve insanlar yoksullukla, yalnızlıkla, hastalıkla baş başa bırakılıyor.
Öte yandan hiçbir bedel ödememiş, mücadeleye hiçbir emek vermemiş kimi çevrelerin bugün belediyelerde, ihalelerde, şirketlerde ve çeşitli imkân alanlarında rahatlıkla yer bulduğu da görülüyor.
Bu manzara ister istemez yıllar önce anlatılan bir hatırayı akla getiriyor.
Bir arkadaşım, Salih Sümer ile yaptığı bir sohbeti anlatmıştı.
HEP’in kurucularında biri iken DYP’ye geçtiği için kendisini eleştirdiğinde şu cevabı vermiş: “Oğlum, bu radikallikleri bırak. Ne yaparsanız yapın, bir gün ben ya da benim gibiler, siz kazansanız bile gelip o kazanımların üzerine rahatlıkla otururuz. Unutma; efendi hep efendidir. Maraba hep marabadır.”
Bugün yaşanan tabloya bakınca insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Acaba Salih Sümer haklı mı çıktı?
“-Yani haraç mı vereceğim.
-Haraç değil işçilerin haklarını vereceksin”
Yeşilçam’ın usta oyuncusu, Türkiye sinemasının bir ustası hayatını kaybetti. Işıklar içinde uyu usta…
#Kadirİnanır
Gülistan Doku cinayetinin geldiği aşama hayatın olağan akışına aykırı bir durum.(ailenin çabası ve ısrarını gözardı etmeden)
Niye mi?
#Uğurnerede
Benzer çokça olay var.
Eğer politik bir durum değilse Axwelat,Rojin vb olaylar da benzer şekilde aydınlatılmalı.
tüketim toplumu ve kapitalizm taşlaması harika bir film
“Tutun ki benim amelelerim, bırakın benim amelelerimi, otomobil işçisi otomobillere, dokumacı işçisi kumaşlara sahip çıkmaya kalksa, bunun sonu nereye varır beyefendi? Ben ürettim, sahibi de benim? Servet düşmanlığı! Anarşiyi böylece büsbütün körüklemiş olmuyor musunuz?”
🎞️Talihli Amele / Atıf Yılmaz
İktisat profesörü, feminist, barış imzacısı, sevgili hocamız Şemsa Özar’ı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Gerçeklere sırt çevirmeyen, eşitlikçi ve barıştan yana bilginin üretilmesi için verdiği büyük emek mücadelemize ışık tutmaya devam edecek.
#ŞemsaÖzar
Hakkari
Merhaba Leyla abla,
Ben Jinda, 15 yaşındayım ve lise öğrencisiyim.
Kardeşim Serhat sağlık sorunları nedeniyle okulunu bırakmak zorunda kaldı. Annem, kardeşim ve ben çok zor şartlarda yaşıyoruz; maddi durumumuz yok denecek kadar kötü.
Bütün bu imkânsızlıklara rağmen okumak istiyorum. Çünkü biliyorum ki annemin ve kardeşimin geleceği benim ellerimde. En büyük hayalim öğretmen olmak.
Yaşadığımız ev bize ait değil, taşınacak gücümüz de yok. Her gece “ya bu ev başımıza yıkılırsa” korkusuyla uyuyoruz. Babam varla yok arasında, komşuların yardımıyla ayakta durmaya çalışıyoruz.
Sizin gibi vicdanlı insanlardan destek istiyorum.
Okuluma devam edebilmek, hayalime tutunabilmek için…
Bir gün öğretmen olursam, bana uzanan hiçbir eli unutmayacağım.
Lütfen bana destek olun; okuyayım, öğretmen olayım...
Van büyükşehirde nasıl bir rant ve kin var arkadaş.
Kayyum ata, emekçileri işinden et.
Bir türlü kabullenmek ve bırakmak istemiyorlar.
Şaka gibi.
#Vanda223Kişi