OSMANLI'NIN PETROL AHMAKLIĞI
''Dünyada ilk petrol kuyusu 1859 yılında Titusville’de (Pennsylvania yakınlarında) açıldı.
O yıllarda Bakü ve Kerkük bölgesinde petrol kendiliğinden yüzeye çıkıp toprakla karışarak petrol bataklıkları oluşturuyordu.
Siyah altın “Ben burayım, ey Osmanlı!..” diye bas bas bağırıyordu.
Osmanlı Sultanları Abdülmecid, Abdülaziz, Abdülhamit ve Vahdettin dönemindeki medreseler bilimden uzak olduğu için siyah altının öneminin farkında değildi.
Peki, ne mi yapıyorlardı?
Sivrisineğin kanadının abdest suyuna değmesi halinde alınan abdestin geçerli olup olmadığı tartışılıyordu medreselerde.''
Alper Aksoy
Eczacı haddini aştı..
KK gibi kokmaz bulaşmaz sandılar Onun gibi olur sandılar
İnsanları sokağa çıkarmaz, meydanları doldurmaz sandılar
Normalleşme masallarıyla etkisiz hale getiririz sandılar
İktidarın istediği muhalefet olur sandılar
İstediğimiz kalıba sokarız sandılar
Ama hesap tutmadı...
Adam şifa oldu umutsuzluğa...
Adam umut oldu karanlığa...
Adam milyonların sesine ses kattı...
Eğilmiyor, bükülmüyor, geri adım atmıyor...
On binlerle başladı, yüz binlere ulaştı, milyonlarla kucaklaştı...
Ve her geçen gün büyüyen bir umuda dönüştü.
“Bu eczacı haddini aştı!”
Halkın umuduna sahip çıkmaksa haddini aşmak,
Adaletsizliğe karşı susmamaksa haddini aşmak,
Meydanları umutla doldurmaksa haddini aşmak,
Bu eczacı gerçekten haddini aştı.
Çünkü bazı insanlar makamla büyür...
Bazıları ise milyonların yüreğinde umut olarak.
❤️🇹🇷❤️
Ahmet Türk, Mardin için "Kürdistan" diyor.
Peki neden?
Çünkü orada Kürtler yaşıyor.
O halde aynı mantıkla soralım:
Mardin'de Araplar yaşamadı mı?
Süryaniler yaşamadı mı?
Türkler yaşamadı mı?
Ermeniler yaşamadı mı?
Mardin ne zamandan beri tek bir etnik grubun tapulu malı oldu?
İşin ilginç tarafı şu:
"Türk toprağı" ifadesine itiraz ediyorlar.
Ama burada bilinçli bir kavram oyunu var.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kullandığı "Türk" tanımı etnik değil, siyasidir.
Anayasal vatandaşlık tanımıdır.
Yani "Türk toprağı" denildiğinde kastedilen şey, Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik alanıdır.
Nasıl ki Fransız toprağı Fransa'nın egemenlik alanıysa,
nasıl ki Alman toprağı Almanya'nın egemenlik alanıysa,
Türk toprağı da Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik alanıdır.
Fakat "Kürdistan toprağı" dendiğinde durum değişiyor.
Orada artık anayasal vatandaşlık değil,
belirli bir etnik kimlik adına siyasi egemenlik iddiası başlıyor.
Aradaki fark budur.
Birisi devlet egemenliğini tarif ediyor.
Diğeri etnik egemenlik talep ediyor.
Üstelik tarih de bu iddiayı desteklemiyor.
Mardin hiçbir zaman yalnızca Kürtlerin yaşadığı bir şehir olmadı.
Diyarbakır hiçbir zaman yalnızca Kürtlerin yaşadığı bir şehir olmadı.
Bu şehirler yüzyıllar boyunca birçok halkın ortak yurdu oldu.
Dolayısıyla mesele Kürtlerin varlığı değil.
Kimse Kürtlerin bu coğrafyanın parçası olduğunu inkâr etmiyor.
Mesele, ortak tarihe sahip şehirleri tek bir etnik kimliğin mülkü gibi göstermeye çalışmak.
Ahmet Türk'ün yaptığı tam olarak budur.
Mardin Kürtlerin de tarihidir.
Ama sadece Kürtlerin değildir.
Diyarbakır Kürtlerin de tarihidir.
Ama sadece Kürtlerin değildir.
Ve bugün her ikisi de Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik alanı içindedir.
Tarih ortak olabilir.
Kültür ortak olabilir.
Hatıralar ortak olabilir.
Ama egemenlik tektir.
O da Türkiye Cumhuriyeti'nindir.
"İyi ama siz de İstanbul'a Türk şehri diyorsunuz."
Hayır.
Yine aynı kavram oyunu yapılıyor.
İstanbul'un bugün Türkiye'ye ait olmasının sebebi İstanbul'da yalnızca Türklerin yaşaması değildir.
İstanbul'un Türkiye'ye ait olmasının sebebi, Türk milletinin bu topraklar üzerindeki egemenliğini tarih boyunca kurmuş, korumuş ve uluslararası hukukla tescil ettirmiş olmasıdır.
Egemenlik böyle oluşur.
Nüfus sayımıyla değil.
Etnik aidiyetle değil.
Siyasi güçle, devletle ve hukukla oluşur.
Bugün İstanbul'da Türkler kadar Kürtler de vardır.
Lazlar vardır.
Çerkesler vardır.
Boşnaklar vardır.
Arnavutlar vardır.
Araplar vardır.
Ama kimse çıkıp "İstanbul artık Kürt şehridir" demez.
Neden?
Çünkü egemenlik başka şeydir, nüfus başka şeydir.
Üstelik Türkiye Cumhuriyeti bu meseleyi daha kuruluşunda çözmüştür.
Anayasa etnik köken saymamıştır.
Kan bağı saymamıştır.
Irk saymamıştır.
Vatandaşlık bağı esas alınmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür denmiştir.
Yani burada "Türk" kavramı etnik bir üstünlük iddiası değil, siyasi ve hukuki bir vatandaşlık tanımıdır.
Dolayısıyla Mardin'in Türkiye toprağı olması için herkesin etnik olarak Türk olması gerekmez.
Diyarbakır'ın Türkiye toprağı olması için herkesin etnik olarak Türk olması gerekmez.
Nasıl ki Fransa'da yaşayan herkes etnik Fransız değildir ama Fransa Fransız Cumhuriyeti'nin egemenlik alanıdır;
nasıl ki Amerika'da yaşayan herkes Anglo-Sakson değildir ama Amerika Birleşik Devletleri'nin egemenlik alanıdır;
aynı şekilde Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik alanı da etnik homojenlik üzerine değil, vatandaşlık ve egemenlik üzerine kuruludur.
İşte Kürtçü siyasetin bir türlü kabul etmek istemediği nokta budur.
"Kürdistan toprağı" dediğiniz anda vatandaşlıktan çıkıp etnisiteye giriyorsunuz.
Türkiye Cumhuriyeti ise tam tersine etnisiteden çıkıp vatandaşlığa geçmiştir.
Bu yüzden "Türk toprağı" ile "Kürdistan toprağı" aynı şey değildir.
Birisi anayasal egemenliği ifade eder.
Diğeri etnik egemenlik talebini ifade eder.
Aradaki fark tam olarak budur.
BUNUN ALTINDA DA CENGİZ ÇIKTI
Bodrum'da bir banka şubesi önünde oluşan uzun kuyrukların sırrı çözüldü. Cengiz Holding'in Cennet Koyu'nda sürdürdüğü lüks otel ve villa projesinde çalıştırılmak üzere Sri Lanka'dan getirilen işçilerin maaş hesabı açtırmak için bankaya yönlendirildiği ortaya çıktı.
Şirketin daha önce de benzer projelerde yabancı işçi çalıştırdığı bilinirken, Türkiye'de geniş tanımlı işsiz sayısının 12 milyonu aştığı bir dönemde yaşanan gelişme yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi.
🔴https://t.co/DCIj6aliBV
Milletin....koyacagız dediğinde bana değil diyenler bakın nasıl oluyormuş. Yandaşlık uğruna ses çıkarmayanlar sizde zarar görüyorsunuz...
Lise dahil tüm özel okullar kapatılmalıdır. özel okullar tarafından sürdürülen soygun sistemine son verilmelidir. Asgari ücretin 28.000₺ olan ülkemizde bir yıllık özel okul ücreti 500.000-1.000.000₺ seviyesine çıkmışsa burada eğitim değil tüccarlık yapılıyor demektir.
Soldaki hakim ve savcı ataması sırasında "Kurada da adını görürüz" denilerek Cumhurbaşkanı'na tanıtılan AKP'li Özlem Zengin'in yeğeni Arif Dağhan...
Sağdaki genç ise hakimlik sınavında yüksek puan almasına rağmen mülakatta elendiği belirtilen ve yaşamına son veren Mert Akdoğan...
Aynı sistem, iki farklı kader.
Ve değişmeyen cümle:
“Türkiye bir hukuk devletidir”
Kümese kayyum atanmasını iş dünyası alkışlamayacak mı?
Bu kayyum kültürü bir günde inşa edilmedi.
Belediyelere atandı, sus!🤫
Üniversitelere atandı, sus!🤫
Vakıflara atandı, sus!🤫
Bence hep susun!🤫
Bugün tavuğun kapısını çalan kayyum, yarın sizin kapınızı çalacak.
İyi olacak!
Maliyeti 135 TL (3 dolar) olan kırmızı eti, vatandaşa 900 TL ye yediren baronlara ne zaman operasyon olur?
Seneye, tavuk etini 1.000 TL ye
Kırmızı eti 4.000 TL ye yeriz.
Diyarbakır’da konuşan vatandaş:
“Benim doktorum da milletvekilim de Kürt. Kürt sorunu diye bir şey yok. Herkes güzelce yaşıyor. Ben de Kürt’üm. Kürt sorunu yoktur."
İran ,Irak ve Suriye'de Kürtler insan yerine konulmazken başbakan, cumhurbaşkanı, genelkurmay başkanı
bakan ,milletvekili olmuş Kürtler var bu ülkede.
Yatırım yapan iş insanlarına, üniversiteye giden öğrencilere ,hakim savcı, doktor , mühendis , avukata.... ırkı sorulmuyor.
Ülke öyle bir noktaya geldi ki Kürt sorunu var diyenler yüzünden Türk sorunu başladı...
Kürt sorunu yoktur ,Türkiye'yi parçalamak ve yıkmak isteyen ABD uşakları sorunu vardır...
TÜRK OLDUĞUNU İNKAR EDENLER...
Giriş paragrafı benden, her Türk vatandaşının altına imzasını atacağı "Türk Nerede" yazısı Banu Avar'dan..
***
Benim eklediğim paragraf ile devam edelim...
Türk kelimesi "güçlü" ya da "güçlüler" anlamına gelmektedir. Müslüman halklar çok kez karşılaştıkları Tu-kiulerden başka boyların da aynı dili konuştuğunu fark edince hepsini “Türk” olarak adlandırmışlardır.
Yüce Atatürk ise, Türk olmaktan başka hiçbir hususiyetim yoktur" diyerek, Türk olmaktan büyük bir onur ve gurur duyduğunu "Ne Mutlu Türk'üm" diyerek taçlandırmıştır...
Bundan sonrasını Banu Avar'a bırakalım...
TÜRK NEREDE?!
-Ön plandaki siyasetçiler "Ben Türk değilim" diyor.
-Ön plandaki sanatçılar "Ben Türk değilim" diyor.
-Ön plandaki iş adamları ve zenginler Türk olmadıklarını açıklıyorlar.
Üstelik bu alanlar Türkler'e kapatılmış durumda.
*Siyasetçi olmaya kalksa engellenir!
*Sanatçı olsa kimse adını anmaz.
*İş insanıı olsa batırılır.
Peki Türk nerede?
-Türk oy veriyor.
-Türk asker olup ölüyor.
-Türk polis olup ölüyor.
-Türk tarlada ürünüyle aç kalıyor.
-Türk fabrikada işçi,
-Türk dairede memur.
Aynı Osmanlı'ya dönmüşüz!
Sonra biz bunları söyleyip "Uyan Türk!" deyince "Türkçüler ırkçı" diyorlar!
Oysa Türk olmayanların ırkçılığından, Türkçüler'e ırkçılık yapma imkanı kalmamış ki, Türk ırkçılık yapsın!
Bütün köşe başları tutulmuş. Türkiye'de asıl ırkçılığı Türk olmayanlar yapıyor!
Banu AVAR
Bir ülke düşünün…
En iyi yetiştirdiği gençler gitmek zorunda kalıyor.
Kalanlar ise hayatta kalmaya çalışıyor.
Bu durumu çok güzel ifade etmiş Sn Deniz Zeyrek:
“Benim çocuğum çok iyi okullarda okudu. Benim erişmemin imkânsız olduğu koşulları vardı. Lisans eğitiminde de yüksek lisansta da yurt dışına gitti.
Ancak ne yazık ki o bizim sahip olduğumuz standartları yakalayamadı. Ne iş bulabilme konusunda, ne ücret konusunda.
Ne yazık ki AK Parti iktidarının son döneminde iş tersine döndü. İlerlemek yerine geriliyoruz. Ülkede iktidar çevresindeki bir zümre dışında herkesin koşulları kötüleşiyor.
Artık iş aslanın ağzında, ücretler düşük, hayat pahalı ve yeni nesil bir önceki nesilden daha fakir.
O nedenle gençler kaçıyor, geleceklerini başka ülkelerde arıyor. Ülke en büyük sermayesini kaybediyor.
İktidar bunun farkında değil ama millet farkında.”
— Deniz Zeyrek
Atatürk'ün Mirası LAİK CUMHURİYET
Türkiye'de laiklik sadece ulusal egemenliğin, demokrasinin, düşünce ve vicdan özgürlüğünün, kadın haklarının, toplumsal barışın ve çağdaş yaşamın değil aynı zamanda hukuk birliğinin, yargı bağımsızlığının ve bağımsız devletin de güvencesidir.
Tüm ayrıntılarıyla Atatürk'ün Mirası LAİK CUMHURİYET'te anlattım.
AKP’li Mehmet Ali Çelebi, emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz’a, “TELE1 Paşası Ahmet Yavuz” diye seslendi.
Çelebiye yanıt emekli Tümamiral Naim Babüroğlu’ndan geldi:
“Emekli bir askerin, kendisinden yaşça büyük emekli bir komutanına böyle hitap etmesi utanılacak bir durum!
Eskiden askeri terbiye vardı ve olgunlaşmanın ölçüsüydü.
Çürüme tahmin edilenden çok daha üst düzeyde. Yazık…”
Geçenlerde Kazakistanlı birisiyle tanıştım.
Üç yıldır Türkiye’de yaşıyor ve buradan Kazakistan’a ihracat yapıyormuş.
Türkiye’deki et fiyatlarını görünce şaşırdığını söyledi. “Bu fiyatları görünce aklıma ilk gelen şey Kazakistan’dan et ithal etmek oldu” dedi.
Ancak öğrendiğine göre Türkiye’de et ithalatını yalnızca 8 şirket yapabiliyormuş. Kendisi de bu yüzden yapamamış.
Anlattığına göre,dışarıda kilosu yaklaşık 200 TL’ye alınabilen et, ülkemizde 500 TL civarında piyasaya toptan olarak sunuluyormuş.
Kim olduklarını bilmiyorum ama et ithalatını yapan o 8 şirketi tebrik etmek lazım.
Muazzam bir tekelleşme.
🔴 #SONDAKİKA | Özgür Özel'den şok iddia:
"Bizim suçumuz; seçim kazanıp AKP'ye tehdit oluşturmak, ABD ve İsrail'in bölgede planladığı düzene ve nizama uyum gösterecek makul bir aktör olmayı reddetmek."
Bülent Ecevit, Türk siyasetinde emekçi kesimlere verdiği önem, demokratik duruşu ve mütevazı yaşam tarzıyla öne çıkan liderlerden biri olarak hatırlanmaktadır.
Çalışma Bakanlığı döneminde işçi haklarının geliştirilmesine yönelik adımlar atan Ecevit, başbakanlığı sırasında da emekçilerin, çiftçilerin ve dar gelirli vatandaşların sorunlarını siyasetin merkezine taşımıştır. Sendikal hakların korunmasını savunmuş, toplu sözleşme düzeninin güçlenmesine destek vermiş ve işçi ücretlerinin iyileştirilmesine yönelik politikalar izlemiştir.
1974 yılında gerçekleştirilen Kıbrıs Barış Harekâtı, Ecevit'in siyasi hayatındaki en önemli gelişmelerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu süreçte Türkiye'nin güvenlik ve dış politika konularında bağımsız karar alma iradesini ortaya koyduğu değerlendirilir.
1999–2002 yılları arasındaki başbakanlığı döneminde ise Türkiye ekonomik zorluklarla mücadele ederken, İşsizlik Sigortası'nın uygulamaya geçirilmesi gibi sosyal devlet anlayışını güçlendiren önemli adımlar atılmıştır. Bu düzenleme, çalışanların işsiz kaldıkları dönemlerde güvence sağlayan kalıcı bir sosyal politika olarak Türkiye tarihindeki yerini almıştır.
Sade yaşamı ve devlet yönetiminde dürüstlüğe verdiği önemle tanınan Ecevit, siyasette kişisel zenginlik yerine kamu hizmetini ön planda tutan liderlerden biri olarak anılmaktadır. Bu yönleriyle Bülent Ecevit, Türkiye'nin siyasi tarihinde emek, demokrasi ve toplumsal adalet kavramlarıyla özdeşleşen önemli bir devlet adamı olarak hafızalarda yer edinmiştir.
“Türkiye’de bilim felsefe konuşmak, yapmak zor.
Osmanlı ailesinin hayatından bahsediyorsun, Hanedan’ın kendi elleriyle yazdıklarını okuyorsun, Osmanlıya hakaret etme hocam diyor, fotoğraf gösteriyorsun inanmıyor. Kur’an’dan ayet meali veriyorum, İslama saldırma diye ayağa kalkıyor.
Ne ecdat dediğinin tarihini okumuş, ne de inandım dediği kitabı okuyup anlamış. Bu da bizim işimizi imkansızlaştıryor haliyle.”
Prof. Dr. Ahmet Arslan
EYALET SİSTEMİNİ KİMLER İSTER?
-Osmanlı Dönemi'ndeki gibi Türkler 3. sınıf vatandaş olsun istiyorlar. Eyalet sistemini yıllar önce tartışmaya açmışlardı, şimdi ise bu yapılanmaya oldukça yakınlar. Anayasa değişikliği ile de federatif yönetim ve bölünme artık alenen gündeme gelecek. BOP tıkır tıkır işliyor!
-Yeni anayasa sürecinde eğer federasyon tuzağı masaya konulursa, propaganda makineleri hemen devreye girecek, medya üzerinden 3 ana söylemle toplum mühendisliği yapılacak:
1) Federasyon kötü bir yönetim biçimi olsaydı, ABD ve Almanya gibi ülkeler federasyonla yönetilmezdi.
2) Misak-ı Milli'yi gerçekleştireceğiz, büyüyeceğiz.
3) 40 yıldır süren terörün bitmesi için federasyondan başka çare yok.
***
-Amerika ve Almanya Neden Federasyonu Seçti? Bu ülkelerde federasyon, merkezî bir devletin sonradan parçalara bölünmesiyle oluşmamıştır. Aksine, zaten bağımsız veya özerk olan yapıların, hayatta kalmak için birleşmeye karar vermesiyle kurulmuştur. ?ABD kurulmadan önce ortada 13 bağımsız İngiliz kolonisi vardı. Her birinin kendi yasası, ordusu ve kimliği bulunuyordu. İngiltere'ye karşı savaşı kazandıktan sonra önlerinde iki seçenek vardı: Ya 13 küçük zayıf devletçik olarak kalıp Avrupa devletlerine yem olacaklardı ya da birleşeceklerdi. ABD'de ortada bir devlet vardı da eyaletlere bölünmedi; eyaletler vardı, birleşip devleti kurdu.
-Almanya Örneği, kabilelerden ve prensliklerden kalan mirastı... Almanya, tarih boyunca hiçbir zaman Fransa veya İngiltere gibi tek bir merkezden yönetilen bir krallık olmadı. Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu döneminden beri bölgede yüzlerce küçük prenslik, dükalık ve şehir devleti vardı (Bavyera, Prusya, Saksonya vb.). 19. yüzyılda Bismarck liderliğinde Alman birliği kurulurken, bu köklü prenslikleri tamamen yok etmek imkânsızdı... Bavyeralı, Prusyalı kimliği çok güçlüydü... Bu yüzden Alman İmparatorluğu ve bugünkü modern Almanya da bu yerel kimlikleri tanıyarak federal bir yapıda birleşti. Özetle, Almanya'da federalizm, yüzyıllardır var olan yerel devlet geleneklerinin yasal bir kılıfa büründürülmesidir.
***
-Türkiye'nin devlet geleneği merkeziyetçi ve bütünseldi... Osmanlı İmparatorluğu, çok uluslu ve nispeten adem-i merkeziyetçi (yerel özerkliklere alan açan) bir yapıya sahipti. Ancak 19. yüzyılda milliyetçilik akımlarıyla birlikte, özerklik veya imtiyaz verilen her bölge (Yunanistan, Sırbistan, Bulgaristan vb.) arkasına Avrupalı devletleri alarak bağımsızlık savaşına girişti ve imparatorluk parçalandı.
-Türk devlet aklı için "yerel özerklik" veya "federasyon" demek, refah veya özgürlük değil; "dış güçlerin müdahalesi, iç savaş ve parçalanma" demektir. Bu bir vehim değil, imparatorluğun gözler önünde yıkılmasıyla edinilmiş acı bir tecrübedir... Türkiye Cumhuriyeti, eyaletlerin birleşmesiyle kurulmadı. Aksine, işgal edilmiş ve parçalanmış bir imparatorluğun küllerinden, homojen bir vatan toprağı (Misak-ı Milli) üzerinde, tek bir merkezden (TBMM) yönetilen topyekûn bir direnişle kuruldu. Anadolu ve Trakya halkı kongrelerde (Sivas, Erzurum) "Biz ayrı devletleriz, birleşelim" demedi; "Vatan bir bütündür, parçalanamaz" ilkesinde birleşti.
-ABD ve Almanya'da federasyon bütünleştirici bir rol oynarken; Türkiye gibi köklü bir üniter yapıda federasyona geçmek, var olan bütünlüğü merkezkaç kuvvetiyle parçalamak anlamına gelir. Zaten bir bütün olan yapıyı yapay sınırlarla eyaletlere bölmek, barış değil çatışma üretir.
-Federasyon, ABD ve Almanya'da, "zaten ayrı olan devletlerin hayatta kalmak için birleşmesi" sürecidir. Türkiye'de federasyon istemek ise "zaten bir bütün olan devleti yapay sınırlar çizerek parçalamaktır." Yani ilki birleştirir, ikincisi böler!
Adamın birine söylemişti
"Benim 35 yıllık diplomamı iptal ettirmeye çalışanlar başarılı olurlarsa, yarın sizin bağınıza, bahçenize, bankadaki paranıza çökerler."
"Yakında birkaç aile firması, yurt dışından ithal beyaz et getirmek için bir şirket açar. Et getirme işini o şirkete verirler ve voleyi vururlar. Kayyum atanan şirketler de kendilerine yakın ailelere verilir, onlar da tekelleşir. Fiyatlar hormonlu şekilde yükselir. Geçmiş olsun Türkiye!"