Sevgili Tunç Soyer’i bugün, alçakça bir siyasi kumpasla rehin tutulduğu Kırıklar Cezaevi’nde ziyaret ettim. “Mali suç” yalanı faşizmin maskesidir. Tunç Soyer, uluslararası hukuk bakımından açık bir "siyasal mahpusdur". Bu statünün tespiti için tüm hukuk yollarını kullanacağız.
Cezaevi Günlüğü
5 Temmuz 2025
İçeride olmanın en güzel yanı sabaha karşı bir şafak operasyonuyla evinizin basılması ve gözaltına alınmanız ihtimalinin olmaması…!
Gözaltına alındığınızda Devlet sizi nezarethaneye “atıyor” ve “kötü muamele” yapıyor. 3-5 saat değil tam 72 saat beton üzerinde bir çift battaniyeyle bırakıyor. 70 kişi tek bir alaturka tuvaleti kullanmak zorunda kalıyorsunuz. Bu da elbette taleplerin sıraya sokulmasıyla mümkün olabiliyor. Yani, 24 saatte bir kez yapılan temizlik nedeniyle son derece pis koşullarda ama ihtiyaç giderebiliyorsanız kendinizi mutlu hissediyorsunuz.
Tutuklandığınızda ise Devlet sizi “emanet” olarak alıyor. Pek çok kuralla birlikte yaşayacağınız daha ilk andan anlaşılıyor ama o kuralların öğrenilmesi sürekli olarak “size söylerler” denildiği için biraz zaman alacağa benziyor.
Gözaltına alındığım andan itibaren 5 gündür telefonsuz ve saatsizim. Benim gibi telefon elinden hiç düşmeyen biri için telefonsuzluğa alışmak da biraz zaman alacak galiba ama daha şimdiden alışmanın hoşuma gittiğini söyleyebilirim, zamanın akışını daha net hissedebiliyorsunuz. Hiç kuşkusuz zaman içeride yavaş akıyor.
İçerisi ilk andan itibaren bir tür sadeleşmeyi öğretiyor. Tek kişi kaldığım odamda bir karyola, bir plastik masa ve sandalye bir de fevkalade iyi çalışan bir vantilatör var. Bunlar ne kadar çok ve gereksiz eşyayla hayatımızı doldurduğumuzu düşündürttü bana. Ama daha çok kafa yormadan çok uykusuz geçen 4 günün ardından kavuştuğum yatağı çok sevdim ve deliksiz uyudum. İlk sabah çok kötü bir gaf yaptım. Uyandım, ışığı açmak için elektrik düğmesine bastım. Meğer acil durum düğmesiymiş, bir siren çaldı ve kısa süre sonra bir görevli kapıya geldi. “Çok özür dilerim ışığı açmak istemiştim” dedim. Neyse ki tüm süreçteki memurlar gibi çok büyük bir anlayışla “Sorun yok, tamam” diyerek rahatlattı beni.
Bu inzivada belli ki düşünmeye çok vaktim olacak ama ilk anda, benimle aynı kaderi paylaşan çok sevgili dostlarımı, çalışma arkadaşlarımı, yoldaşlarımı, birbirinden değerli insanları düşündüm.
Maalesef memleketimizde kötü haber hiç bitmiyor ve tez duyuluyor. İlk ziyaretçim Av. Deman Güler; Sevgili Zeydan Karalar, Muhittin Böcek ve Abdurahhman Tutdere Başkanların sabaha karşı gözaltına alındıkları haberini verdi. Çok üzüldüm, Zeydan Başkan daha dün akşam arkadaşının telefonundan benim için üzüldüğünü söylemişti. Dilerim akıbetleri bize benzemez ve tutuklanmazlar.
Maruz kaldığımız bu haksızlıklar kabul edilebilir değil. Hukuki dayanaktan yoksun suçlamalar ve tamamen hukuk dışı bir şekilde sürdürülen tutuklamalar aslında yok hükmünde ve mutlak butlanla batıl bence. Çünkü örneğin ben Türk Ceza Kanunu 158/1 maddesi nedeniyle tutuklandım. Bu madde hile ve desise ile bir çıkar ve menfaat elde etmek için bir kişinin aldatılmasını düzenleyen nitelikli dolandırıcılık suçudur. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olarak ben planlı bir şekilde, hile ve desise yaparak bu suçu işlemişim. Kimi dolandırmışım, kimden ne menfaat elde etmişim bunların hiç biri savcılık dosyasında yok elbette ama ben bu suçtan tutuklandım. Onun için hukuken yok hükmünde bir karar diyorum.
Bugün ikinci ziyaretçilerim, önceki dönem Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve değerli İzmir milletvekillerimizdi. Hem evimize, ailemize hem bana moral veren ziyareti için kendisine ve değerli eşlerine çok teşekkür ediyorum.
Dilerim Devletimizin aldığı “emanetler” fazla hasar görmeden ve itibarlarıyla birlikte sahiplerine ailelerine, ait oldukları hayata iade edilir. Adalet yerini bulur.
Zaman zaman cezaevi günlüğümü sizlerle paylaşmaya devam edeceğim. Arada sırada siz de bana yazarsanız sevinirim.
Adresim: Buca Kırıklar F Tipi 1 Nolu Cezaevi Koğuş B/63
Hepinizi en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Sağlıcakla kalın…!
Burada konuşan işçi kardeşimiz, hak ve demokrasi mücadelesinin birbirinden ayrılamayacağını en net şekliyle anlatmış. Verdikleri mücadelenin, açlık sınırının altında yaşayan asgari ücretli için de olduğunu söylemiş. Yoksulu daha yoksulla terbiye etmeye çalışanlar iyi dinlesin.
"Biz onu anlıyoruz, onun da bizi anlamasını istiyoruz"
"Hakkımızda çok yanlış bilgiler dolaşıyor"
"Ben şu an 40 bin lira maaş alıyorum"
"Bizim derdimiz az alanı da yukarı çekmek"
"Maalesef ülkede özgür basın kalmadı"
"Yakın zamanda uzlaşacağımıza inanıyorum"
İzmir'de belediye işçilerinin grevi 5. gününde. 20 bin civarında işçinin katıldığı grevde haklarında en çok yazılıp çizilenler tabii ki işçilerdi. Peki grevdeki işçiler ne istiyor? Talepleri neler? Gerçekte ne kadar alıyorlar? Haklarında çıkan haberler hakkında ne düşünüyorlar? Birilerinin iddia ettiği gibi iktidara mı çalışıyorlar ya da belediyeye kayyum atanmasını mı istiyorlar?
Grevdeki işçileri dinliyoruz. İlk söz 17 yıldır belediyede çalışan Hüseyin Güven'in.
2 Haziran 2025, İzmir
Unutanlar olmuştur, Selçuk Kozağaçlı, 2018’de tahliye edilmiş; ertesi gün heyete Akın Gürlek atanmış ve tekrar tutuklanmıştı. 2025’te, dile kolay 8 yıl sonra serbest kaldı; 24 saat geçmeden şimdi yeniden gözaltında.
Bu yargı filan değil; açık bir sistematik işkencedir.
Hukuku ayaklar altına alan kararlar neticesinde Silivri Cezaevi'nde tutsak bulunan Türkiye İşçi Partisi Hatay milletvekili Av. Can Atalay Pazartesi günü düzenlediğimiz panele yolladığı yazılı sunum ve kendi sesiyle katıldı.
10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü kapsamında düzenlediğimiz "İnsan Haklarından Hala Umut Var Mı" başlıklı panelimize, seçilmiş TİP Hatay milletvekili Av. Can Atalay’ın gönderdiği mesaj.
#CanAtalayaÖzgürlük
Adalet İçin Hukukçular tarafından düzenlenen etkinlikte Av. Sena Yazıbağlı'nın moderatörlüğünde kıymetli hocam Prof. Dr. Nilgün Toker ve Filistin Barosu Başkanı Av. Fadi Abbas ile uluslararası insan hakları sisteminin bugünü ve geleceği üzerine konuştuk.
Panelistlerimiz Filistin Barosu Başkanı Fadi Abbas’a, Prof Dr. Nilgün Toker’e, Av. Deman Güler’e, yazılı katkıları ile bizleri onurlandıran seçilmiş TİP Hatay Milletvekili Can Atalay’a ve bizleri yalnız bırakmayan bütün katılımcılara teşekkürlerimizi sunarız.
Adalet İçin Hukukçular olarak İzmir'de düzenleyeceğimiz "Filistin'den Türkiye'ye İşlevsiz Kalan Bir Sistemden Medet Ummak" başlıklı panelimize bütün yurttaşlarımızı davet ediyoruz.
🗓️ 9 Aralık Pazartesi
🕒 18.30
📌 İzmir Barosu Konferans Salonu - Barohan / Alsancak
"ciddiyetsiz sağ popülist bir siyasetçi" tanımının doğruluğunu teyit ediyor. Türkiye, bu ucuz popülizme taviz vermeyen, mülteci meselesine ciddiyetle çözüm üreten bir siyaseti hak ediyor.
Ümit Özdağ, Gazete Duvar'da çıkan yazıma çok gücenmiş ve doğrudan bana hitaben uzunca bir açıklama yapmış. Kendisi iki yıl önce Birgün ve Cumhuriyet Gazetelerinde yayımlanan bir röportajımı yine kendi sosyal medya kanallarında çok beğenerek paylaşmış ve benden "uzman isim" diye..
demedim. Yazıda da böyle bir ifade geçmemektedir. Söylediğim, Özdağ'ın tepki çeken bir gündemden rant sağlamaya çalışan bir siyaset bezirganı olduğu, mülteci sorununun ise önerdiği gibi mucizevi bir çözümünün olmadığıdır. Yaptığı son paylaşım, Özdağ hakkında kullandığım...
"Gönüllü geri dönüş üzerinden kurgulanan bir 'Esad ile görüşür meseleyi çözeriz' kolaycılığı konunun bir kez daha hak ettiği ciddiyetle konuşulmayacağına dair acı emareleri bizlere sunuyor." Yazının tamamı için: https://t.co/nMYPydDnde