Arkadaşlar merhaba.Bir maceraya atıldım. Bu gönderinin altına yükledikçe YouTube yayınlarını ekleyeceğim. Uzun izlemek istemeyenler: Reels için TikTok, İnstagram oluşturdum. Sizlerden destek bekliyorum. Beğenin, yorum yapın, takip edin yeterli. :) Sevgiler.
YouTube için : https://t.co/278ngIGCNd
Tiktok için : https://t.co/hbSm4EVXSK
İnstagram için : https://t.co/7qW8LvgdUO
@batuverse Vallahi katılıyorum Batucum kim ne derse desin başaklar komik birileri ve düşünceliler azıcık da az eleştirseler tadından yenmeyecek de işte :)))
@muhalifgonderi Bizi zorlamayan basit gelen görevlerde fedakarlık duygusuna girmeyebiliriz. Zorlu görevlere tamam dediğimizde fedakarlık
hissettiğimizi gözlemliyorum.
@AndakiSonsuzluk Duyguların etkilediği organlar var doğru, duygular da frekansımızı etkiliyor. Uyanmış bir kişinin frekansı yüksek oluyor düşük frekanstaki 400.000 kişiyi dengeleyebilir hatta daha da fazlasını. Kendi içimize dönmek her zaman bizi huzura yaklaştırır..Sevgiyle..
Bugün yemek yerken arka masada kız, arkadaşını ablasıyla ve ablasının eşiyle tanıştırdı.Arkadaşı zannettiği kız ise ablasının yanında dahi konuşma boyunca kızı aşığıladı.. Kız da bunları espri zannedip güldü. İlişki dinamikleri ne kadar enteresan yerlerden kuruluyor :/
Siz hala "benim kaderim buymuş, huyum böyle, asla değişemem" diye kendi yarattığınız hapishanede acı çekerken; bilim insanlarının şu an laboratuvarlarda beyninizin "Kaynak Kodunu" bizzat hacklediğini biliyor muydunuz?
Bilim dünyası artık CRISPR adı verilen bir teknolojiyle, nöronların (beyin hücrelerinin) DNA'sını kelimenin tam anlamıyla yeniden yazıyor. Hangi hücrenin nasıl bir kimyasal üreteceğini, hangi duyguya nasıl tepki vereceğini genetik düzeyde değiştiriyorlar. Yani yüzyıllardır "değişmez alın yazısı" sandığınız o biyolojik donanıma doğrudan "Root Access" (Tam Yönetici Erişimi) sağlandı.
Simülasyonun diliyle konuşalım: Bedeniniz mutlak bir mahkumiyet değil; sadece yeniden programlanabilir, güncellenebilir bir donanımdır.
Ama asıl sarsıcı olan, laboratuvarlardaki bu teknoloji değil. Asıl çıldırtıcı uyanış tam da şurada başlıyor: Eğer dışarıdan bir müdahaleyle beyin hücrelerinizin kimliği baştan aşağı yeniden tanımlanabiliyorsa... Siz de her gece o yastığa başınızı koyduğunuzda tekrar ettiğiniz o korku, kaygı, öfke ve "yetersizlik" hissiyle kendi biyolojik donanımınızı zaten her saniye yeniden programlıyorsunuz demektir.
Tek fark şu: Siz bu genetik kodlamayı tamamen bilinçsizce ve kendi aleyhinize yapıyorsunuz. Yıllarca aynı acıyı ve travmayı zihninizde oynatarak, beyninize o karanlık kodu bizzat kendi ellerinizle kazıdınız. Sonra da o kendi yazdığınız bozuk çarkın içine girip "benim kaderim" dediniz.
Artık uyanın. Biyolojik donanımınızın kilitli bir kasa değil, tamamen "Açık Kaynak" (Open Source) bir yazılım olduğu artık bilimsel olarak da kanıtlandı. Bedeniniz mutlak sonunuz değil, sadece Gözlemci'ye itaat eden bir avatardır.
Şimdi o asıl sarsıcı soruyla yüzleşin: Klavyenin başına geçip o yeni hayatın kodunu (inancını) bizzat siz mi yazacaksınız, yoksa sistemin size dayattığı o virüslü yazılımı pasif bir kurban gibi izlemeye devam mı edeceksiniz?