“Bütün günah bendedir!”
Bu cümle ilk bakışta büyük bir aşk ve bağışlama gibi geliyor. Ama psikanalitik olarak biraz daha karanlık bir tarafı var: Sevilen kişiyi kaybetmemek için onun kötü olabileceğine kendi içinde yer açamamak…
“Günah bendedir” aşkın en ağır cümlelerinden biridir. Kimi âşıklar, sevdiğini kaybetmemek uğruna yalnız kusurlarını değil, sevdiğinin günahlarını da üstüne alır: “Bütün günah bendedir” biraz da “yeter ki sen kötü olma” demektir.
Çünkü sevdiğim kişinin kötü olduğunu kabul edersem hem sevgim hem dünyam parçalanabilir. Şarkının bütünü de bunu büyütüyor: sevilenin sormaması, acı vermesi, hatta “kalpsiz” olması bile sevgiyi sona erdirmiyor.
Pir Sultan Abdal da “Günah sende değil bendedir bende” der. Demek ki mesele yalnızca bir şarkının ya da bir dönemin aşk dili değil; sevdiğimiz kişiyi içimizde iyi tutma ihtiyacımıza dokunan daha eski ve daha derin bir ruhsal örüntü.
Melanie Klein’ın diliyle söylersek, sevdiğimiz kişiyi içimizde iyi ve bütün tutabilmek için onun kötülüğünü kendimize mal ederiz.
Aşk iki kişilik bir suçtur; cezasını seven taraf kendine çektirir.
Ve belki de en acısı:
Hayatımızdaki bazı insanlar masum değildir; çok sevilince masum kalırlar.
Agah Aydın / Güzelbahçe Sohbetleri
20 Ağustos 2026
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın hayal kırıklığını şöyle betimlemesi çok hoşuma gidiyor "hiç kimse yıldız olarak kalamıyordu. muhakkak hayalimizdeki yerinden inecek, herkese benzeyecekti."
Yusuf Atılgan'ın ilk romanı, Aylak Adam. Dört bölümden oluşan, bölümleri dört mevsime göre adlandırılan, arayış içinde olan roman kahramanı C.'nin hayatını, topluma yabancılaşmasını, kalabalıklar içindeki hüzünlü yalnızlığını anlatan bir roman.
Her şeye "karşı" duran, "karşı" çıkan karşı" olan bir adam Aylak Adam. Bir adı bile yok. "C." diyor Yusuf Atılgan kısaca. Öyle ya"... İnsanın adı, onunla en az ilgili olan yanıdır. Doğar doğmaz, o bilmeden başkaları veriyor ama yapışıp kalıyor ona, onsuz olamıyor."
İnsan her şeye bunca "karşı"yken kendine de "karşı" olmadan nasıl sürdürebilir bir "karşı" yaşamı?
Bay C.sıradanlığa, tekdüzeliğe, alışılmışın kolaycılığına hiç mi hiç katlanamıyor. Hem farklıyı hem doğru olanı arıyor. Şöyle der romanın "Kış" bölümünün 39.sayfasında: "Biliyorum sizi. Küçük sürtünmelerle yetinirsiniz, büyüklerinden korkarsınız. Akşamları elinizde paketlerle dönersiniz. Sizi bekleyenler vardır. Rahatsınız. Hem ne kolay rahatlıyorsunuz. İçinizde boşluklar yok. Neden ben de sizin gibi olamıyorum? Bir ben miyim düşünen, bir ben miyim yalnız?
Bulunduğu topluma yabancılaşan, bir arayışta olan, tutunacak bir anlam arayan yalnız bir adam Bay C.
"İnsanın bir tutamağı olmalı." diyor Yusuf Atılgan ve şöyle devam ediyor:
"Dünyada hepimiz, sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır."
İşte roman kahramanı Bay C. de bir "tutamak" arıyor ve şöyle diyor: "Ben toplumdaki değerlerin, ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi. Bir kadın... Birbirimize yeteceğimiz, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın...
Roman, Bay C'nin bu kadını aramasıyla geçer. Romanın başında umudu vardır Bay C.'nin. Bunu,romanın giriş cümlelerinden anlıyoruz:
"Birden, kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi.İçimdeki sıkıntı eridi."
Sonra bu umut, kitabın sonunda yerini kesin bir umutsuzluğa bırakarak son buluyor:
"Sustu, konuşmak gereksizdi. Bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. Biliyordu, anlamazlardı."
Epilya
@Edebiyat_perest
#YusufAtılgan
#AylakAdam
Yapıkredi yayınları
BİZ TÜRKİYE'YİZ BİZ ŞAMPİYONUZ! 🇹🇷
Tribünlerde ve ekran başında sizler, sahada biz! Birlikte savaştık ve kazandık!! Bu şampiyonluk güzel ülkemiz için...
Avrupa'nın en büyüğü TÜRKİYE! 🐺❤️🏆
"her şeyden biraz kalır"
diyor birileri, çoğulluk haklılıktır
kavanozda biraz kahve
kutuda biraz ekmek
insanda biraz acı... #TurgutUyar
İyi ki doğdun 🧡 Turgut Uyar
#OTdergi ✍️ @BenoitHamet
Oruç Aruoba'dan Beş Şiir:
"Kendi olarak, sana gelen
sana gereksinimi olmadan, seni isteyen
sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen
kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan
O, işte..."
https://t.co/13sX3UNvBy
kanepeden telaşla fırlayıp pantolonunun ceplerini yokladı, bir daha yokladı, bir daha... ceplerinde boş bir değişme umudundan ve ölüm korkusundan başka bir şey yoktu.
• barış bıçakçı / doğum lekesi gibi bir gülümseme