GÖZALTILARLA, BASKILARLA ÖZGÜRLÜKLERİMİZİ TESLİM ALAMAZSINIZ !
Türkiye’de demokratik siyasete, toplumsal muhalefete, sosyalistlere ve LGBTİ+’lara yönelik baskı politikalarının giderek ağırlaştığı bir süreçten geçiyoruz.
Son olarak SYKP Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz’in de aralarında bulunduğu çok sayıda kişinin gözaltına alınması ve farklı kentlerde gerçekleştirilen ev baskınları, demokratik siyaset ve örgütlenme hakkı açısından ciddi kaygılar yaratmaktadır.
Aynı günlerde LGBTİ+ örgütlerine, aktivistlerine ve dayanışma ağlarına yönelik operasyonlar, gözaltılar ve tutuklamalar gerçekleştirilmesi de kabul edilemez bir baskı atmosferinin oluştuğunu göstermektedir.
Örgütlenme hakkı suç değildir.
Düşünce açıklamak suç değildir.
Muhalif olmak suç değildir.
Farklı kimlik ve inançlarla eşit yurttaşlık talep etmek suç değildir.
LGBTİ+ olmak suç değildir.
Aleviler olarak tarih boyunca inancımız, kimliğimiz ve örgütlenme hakkımız nedeniyle baskı, yasaklama ve ayrımcılıkla karşı karşıya kaldık.
Bu nedenle bugün başka toplumsal kesimlere yönelen hak ihlalleri karşısında sessiz kalamayız.
Bizim mücadelemiz yalnızca Alevilerin değil; eşitlik, özgürlük, demokrasi ve insan hakları isteyen herkesin mücadelesidir.
Bir toplumun güvenliği; insanları gözaltına almakla, dernekleri basmakla, sosyalistleri, sendikacıları, gazetecileri, demokratları , toplumsal muhalefeti kriminalize etmekle ve farklı kimlikleri hedef göstermekle sağlanamaz.
LGBTİ+ yurttaşların temel hak ve özgürlüklerini savunmak, onların yanında olmak ya da dayanışma göstermek suç gibi gösterilemez.
İnsanların cinsel yönelimleri ve cinsiyet kimlikleri üzerinden hedef gösterilmesini, ayrımcılığı ve nefret dilini reddediyoruz.
Uluslararası insan hakları kuruluşları da son operasyonlarda LGBTİ+ hak savunucularına yönelik baskının sona erdirilmesi ve gözaltındaki kişilerin serbest bırakılması çağrısında bulunmaktadır.
Aynı şekilde sosyalistlerin, sendikacıların, gazetecilerin, demokratların ve toplumsal muhalefetin kriminalize edilmesine de karşıyız.
Bugün birine yapılan haksızlık karşısında susarsak, yarın aynı haksızlığın kime yöneltileceğini bilemeyiz.
Alevi Bektaşi Federasyonu olarak;
Hukuki güvencelere ve adil yargılanma hakkına saygı gösterilmesini,
Gözaltı ve tutuklamaların cezalandırma aracına dönüştürülmemesini,
LGBTİ+’lara yönelik baskı, ayrımcılık ve nefret politikalarına son verilmesini,
Demokratik kitle örgütlerinin, siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının örgütlenme ve ifade özgürlüğünün güvence altına alınmasını,
talep ediyoruz.
LGBTİ+ hakları için dayanışma göstermek, temel hak ve özgürlüklerin savunulmasıdır.
LGBTİ+’ların yanında olmak, barışçıl bir dayanışma eylemine katılmak ya da ses çıkarmak nedeniyle insanların gözaltına alınması ve baskıya maruz bırakılması kabul edilemez.
Farklılıkları hedef alan, insanların ifade ve örgütlenme özgürlüğünü kısıtlayan bu uygulamalar toplumsal barışa zarar vermektedir.
Alevi Bektaşi Federasyonu olarak eşit yurttaşlıktan, laiklikten, demokrasi ve özgürlüklerden yana olmaya devam edeceğiz.
Hiçbir kimliği, inancı, düşünceyi ve yaşam biçimini diğerinden üstün görmeyen bir Türkiye mümkündür.
Baskılar Bizi Susturamaz.
ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU
Aile devletten sonra gelen en gerici kurumdur.
LGBTi+ bireylerin yaşam hakkını savunacağız, gerici ve faşist uygulamalara karşı tüm dostlarımızın yanındayız.
İnternet karartmaları ile kurumları ve insanları susturamazsınız.
Türkiye'nin barışı ve demokratik çözümü tartıştığı böylesi tarihsel bir dönemde, her gün toplumun başka bir kesiminin hedef gösterilmesi; siyasetçilerin, hak savunucularının, gazetecilerin, yazarların ve akademisyenlerin sesinin kısılmaya çalışılması kabul edilemez.
Dün hak savunucularının, gazetecilerin, yazarların ve Barış Akademisyenlerinin sosyal medya hesaplarına getirilen erişim engellerinin ardından bugün de bileşenimiz SYKP’nin Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz, yine bileşenimiz ESP’nin üyeleri ve çok sayıda kişinin gözaltına alınması bu açıdan tabloyu ağırlaştırmaktadır.
İktidara bir kez daha hatırlatıyoruz: Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin bir yandan barıştan söz edip diğer yandan demokratik alanı daraltarak yürütülmesi toplum nezdinde inandırıcı ve güven verici olmaz. Barışın dili ile baskının pratiği yan yana duramaz.
86 milyon yurttaşımızın barış ve güven içinde yaşadığı bir Türkiye’ye giden yol daha fazla hukuktan, daha fazla demokrasiden ve daha fazla özgürlükten geçmektedir.
Dgd üyesi ve nato eylemleri tutsağı Ömer Aksu 16 yaşında ve ağırlaştırılmış müebbet koşullarında Kayseri Bünyan Çocuk Kapalı Cezaevinde tutuluyor, tüm halkımızı Ömer ile dayanışmaya çağırıyoruz.
Ömer Aksu.
16 Yaşında, Kayseri Bünyan Çocuk Kapalı Hapishanesinde 8 Temmuz’dan bu yana tek başına tutuklu ve ortak alanda kalmaktadır!
Tuvalete gitmek için dahi gardiyanlardan izin almak zorunda bırakılıyor, kaldığı yerdeki ışık 7 gün 24 saat kapatılmıyor.
Tüm halkımızı genç devrimci yoldaşımız ile dayanışmaya çağırıyoruz.
Ömer Aksu’nun Mektup adresini sizler ile paylaşıyoruz. Kayseri Bünyan Çocuk ve Gençlik Kapalı Cezaevi B-14 Ömer Aksu
Ömer Aksu.
16 Yaşında, Kayseri Bünyan Çocuk Kapalı Hapishanesinde 8 Temmuz’dan bu yana tek başına tutuklu ve ortak alanda kalmaktadır!
Tuvalete gitmek için dahi gardiyanlardan izin almak zorunda bırakılıyor, kaldığı yerdeki ışık 7 gün 24 saat kapatılmıyor.
Tüm halkımızı genç devrimci yoldaşımız ile dayanışmaya çağırıyoruz.
Ömer Aksu’nun Mektup adresini sizler ile paylaşıyoruz.
Kayseri Bünyan Çocuk ve Gençlik Kapalı Cezaevi
B-14 Ömer Aksu
Ömer Aksu.
16 Yaşında, Kayseri Bünyan Çocuk Kapalı Hapishanesinde 8 Temmuz’dan bu yana tek başına tutuklu ve ortak alanda kalmaktadır!
Tuvalete gitmek için dahi gardiyanlardan izin almak zorunda bırakılıyor, kaldığı yerdeki ışık 7 gün 24 saat kapatılmıyor.
Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan kişilere bile uygulanmayan bu koşullar, 16 yaşındaki genç bir devrimciye uygulanmaktadır.
Havalandırma hakkı gardiyanlar tarafından gasp edilmektedir.
Ailesi tarafından yollanan kitaplar haftalardır kendisine teslim edilmemektedir.
Suruç’ta karanlığa karşı aydınlığı savunan 33 düş yolcumuzu katledildikleri yerde ve mezarları başında saygı ve özlemle andık.
Onların düşlerini bu topraklarda gerçeğe dönüştürene kadar mücadelemiz sürecek. Eşit, özgür, demokratik ve barış içinde bir yaşam için anılarına bağlı kalacağımızın sözünü yineliyoruz.
20 Temmuz 2015’te Suruç’ta, Kobani’nin yaralarını sarmak ve barış köprüsü kurmak isterken insanlık düşmanı güçler tarafından bizden koparılan 33 düş yolcusu yoldaşımızı büyük bir özlem ve saygıyla anıyoruz. Katliamın karanlıkta bırakılmasına, gerçek sorumluların korunmasına ve adalet talebimizin engellenmesine asla izin vermeyeceğiz.
Bu topraklarda adalet ve barış sağlanana kadar mücadelemiz sürecek. Onların yarım kalan düşünü gerçeğe dönüştürmek, eşit ve özgür bir gelecek kurmak boynumuzun borcudur.
Onurlu bir yaşam ve insanlığın ortak değerleri için kurulan hiçbir düş yarım kalmayacak!
19 Temmuz 2012’de inkara, zulme ve karanlığa karşı alevlenen Rojava Devrimi bugün 14’üncü yılında dünyanın bütün ezilenlerine umut ışığı olmaya devam ediyor.
Rojava Devrimi Ortadoğu’da tekçi, kadın düşmanı, halkları ve inançları hapsetmeye çalışan tüm anlayışları yenerek sadece Ortadoğu’ya değil bütün dünyaya Üçüncü Yol’un mümkün olduğunu göstermiştir ve büyümeye devam edecektir.
14’üncü yılında canlarını feda ederek karanlığı yırtan değerlerimizi saygıyla anıyor anılarına olan sarsılmaz bağlılığımızı tekrar ediyoruz. Rojava Devrimi dünyanın bütün halklarına bir kez daha kutlu olsun.
Şoreşa Rojava di 19ê Tîrmeha 2012an de li dijî înkar, zilm û tariyê geş bû. Îro di salvegera xwe de ji bo hemû bindestên cîhanê wekî ronahiya hêviyê hîn jî diçûrise.
Şoreşa Rojava li Rojhilata Navîn hemû hişmendiyên yekperest, dijminahiya jinan û zihniyetên ku hewl didin gel û baweriyan dîl bigirin têk bir û ne tenê ji bo Rojhilata Navîn, ji bo hemû cîhanê nîşan da ku Rêya Sêyemîn mumkin e.
Di sala 14an de, em nirxên xwe yên ku canê xwe feda kirin û tarîtî parçe kirin bi rêzdarî bi bîr tînin û dilsoziya xwe ya qewîn dubare dikin. Şoreşa Rojava li hemû gelên cîhanê careke din pîroz be.
Bijî Şoreşa Rojava
Jin Jiyan Azadî
Şorişê Rojava 19ê Temûza 2012yî de vera înkar, zulm û tarîye de geş bî. Ewro serrgêra xo de seba pêro bindestên cîhanî sey roşna omide hîna zî çirisêna.
Şorişê Rojava Rojhelato Mîyanên de hişmendîyê ke tekperest ê, dişmenê cinîyan ê û wazenê şaran û bawerîyan hepis bikerê bin vistî. Tena seba Rojhelato Mîyanên ney, seba temamê cîhanî mojna ke Raya Hîrêyine mimkin a.
Serra xo ya 14ine de, ma nirxê xo yê ke canê xo feda kerdî û tarîye fetisnaye, bi hurmet yad kenê û girêdayebîyayîşê xo reyna anê ziwan. Şorişê Rojava seba pêro şaranê cîhanî pîroz bo.
Weş bo Şorişê Rojava
Cinîye Cuye Azadîye
Hatimoğulları: Tarım ülkesi olan Türkiye geçmiş dönemde tarım ihracatında ilk 9 ülke içinde yer alırken, şimdi hububata bağımlı bir ülke pozisyonuna geldik.
AKP iktidarına sesleniyoruz; tarımı tüketen, bitiren ve bizi dışa bağımlı hale getiren politikalardan derhal vazgeçin.
“Bizler yaşamı uğruna ölecek kadar çok seviyoruz”, “Mezar taşıma halkına borçlu gitti diye yazın” diyerek devrimciliğin, adanmışlığın ve insan olmanın ahlaki ölçüsü oldu Onlar.
14 Temmuz 1982 tarihinde 12 Eylül darbecilerinin zulmüna karşı Diyarbakır zindanında direnen ve boyun eğmeyen Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek şahsında yaşamını yitirenleri saygı ve minnetle anıyoruz.
Şehirlerden ve mahallelerden devlet eli ile devrimci ve sosyalistlerin yok edilmesinin bedelini bugün tüm ülke ödemektedir. Son olarak şehrimiz de gerçekleşen çocuğa yapılan işkence ile ilgili Kayseri Dem Parti İl Örgütü olarak suç duyurusunda bulunacağımızı beyan ederiz.
Dün basına yansıyan, Süleymancılar tarikat yurdunda bir çocuğa yapılan işkence haberini öfke ile okuduk. Dinci gericiliğe geçit verilmesi, bu yurtların ve tarikatların çoğalması ve doğası gereği bu şekilde işkenceci, çocuk istismarcısı, kadın istismarcısı yapılara geçit veren. +
Akp hükümeti ve onun ağa babalarıdır, dün fetullahcılar, bugün süleymancılar, isimler değişiyor ancak dinci gericilik ve muhtevası aynı kalıyor. İşkenceci, sapık, dinci gericiliğe karşı bilimsel sosyalizmi savunmaya devam edeceğiz.