Süleyman Soylu döneminde denetimine başlanan Ahbap’ın Ali Yerlikaya döneminde aklandığı ortaya çıktı.
Bugün ortaya çıkan hesap hareketleri, o denetimin nasıl olumlu sonuçlandırıldığı konusundan soru işaretleri yaratıyor.
👇🏻
https://t.co/LUAdDquWHg
Ayşegül Doğan: İmralı Heyeti neden 40 gündür Sayın Öcalan ile görüşmüyor?
Parti Sözcümüz Ayşegül Doğan, yaptığı basın toplantısında güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
https://t.co/1ZljyhpE5O
Yaşamını demokrasi, eşitlik, özgürlük ve birlikte yaşam mücadelesine adayan; bu nedenle tutsak edilen, işkence gören usta şair Ahmet Telli’nin yaşamını yitirmesinin derin üzüntüsünü yaşıyoruz.
Dizelere her bir kelimesiyle hayat veren Ahmet Telli, bu coğrafyada yaşananların hem sanığı hem de tanığı oldu.
Ahmet Telli dizelerinde acıyı umuda, direnişi yaşama, yalnızlığı dayanışmaya dönüştüren; bu toprakların acısını, mutluluğunu, direnişini ve umudunu sözcüklere döken güçlü bir şairdi. Hayatı boyunca hakikat, ezilenler ve demokrasi için mücadele etti.
Özlemini kelimelere döktüğün seherin sıyrılıp gelmesi yakındır sevgili Ahmet Telli. Hoşça kal…
Buna diyecek hiç bir şeyim olmaz. Kürtleri savunmak için Kürt olmak gerekmez, Müslüman ahlakını önemsemek de kimseyi İslamcı yapmaz. Beni tanıyan herkes, malla makamla işim olmadığını, gözümü kırpmadan inandığım değerler için her konumu terkedebildiğimi bilir.
Tam kırk yıldır muhabirlikten başlayıp gazeteciliğin her mevkisinde çalıştım ama mesleğin bu düzeye inmesine hiç tanıklık etmedim. Siyasetteki seviyesizleşme, medyadaki çürüme ile birbirini besliyor. Ben hayatımın hiç bir aşamasında hiç bir tercihimi makam koltuk beklentisiyle şekillendirmedim. Tanımadığınız, anlayamadığınız herkese kimlik yaftalamadan önce, beni arayıp sorsaydınız "melameti" düşüncesine kıymet verdiğimi öğrenirdiniz.Yani birinci ilkemiz, kınayıcıların kanamasını önemsemez bildiğimizi söyleriz. İkincisi ise, emekle alınteriyle kazanılan dışında avantayla beslenen hiç bir ilişkiye girmeyiz.
Cumhuriyet gazetesinin düşürüldüğü yer gerçekten üzücü...!
Mahkeme salonlarında da söyledim bugün buradan bir kez daha ilan ediyorum:
Topyekün halk ayaklanması çığırtkanlığı yaparak bu partinin öz evlatlarını birbirine düşman etmek isteyenler bilsin ki; o kirli emellere asla geçit vermeyeceğiz! İç karışıklık yaratma çabaları, sadece dış müdahale heveslilerine zemin hazırlar. Biz bu oyunu bozarız!
Şimdi kavga değil, omuz omuza durma vaktidir. Bütün yol arkadaşlarımı, bu köklü çınarın evlatlarını sükunete ve akla davet ediyorum.
Gün, baba ocağına sahip çıkma günüdür! Tüm partililerimizi, ve yüreği bu ülke için çarpan her bir yurttaşımızı, saat 14.00’te omuz omuza bir grup toplantısı gerçekleştirmek üzere Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezimize, yani Baba Ocağımıza çağırıyorum.
Biz biriz ve birlikteyiz.
Bazı sosyal medya mecralarında ve internet haber sitelerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel merkezdeki odasından, Gezi Direnişi tablosunun kaldırıldığı yönünde asılsız iddialar yer almaktadır. Kamuoyunu yanıltmaya yönelik bu haberlerin aksine, olayın gerçek gelişimi tamamen farklıdır.
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkanlığı döneminde, makam odasının ilgili kısmında, engelli ressam Muhammet Yalçın tarafından kendisine bizzat hediye edilen özel bir tablo yer almaktaydı. Gezi Direnişi tablosu, Sayın Özgür Özel’in çalışma arkadaşları tarafından Genel Merkez odası boşaltıldığında duvardan kaldırılmış ve götürülmüştür. Duvarda boş kalan kısma ise daha önceden orada asılı olan engelli ressam Muhammet Yalçın’ın hediyesi eski tablo yeniden asılmıştır.
Kamuoyunun bilgisine saygıyla sunulur.
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nu düşkün ilan eden sözde "dedeler" kimdir? Böyle dedeler varsa şayet geleneğin hangi kaidesine göre hareket ediyorlar? Kendisi de bir seyit olan Kılıçdaroğlu'nu hangi huzurda ya da neye göre dâra tuttular? ALEVİLİK, kimsenin şahsi çıkarlarına göre hareket edeceği bir yol değildir. O nedenle bu inancı belirli ideolojik tutum ve şahsi çıkarlarına göre kullananlar da Hakk'ın huzurundaki ULU DİVAN'da bu hoyratlıklarının hesabını elbet verirler.
Bu tahammülsüzlük, demokrasi tutarlılığı noktasındaki durumu da göstermeye yetiyor. "Kendine demokrat" pozisyonu sadece mağduriyete dayalı demokratlıktır. Oysa önemli olan güçlü olduğunuz yerde nasıl tavır aldığınızdır.
Ben doksanlı yıllardan beri, her iktidar gibi bugünkü iktidara da aynı yalınlıkta söylüyorum. Yozlaşma, çürüme parti polemiğinin ötesinde, siyasete olan güveni, toplumu bitirir. Ama muhalefet kirlenirse iktidara söylemek anlamını yitirir.
Ayıp ! Gericiliğin daniskası. Acıları yeniden tazelemek, nefret tohumları ekmek Atatükçülük mü ?
Özgür Özel'i ya da Ekrem İmamoğlu'nu desteklemek bir tercihtir ama bu, kimseye toplumun bir kısmına nefret kusma hakkı vermez.
Hırsızlığı, yolsuzluğu örtmek, halının altına süpürmek, koruyup kollamak suç ortaklığıdır. Dokunulmazlık ifade özgürlüğü yani kürsü dokunulmazlığı üzerine bina edilmelidir. Suç işleme özgürlüğü ve ayrıcalığı kimse için olmamalıdır.Siyasi mesajlar dışındaki fezlekeler karşısında takınacağı tavır, herkesin bu konudaki duyarlılık düzeyini gösterir.
Pos ya da dudak üstü bıyık, İranlılar ve Kürtlerde önemli bir kültürel gelenek olup Alevilikte de "sırrın faş edilmemesi ve diline sahip olmak manasına" gelir. Özgür Özel'in Atakan Söylemez şahsında ifade ettikleri ad hominem bir yakışıksızlık olmakla beraber söz konusu halklara karşı da büyük bir ayıptır.
Bütün düğmelere basmadan öğrenme süreci tamamlanmayacak ! Ya partiyi kapatın, kimseye yar olmasın, ya da bizim dişimize göre kayyum atayın Kılıçdaroğlu olmasın...!
Kimseden bir koltuk beklentim yok.Muhalefeti defolu bir ülkede iktidar içindeki çürüme ile mücadele edemezsiniz."Onlar kalksın yerlerine biz oturalım" beklentisini aşamayan bir siyasetle ne anlamlı değişim olur, ne sağlıklı dönüşüm. Hesap vermek istemiyorsanız, kimseden hesap soramazsınız.