HADEP’in 2002’de Diyarbakır’da düzenlediği Newroz etkinliğinde, Sezen Aksu’nun vokalinde yer alan ve “belki şehre bir film gelir” kısmında gözyaşlarını tutamayan Zeynep Casalini, 24 yıl sonra bu kez DEM Parti’nin Diyarbakır’da düzenleyeceği Newroz kutlamasına katılıyor.
Diğer sanatçı:
Agirê Jiyan
Konuşmacılar:
•Tuncer Bakırhan
•Çetin Arkaş
•Veysi Aktaş
•Leyla Zana
•Ayla Akat Ata
Amin Maalouf Ortadoğu insanını şöyle tanımlar:
“Her şeye üzülen ama hiçbir şeyle ilgilenmeyen insanlar. Bir dinleri olduğu için ahlâka ihtiyaçları kalmamış gibi davranırlar. Devamlı söylenirler ama çözüm bulmazlar, sadece şikayet etmek için yıllarca söylenirler.”
Giriş: Maalouf’un aynası, Türkiye’nin gölgesi
Amin Maalouf’un Ortadoğu insanına dair tespiti—“her şeye üzülen ama hiçbir şeyle ilgilenmeyen, dinleri olduğu için ahlâka ihtiyaçları kalmamış gibi davranan, yıllarca şikâyet edip çözüm üretmeyen insanlar”—yalnızca bir kültürel karikatür değil, tarihsel kırılmaların, siyasal yapıların ve zihniyet dünyasının yoğunlaştırılmış bir eleştirisidir. Maalouf’un romanları ve denemeleri, Ortadoğu’nun trajedisini hem içeriden hem de mesafeli bir bilinçle okuyan metinler olarak bu eleştiriyi sürekli yeniden üretir.
Bu çerçeveyi Atatürk Türkiyesi’nin modernleşme ufku, Türk milliyetçiliğinin geçirdiği dönüşümler ve bugünün Türkiye’sinde siyasal İslam eksenli sosyo‑politik dönüşümle birlikte düşündüğümüzde, ortaya yalnızca “Ortadoğululaşma” tartışmasını değil, aynı zamanda “nasıl bir Türkiye tahayyül ediyoruz?” sorusunu da içeren daha derin bir tablo çıkar.
1. Tarihsel kırılmalar: İmparatorluktan kırılgan modernliğe
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş, yalnızca rejim değişikliği değil, zihniyet devrimi iddiasıydı. İmparatorluk sonrası Ortadoğu coğrafyasında ortaya çıkan birçok devlet, sömürgeci mandalar, yapay sınırlar ve kırılgan kurumlar üzerinden şekillenirken, Türkiye farklı bir yol denedi: ulus-devlet, laik hukuk, yurttaşlık ve merkezi modernleşme.
Ne var ki bu modernleşme süreci üç büyük kırılma dalgası yaşadı:
Tek parti–çok parti geçişi (1946 sonrası): Modernleşme projesi, halkla kurduğu mesafeyi kapatamadan çok partili hayata geçti; din, hızla siyasal mobilizasyon aracı hâline geldi.
Soğuk Savaş ve 1980 sonrası: Devlet, komünizmle mücadele adına “Türk‑İslam sentezi”ni ideolojik çimento olarak benimsedi; bu, laik modernleşme ile siyasal İslam arasında yeni bir melez alan açtı.
2000’ler ve sonrası: Siyasal İslam, ilk kez merkezî iktidar pratiği hâline gelerek, devletin dilini, kurumlarını ve toplumsal tahayyülünü dönüştürmeye başladı.
Bu kırılmalar, Atatürk’ün rasyonalist, seküler ve yurttaş temelli modernleşme ufkunu, giderek daha fazla kimlikçi, duygusal ve din referanslı bir siyasal dile doğru itti.
2. Atatürk modernleşmesinin felsefî temeli: Aklın, yurttaşın ve ahlâkın özerkliği
Atatürk modernleşmesinin felsefî omurgası, birkaç temel ilke etrafında okunabilir:
Aklın özerkliği: Bilginin kaynağı vahiy değil, insan aklı ve bilimsel yöntemdir. Bu, ahlâkın da din dışı bir temele oturtulabileceği anlamına gelir.
Yurttaşlık: Osmanlı tebaasından farklı olarak, hukuk önünde eşit, hak ve sorumluluk sahibi birey fikri.
Laiklik: Din ile devlet işlerinin ayrılması değil yalnızca; aynı zamanda ahlâkın dinî otoriteden bağımsızlaşması.
Evrenselcilik: Ulusal bağımsızlık ile evrensel uygarlık ideali arasında kurulan köprü.
Bu çerçevede Atatürk Türkiyesi, Maalouf’un eleştirdiği Ortadoğu zihniyetinin tam karşısında konumlanır:
Dinî aidiyetin ahlâkın yerine geçmesine değil, ahlâkın aklî ve toplumsal temellere oturmasına vurgu yapar.
3. Türk milliyetçiliği ekseninde kayma: Yurttaşlıktan kimlikçiliğe
Cumhuriyet’in erken döneminde Türk milliyetçiliği, teorik düzeyde kültürel ve siyasal bir milliyetçilik olarak kurgulandı:
Türk, etnik kökenden çok, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halka verilen ad”dı.
Zamanla üç önemli kayma yaşandı:
Etnik daralma: Milliyetçilik, kapsayıcı yurttaşlık zemininden uzaklaşıp etnik vurgusu ağır basan bir dile kaydı.
Dinsel eklemlenme: 1980 sonrası “Türk‑İslam sentezi” ile milliyetçilik, İslamî referanslarla harmanlandı; “Türklük” ile “Müslümanlık” neredeyse eşitlenir hâle geldi.
Duygusal siyaset: Milliyetçilik, rasyonel bir yurttaşlık projesinden çok, duygusal mobilizasyon aracı olarak kullanılmaya başlandı.
Bu kayma, Maalouf’un eleştirdiği “her şeye üzülen ama hiçbir şeyle ilgilenmeyen” zihniyetle tehlikeli bir kesişim üretir:
Sürekli “dış güçler”, “bizi bölmek isteyenler”, “bizi kıskananlar” söylemiyle beslenen bir milliyetçilik, sorumluluğu içerden dışarıya ihraç eden bir psikoloji üretir.
4. Bugünün Türkiye’si: Siyasal İslam, Ortadoğululaşma ve sosyo‑politik dönüşüm
Son yirmi yılda Türkiye’de siyasal İslam eksenli dönüşüm, üç düzlemde okunabilir:
a) Kurumsal düzlem: Hukuk devleti ve rasyonel bürokrasinin aşınması
Laik hukuk düzeninin yerini giderek daha fazla normatif dinî referanslara açık, kişiselleşmiş ve keyfileşmiş bir karar alma pratiği almaya başladı. Bu, Ortadoğu’daki birçok rejimde görülen “hukukun üstünde siyasal irade” modeline benzer bir yapı üretir.
b) Toplumsal düzlem: Dinin kamusal alanda araçsallaşması
Din, bireysel inanç alanından çıkarılıp:
eğitim politikalarında,
kültürel alanda,
medya dilinde,
gündelik yaşam normlarında
belirleyici bir siyasal araç hâline getirildi. Bu, Maalouf’un “dinleri olduğu için ahlâka ihtiyaçları kalmamış gibi davranırlar” cümlesini hatırlatacak biçimde, ahlâkın yerini dinî sembollerin aldığı bir yüzeyselleşme riski doğurur.
c) Siyaset dili: Şikâyet, mağduriyet ve duygusal mobilizasyon
Siyasal İslam’ın Türkiye’deki söylemi, uzun süre “mağduriyet” ve “dış güçler” ekseninde kuruldu. Bu söylem:
sorumluluğu dışarıya atarak,
iç eleştiriyi “ihanet” ya da “düşmanlık”la özdeşleştirerek,
rasyonel tartışma yerine duygusal kutuplaşmayı besleyerek
Maalouf’un tarif ettiği “sürekli söylenip çözüm üretmeyen” zihniyetle yapısal bir akrabalık kurar.
5. Ortadoğululaşma tartışması: Coğrafya değil, zihniyet meselesi
“Türkiye Ortadoğululaşıyor” cümlesi, coğrafi bir kaymayı değil, zihniyet ve kurumlar düzeyinde bir dönüşümü anlatmak için kullanılıyor. Bu dönüşümün bazı göstergeleri:
Kurumsal rasyonelliğin yerini kişisel sadakat ilişkilerinin alması,
Hukukun öngörülebilirliğinin zayıflaması,
Dış politikanın ilkesel değil, duygusal ve kimlikçi eksende yürütülmesi,
Eğitim sisteminin eleştirel düşünce yerine dogmatik kalıpları beslemesi,
Toplumsal tartışmanın yerini sosyal medya üzerinden linç, kutuplaşma ve sloganların alması.
Bu tablo, Maalouf’un Ortadoğu için çizdiği çerçeveyle ürkütücü biçimde örtüşen bir risk alanı yaratır:
Her şeye üzülen, herkese kızan, ama hiçbir şeyi değiştirmek için rasyonel ve kolektif bir irade üretemeyen toplum.
6. Atatürk Türkiyesi’nin ışığında bugünün muhasebesi
Atatürk modernleşmesi, tüm eksiklerine rağmen, üç kritik iddia taşırdı:
Ahlâkın kaynağı yalnızca din değil, akıl ve toplumsal sorumluluktur.
Yurttaş, tebaa değil; hak ve sorumluluk sahibi öznedir.
Devlet, kutsal değil; denetlenebilir bir kamusal aygıttır.
Bugün Türkiye’de yaşanan sosyo‑politik dönüşüm, bu üç iddianın da aşındığı bir zemine işaret ediyor. Siyasal İslam’ın icraatları, dinî sembolleri güçlendirmiş olabilir; fakat ahlâkî sorumluluğu, kurumsal rasyonaliteyi ve yurttaşlık bilincini güçlendirdiği pek söylenemez.
Maalouf’un Ortadoğu insanına dair eleştirisi, bu noktada bir uyarı cümlesi gibi okunabilir:
Eğer din, ahlâkın yerine geçerse;
eğer şikâyet, siyasetin yerine geçerse;
eğer duygusal tepki, rasyonel eylemin yerine geçerse;
coğrafya ne derse desin, zihniyet Ortadoğu’dur.
Atatürk Türkiyesi ile bugünün Türkiye’si arasındaki gerilim tam da burada düğümleniyor:
Bir yanda akıl, yurttaşlık ve laik ahlâk;
diğer yanda kimlik, duygusal siyaset ve dinin araçsallaştırılması.
ÇELİK
Kaynakça
Amin Maalouf, Çivisi Çıkmış Dünya.
Amin Maalouf, Ölümcül Kimlikler.
Edward Said, Oryantalizm.
Albert Hourani, A History of the Arab Peoples.
Sami Zubaida, Islam, the People and the State.
Timur Kuran, The Long Divergence.
Lisa Anderson, The State and Social Transformation in the Middle East.
Bernard Lewis, The Middle East: A Brief History of the Last 2000 Years.
Feroz Ahmad, Modern Türkiye’nin Oluşumu.
Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi.
Şerif Mardin, Din ve İdeoloji.
Mete Tunçay, Türkiye’de Siyasal Gelişmeler.
Türkiye'nin desteklediği Sözde Cihatçı Örgütlerin Suriye'deki Gerçek Yüzü!
🎭 1. Bir Türk-İslamcı yazarın "Suriye'deki Rojava karşıtı örgütler içinde Kürt Mücahitler Gördüm" İddiası!
Türkçü Kenan Alpay'ın söylemi: "HTŞ, DAEŞ, SMO v.s. örgütlerin saflarında Kürt mücahitler gördüm, onlarla çay içtim, onlar Allah rızası için, İslam dini için oradaydı, demek ki HTŞ, DAEŞ ve SMO'nun amaç Kürt düşmanlığı değil, cihattır... Suriye'deki mücadele Kürt kimliği ve halkına karşı bir mücadele değil. Kürt toplumunu inatla dinsizleştirmeye çalışan PKK-PYD'ye karşı bir mücadeledir." iddiası!
Cevap:
Her millette işbirlikçi olur. Nazi Almanyası'nda da Yahudi işbirlikçiler (Judenrat) vardı - bu Holokost'u yani soykırmı meşru mu kıldı? Fransa'da da Nazilerle işbirliği yapan Fransızlar vardı - bu Fransa'nın işgalini haklı mı çıkardı? Birkaç Kürdün cihatçı gruplarla işbirliği yapması, 60 milyon Kürdün haklarını, topraklarını ve özgürlük mücadelesini geçersiz kılmaz.
Kritik Sorular:
O "mücahitler" hangi bayrak altında savaşıyor? Kürt bayrağı mı? Kürt kimliğiyle mi? Hayır.
Kürtçe haklarını savunuyorlar mı? Yüzde 98'i Kürt olan Afrin kentinde Kürtçe'yi yasaklayanlar, YPG'nin uyguladığı Kürtçe eğitimi yasaklayıp yerine Türkçe'yi getirerek Kürt ulusunun dilini yok oluşa sürükleyenler onlar.
Sizin bu sözde mücahitleriniz Kürt topraklarını koruyorlar mı? Kürt kent ve köylerini etnik temizlikle Araplara ve Türkmenlere veren onlar. Onlar Kürt olarak değil, sizin projenizin paralı askeri olarak oradalar. Kendi milletine ihanet eden her toplumda vardır. Buna "kardeşlik" değil, hainlik denir.
💣 2. "Hedef Kürtler Değil, PKK/YPG" Yalanını Çürüten SOMUT KANITLAR
Onların İddiası: "Mücadele Kürtlere karşı değil, PKK/YPG'ye karşı"
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Kendi Sözleri:
"Kuzey Suriye'de (Rojava) siviller için işletilen tüm altyapı, baraj, su depoları, buğday depoları ve enerji tesisleri güvenlik güçlerimizin meşru hedeftir."
Bombalanan Sivil Altyapılar (Belgelenmiş):
🌾 Halkın, çocukların gıda ihtiyacını sağlayan Buğday Depoları ve Silolar:
10 Ocak 2025: Bozanê (Ain Issa) ve Sirin yakınlarındaki iki tahıl deposu bombalandı.
21 Aralık 2024: Kobanî'deki tahıl merkezi drone ile vuruldu.
Ocak 2024: SDG açıkça belgeledi: "Türk saldırıları tahıl depolama tesislerini ve siloları hedef aldı".
🏥 Hastaneler ve Sağlık Tesisleri:
Ekim 2023: Derik'teki COVID-19 hastanesi tamamen yıkıldı.
Ekim 2023: Tel Rifaat Hastanesi büyük yıkıma uğradı, 4 kişi yaralandı.
Ekim 2023: Kobanî'deki Ekur Hastanesi (Doğum Evi) tamamen tahrip edildi.
Ocak 2024: Kobanî'deki Mishtaneur sağlık merkezi kullanılamaz hale getirildi.
Ocak 2024: Diyaliz hastanesi ve tıbbi oksijen fabrikası vuruldu.
Ocak 2025: Sınır Tanımayan Doktorlar hastanesi saldırıya uğradı: 8 ölü, düzinelerce yaralı.
Aralık 2024: Menbic'te 9 sağlık tesisi tahrip edildi, 3 Kürt Kızılayı ambulansı Türkiye destekli sözde mücahitler tarafından çalındı.
⚡ Elektrik ve Enerji Tesisleri:
10 Aralık 2024: Tişrin Barajı elektrik jeneratörleri drone ile imha edildi - 413.000 kişi elektriksiz ve susuz kaldı
Ekim 2023: 18 su pompa istasyonu ve 11 enerji santrali yıkıldı.
Ocak 2024: Bozanê'deki (Ain Issa) enerji santrali vuruldu.
Al-Sweidiya gaz ve enerji tesisi defalarca hedef alındı.
Sonuç: 11 kasaba ve 2.750 köyde yaşayan 1 milyondan fazla insan elektriksiz kaldı
💧 Su Altyapısı:
Alouk su istasyonu: 1 milyondan fazla insana hizmet veren tesis Ekim 2023'ten beri çalışmıyor.
2 Şubat 2025: Kobanî'nin TEK su istasyonu bombalandı - 200.000 kişi temiz sudan mahrum
Milyonlarca insan güvenli suya erişimini kaybetti
🏫 Okullar:
Ekim 2023: 48 okul tamamen yıkıldı.
10.000'den fazla çocuk okula gidemez hale geldi.
Kuzey ve Doğu Suriye Eğitim Bakanlığı, altyapı hasarı nedeniyle 2023'ün geri kalanında okulları kapatmak zorunda kaldı.
Soru:
Buğday mı terörist? Hastane mi terörist? Okul mu terörist? Su mu terörist?Bu, sivilleri hedef almaktır.
Sivil altyapıyı yok etmek BM Cenevre Sözleşmesi'nin açık ihlali ve savaş suçudur.
🏳️ 3. Afrin'de Kürtçe Yasağı: "Kardeşlik" Yalanının Kanıtı.
Onların İddiası: "Kürtlerle kardeşiz, haklarımız eşit"
Gerçekler:
Efrîn (Afrin), %98 Kürt nüfuslu bir kentti. Kürtçe, Arapça ile birlikte eğitim diliydi. Türkiye destekli güçler girince ne yaptılar?
✅ Kürtçe eğitimi yasakladılar
✅ Yerine Türkçe koydular
✅ Kürt yer isimlerini değiştirdiler
✅ Kürt mülklerini el koydular
✅ Demografik yapıyı değiştirmek için Arap ve Türkmen nüfusu yerleştirdiler
✅ Kürtleri evlerinden çıkarıp sokağa attılar, o sözde mücahit aileleri yerleştirildi.
✅ Şam'ı ele geçirdiklerinden Efrinden gidenler ailelere ''Biz para yani haraç vermezseniz evi yıkarız'' dediler. Para bulamayanların evlerini yıkıp gittiler. Kapı ve pencereleri bile götürdüler.
Soru:
%98'i Kürt olan bir şehirde Kürtçe'yi yasaklayıp Türkçe'yi dayatmak hangi "kardeşlik"? Esad'dan daha mı "İslami"siniz?
☪️ 4. "İslam İçin Cihat" Yalanı
Onların İddiası: "Allah rızası için savaşıyorlar"
Gerçekler:
Eğer amaç "İslam için cihat" ise: İsrail'e neden tek kurşun sıkmadınız?
✅ Golan Tepeleri'ni verdiler
✅ Şam'a kadar olan bölgeleri verdiler
✅ Masa başında imza attılar
✅ Tek bir çatışma bile olmadı
Ama Kürt bölgelerine girdiklerinde:
❌ 14-15 yaşındaki kız çocuklarına tecavüz ettiler
❌ Evleri yağmaladılar
❌ Zeytinlikleri çaldılar
❌ Tavukları bile çaldılar
❌ Sivilleri öldürdüler
❌ Hastaneleri bombaladılar
❌ Okulları yıktılar
Soru:
Hangi İslam bu?
Güçlü İsrail devletine toprak veren, ama zayıf ve mazlum Müslüman Kürt çocuklarına tecavüz eden "mücahitler" hangi dinin temsilcisi? Bu "cihat" değil, Kürt soykırımı projesidir. İslam kılıfı sadece bir maskedir.
🏛️ 5. "Suriye ARAP Cumhuriyeti" Çelişkisi
Onların İddiası: "Herkes eşit, kardeşiz, etnik ayrım yok"
Cevap:
Peki neden:Devletin adı "Suriye ARAP Cumhuriyeti"?
Kürtler, Süryaniler, Türkmenler, Ermeniler de orada yaşıyor.
Ama devlet ismi sadece BİR etnisiteyi temsil ediyor.
Eğer "İslam kardeşliği" diyorsanız, neden "Suriye İslam Cumhuriyeti" değil? Çünkü bu hareketin gerçek amacı Arap milliyetçiliği + Türk emperyalizmi'dir. İslam sadece kullanılan bir araçtır. Türk devleti ''Kürtler, hiç bir hak elde etmesin de ne olursa olsun'' siyaseti gidiyor.
🧬 6. "Ben Türk'üm, Siz Kardeşimsiniz" Yalanı!
Cevap:
Sen DNA testi yaptır. Büyük ihtimalle:Rum 🇬🇷
Ermeni 🇦🇲
Kürt ☀️
Laz ☸️
Gürcü 🇬🇪
Süryani 🦅
veya bunların karışımı çıkacaksın!
Anadolu'da "saf Türk" diye bir şey yok. Osmanlı, işgal ettiği halkları asimile etti - dillerini, dinlerini, isimlerini değiştirdi. Sen aslını inkâr eden bir haramzadesin. Ve şimdi aynı şeyi Kürtlere yapmaya çalışıyorsun:
Türkçülük adına "Müslüman kardeşim" diyerek kimliklerini silmeye. Ama Kürtler anasını babasını - yani özünü - satmayacak. Kürt, Kürt olarak kalacak. Bu sizin çok zorlarınıza gidiyor çünkü biz sizin gibi haramzade olmayı reddediyoruz!
SON SÖZ:
Tarih boyunca her işgalci, işgal ettiği halktan işbirlikçiler bulmuştur. Bu işgali meşrulaştırmaz - sadece işbirlikçilerin ahlaksızlığını gösterir. Sen o sözde "Kürt mücahitlerle" çay içerken, senin desteğinle Afrin'de onların "kardeşleri" Kürt kızlarına tecavüz ediyordu, Kobanî'de hastaneler bombalanıyordu, Serekanî'de buğday depoları yakılıyordu, Kürt çocuklar okullarına gidemiyordu. O çayın tadı nasıldı?
@bedelboseli