Tutuklular belli, vurguncular hani?
📌Fon vurgunu soruşturmasında 20 kişinin daha tutuklanmasıyla toplam tutuklu sayısı 85’e çıktı. Soruşturma derinleşirken, Cihan Sütşurup’un 639,4 milyon TL kârla fon kazancı sıralamasında 6’ncı olduğu öne sürüldü. İlk beş sıradaki isimler ise hâlâ bilinmiyor.
📌Dosyada para trafiğinin yanı sıra siyaset ve bürokrasi bağlantıları da tartışılıyor. Eski bakan Fatma Betül Sayan Kaya’nın 2,2 milyar TL’lik kazancı, bazı AKP’li isimler ve bürokratlarla ilgili iddialar gündemdeki yerini korurken, AKP’li Serkan Bayram da “Kim varsa bunun içinde temizlensin” çıkışı yaptı.
📌SPK’nin 131 fon için tasfiye süreci başlattığı dosyada yaklaşık 450 bin yatırımcının mağdur olduğu belirtiliyor. Buna rağmen kapalı Tera fonunda kazançlarını katlayan 12 kişinin kim olduğu, tasfiye edilen fonlardaki gerçek para miktarı ve siyasi bağlantıların nasıl inceleneceği hâlâ yanıt bekliyor.
Haberin tamamı: https://t.co/74U1i0c4yW
Altın Koza’da En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü alan Hazar Ergüçlü’yü yürekten kutluyorum.
Ödülü kadar, yaptığı samimi ve güçlü konuşma da hep hatırlanacak.
Sanat yalnızca alkış almak değil; görünmeyeni görünür kılmak, söylenmesi zor olanı söyleyebilmek ve topluma ayna tutmaktır.
İyi ki baskının, eşitsizliğin ve adaletsizliğin karşısında sözünü sakınmayan sanatçılarımız var. İyi ki!
Bir madenci kızı olarak Hazar Ergüçlü’ye selam yolluyorum.
Ödülü de sözü de çok kıymetli. 💜
Mehmet Şimşek'in yapması gereken Teftiş Kurulu'na havale etmek değil, soruşturma izni vermek. Dokuz ay önce Teftiş Kurulu'nu çalıştırmayanlar şimdi nasıl çalıştıracak?
İktidar medyasında Fatma Betül Sayan Kaya'nın nasıl gözden düştüğünü anlatarak sanki hak ettiği cezayı almış gibi bir hava yaratmaya çalışılıyor. Fatma Betül Sayan Kaya'nın yaptığı işlerin hepsi Sermaye Piyasası Kanunu'na göre hapis cezası gerektiren suçlar. Bu suçları muhalif bir siyasetçi işleseydi partisinin gözünden düşmesi yeterli olacak mıydı, yoksa anında şafak operasyonuyla gözaltına mı alınacaktı?
Burada hoplaya zıplaya gençleri yumruklayan şahıs kolluk ise acilen Emniyet Müdürlüğü ile Valilik’in açıklama yapması gerekir.
Bu montlu şahıs kolluk ise “orantılı müdahale” diyemezsiniz, dememelisiniz. Kolluk kendisini kanundan üstün sanmamalı, suç işlememeli!
Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş:
"Milletvekilleri, bütün bakanlar, hepsinin, hepimizin tüm mal varlığı, birinci dereceden akrabalarımızın tüm mal varlığı... Bunların hepsi araştırılsın ya, vatandaş bilsin bunları."
🩸Birileri hem cahil olup hem haksızca paraları cebe indirirken, birileri sırf arkasında malum dayıları olmadığı için ölüme teslim olur…
Ne çok hak yendi bu ülkede ve ne çok cana kıyıldı‼️
Kademeli emeklilik isteyenler kimsenin hakkını istemiyor.
Talep edilen; geçişler arasındaki büyük uçurumun ölçülü, hakkaniyetli ve sürdürülebilir bir sistemle giderilmesidir.
@EmadDernegi#KademeMeclisinişi
İmbat Madencilik'te yaşanan katliamın nasıl gerçekleştiğine ve sorumlulara dair sendikamızın açıklamasıdır.
Kimi Çalar; Kimiyse Hem Ağlar Hem Yaşar Hem Direnir
https://t.co/jYPnib857M
Sığamıyorum…
On iki metrekare.
Bir sağa yürüyorum, bir sola. Eskiden başım dönerdi, şimdi dönmüyor.
Çünkü buradan baktığımda gördüğüm dört duvar değil, memleket.
Bir emekli, "onuru için" canına kıymış. Şişli'de gencecik bir çocuk hayatına son vermiş. Biri onurunu, öbürü geleceğini kaybettiğine yanan iki insan. İki kuşak, iki çaresizlik.
Tarihimizde görülmemiş ölçekte bir yolsuzlukla, fonlarla soyulmuş. Siyaset de bunun tam ortasında kalmış ama asıl soru sorulmamış. Bu sistem nasıl kurulmuş, nasıl ayakta kalmış? Üç beş isim gözden çıkarılmış, arınıyoruz denmiş. Sanki böyle hesap sorulurmuş gibi...
Bir milyondan fazla sosyal medya hesabı kapatılmış. Gazeteciler, sanatçılar… Herkes bir torbaya atılmış ve susturulmuş.
Bir de susturulmaya bile gerek kalmadan susanlar… Hepsi aynı cümleye sığınmış. “Ben yalnızca kentime hizmet peşindeyim…” Doğrusu, hizmet korkunun kılıfı olmuş.
Oysa “Başıma bir şey gelmesin” diye susan insan her gün biraz daha eksildiğinin farkına bile varmamış.
Önce seslerinden, sonra yüzlerinden, en sonunda da onları oraya taşıyan insanların güveninden olduklarının… Gençleri suskun, umutsuz, geleceksiz bıraktıklarının…
Susmayanlarsa tutsak. Onlarla birlikte milletin iradesi de.
Sandıktan çıkan umut, seçilmeyenlerin eline geçmiş. Onlar da o koltukları anasının ak sütü gibi helal saymış. Vekil olduklarını çoktan unutmuş, sırtlarını yasladıkları duvarların kendilerini o koltuklara sığdıracağına inanmış.
Ve hiçbir duvarın ardına sığmayan o umut: Barış…
Bu toprakların belki de en önemli eşiği. Yüz yıllık bir yaranın kapanabileceğine dair bir ihtimal.
Bu eşiği iç cephe, ortak gelecek sözleriyle oyalamak… Sakızcı Memo'yu duymamak… Kürt'ü yok sayıp Kürt adına konuşmak… Hâlâ barışa inanan insanların umudunu bir yönetme aracına dönüştürmek…
Bu memleket bu umutsuzluğa sığar mı? Görmüyor musunuz, onu taşıyanlar yorgun ama vazgeçmiş değil.
Şimdi Meclis açıldı. Bu milletin en yüce temsil evi kapılarını yeniden açtı.
Zamanımızın en önemli sürecinin raporu da orada duruyor.
Yedinci madde. İmzalar.
Vekillerin, bütün siyasi partilerin imzasıyla millete verilmiş bir söz…
O söz hâlâ orada duruyor.
Siyaset ise hâlâ eski ezberlerin, eski kavgaların içinde çıkış arıyor.
Oysa camın öbür yanında kendine yer arayan koca bir kuşak bekliyor.
Peki camın iki yanı nasıl buluşacak? Dar ve eskimiş siyasetin ötesine nasıl geçeceğiz?
Belki önce bu memleketin hiçbirimizin tek başına taşıyamayacağı kadar büyük, hiçbirimizin dışında kalamayacağı kadar ortak olduğunu kabul ederek. Bu düzenin ne kadar çürüdüğünü söylemek artık yetmiyor çünkü. Çürüyeni anlatmak kolay. Mesele, yerine ne koyacağımızda.
Herkesin sığabileceği bir siyaset lazım bize.
Sandıktan çıkan iradenin kapıda bekletilmediği, gençlerin camı kırmadan içeri girebildiği, barışın bir vaat değil ortak bir gelecek olduğu, korkunun değil çokluğun konuştuğu bir siyaset.
Bu artık hepimiz için demokratik bir düzeni birlikte kurma meselesi. Ama böyle bir düzen kolay kurulmaz. Herkesin kendi mahallesinden, kendi partisinden, kendi ezberinden dışarı çıkmasını ister. Bize anlatılan her hikâyeye razı olmayan, sessizliği sağduyu sanmayan bir cesaret ister…
Kendi alanından çıkmaya korkanlar hâlâ aynı soruyu soruyor. Bu ülkenin çocuklarından, ortak geleceğinden önce ben ne olacağım, partim ne olacak…
Bilsinler ki tarih, bu ülke nefesini tutmuş beklerken siz neredeydiniz diye soracak.
Çünkü bu dönem hiçbir hesaba sığmayacak kadar ağır bir yük.
Ali'nin onurunun, Batuhan'ın yarım kalan hayatının,evlatlarımızın hasretinin, Meclis'e gelemeyen Can Atalay'ın, haksız yere tutuklu yargılanan seçilmişlerin ve bürokratların, barışın umuduyla bekleyen Kürt'ün, ortak gelecek sözüyle kandırılıp kandırılmadığını soran milyonların, ailelerimizin, küçük çocuklarımızın ve gerçekten ORTAK GELECEĞİMİZİN yükü…
Bu yük Meclis'in, bütün siyasetin, hepimizin omzunda.
Ya bu yükü kaldıracağız ya da hep birlikte bu meydandadara çıkacağız.
Emekli Tuğamiral Türker Ertürk,
yaşamı boyunca Türk Milletinin çıkarlarını savunmuş çok değerli bir vatanseverdir.
Biri 9 yıl, diğeri 3,5 yıl önce yapılmış iki konuşması nedeniyle şimdi hiç hak etmediği cezaevinde!
Duruşması #5Ekim’de.
En çok da bugünlerde desteğe ihtiyaç duyulur ve birlik olmak için bu kara günler her daim nedendir…
🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷
#türkerertürkeözgürlük
#türkerertürk
@Orsatramola
Yıl 1960, Antakya'nın bir köyü, annem 8 yaşında, muhtar köy meydanında oynayan annemi görüyor "seni okula yazdıracağız" diyor. "Babam izin vermez ki" diyor annem, "izin ne demek kanun böyle" diyerek dedemle konuşup ikna ediyor. 66 yıl sonra AKP Yüzyılında 2 milyona yakın çocuk eğitim sisteminin dışında. 66 yıl önce kapı kapı dolaşıp kız çocuklarını okula yazdıran, bir köyde kaç çocuk var, kaçı okula gidiyor kaçı gitmiyor tespit eden o Devlet bugün nerde? İktidarlar gelip geçer ama memleketin çocuklarının okumaması beka sorunudur.