Şeffaflık Okulu, Uluslararası Şeffaflık Derneğinin düzenlediği iki günlük çevrim içi bir eğitim programı. Bu yıl 17–18 Ekim 2026’da yapılacak. Katılımcılara katılım belgesi veriliyor; ancak resmî duyuruya göre başvuru üniversite ve yüksek lisans öğrencilerine açık.
https://t.co/P8CizeM5AC
Suç isnatlarının hangisinin sonunda kanıtlanacağından bağımsız olarak mevcut yönetim hukukun eşit ve tarafsız uygulandığına dair toplumsal güveni ortadan kaldırmış görünüyor. Adaletin kendisi kadar adalet görüntüsü de kaybolmuş durumda.
Muhalif siyasi aktör ve komedyen bakımından özgürlükten mahrum bırakma kolayca uygulanırken iktidarın üst düzeyindeki bir isim için önce kontrollü istifa ve mali tedbir tercih ediliyor. Üstelik bu farkı haklı gösterecek gerekçeler şeffaf biçimde açıklanmıyor.
Bu nedenle şu tespit oldukça sağlam:
Türkiye’de hukuk güvenliği, eşit uygulama ve yargının siyasi iktidardan bağımsızlığı konusunda ciddi ve yapısal bir sorun görüntüsü var.
Artık bunu bir hepimiz kabul edelim mi!?
Bu işlemlerin tamamen tesadüfi, olağan ve yalnızca başarılı yatırım sezgisiyle açıklanmış olmasını düşük ihtimal görüyorum. Kaya çiftinin en azından kamuya açık olmayan bir bilgi veya yönlendirmeden yararlanmış olabileceği ihtimalini güçlü buluyorum.
Beni bu noktaya getiren birleşim şu:
Yaklaşık 163 milyon TL’nin beş ay içinde 2,17 milyar TL’lik satış gelirine dönüşmesi,
İşlemin zaten SPK’nın manipülasyon tespit ettiği Özata hissesinde yapılması,
Satışların büyük çözülmeden hemen önce gerçekleşmesi,
İddiaların rakamlarla açıklanmasına rağmen açık ve belgeli bir yalanlama yapılmaması,
Hemen görevden çekilme ve ardından malvarlığı tedbiri uygulanması.
Bunların her biri tek başına masum biçimde açıklanabilir. Fakat hepsinin aynı dosyada toplanması tesadüf açıklamasını zayıflatıyor.
Yine de üç ayrı iddiayı ayırmak gerekir:
Şüpheli biçimde yüksek kazanç sağlamış olmaları:
Oldukça güçlü görünüyor.
Önceden bilgi alarak zamanında çıkmış olmaları:
Bence makul ve ciddi bir ihtimal.
Fiyatı yükselten manipülasyon ağını bizzat kurmuş veya yönetmiş olmaları:
Şu an bunu söylemek için yeterli kamuya açık delil yok.
Benim öngörüm, “hiçbir şeyden habersiz iki yatırımcıydılar ve inanılmaz biçimde şanslı çıktılar” yönünde değil. Daha olası senaryo, birileri tarafından yönlendirildikleri veya henüz kamuya açıklanmamış bir bilgiye eriştikleri.
Fakat aktif olarak manipülasyonu örgütleyen kişiler mi, sisteme sonradan dahil edilen ayrıcalıklı yatırımcılar mı olduklarını bilmiyoruz.
Ahlaki ve siyasi bakımdan ciddi bir uygunsuzluk çıkacağını düşünüyorum: ceza hukuku bakımından suçlu olduklarını ise ancak emir–iletişim–para zinciri ortaya konduğunda söyleyebiliriz.
En kritik kanıt; hisseleri tam olarak kimden aldıkları, yüksek fiyattan kime sattıkları ve satıştan önce kimlerle iletişim kurdukları olacaktır.
Neden ifade niteliğindeki bir eylemde en ağır koruma tedbiri uygulanırken milyarlarca liralık mali soruşturmada daha hafif tedbir yeterli görülüyor?
Bkz Deniz Göktaş
Bkz fon
Bilimsel açıdan sınırı
Jung’un eşzamanlılık örnekleri büyük ölçüde kişisel ve klinik anlatılara dayanıyordu; dolayısıyla kavramın ölçülmesi, yanlışlanması ve tekrarlanması zor olduğu için bilimsel bir yasa kabul edilmiyor.
Ayrıca insan zihni sonradan uyuşan sembolleri seçmeye yatkındır, burada doğrulama yanlılığı da bulunabilir.
Ama bu, deneyimin psikolojik anlamını geçersiz kılmaz.
Bir olay fiziksel olarak “evrenden gönderilmiş” olmak zorunda olmadan da insanın kendini anlamasında gerçek bir dönüşüm yaratabilir.
En kısa hâliyle Jung’un eşzamanlılığı şudur:
Dışarıdaki olay, içeridekinin nedeni değildir fakat tam o anda onun sembolü hâline gelir.
Jung’un meşhur örneği
Jung’un anlattığı vakada son derece akılcı ve psikolojik sürece kapalı bir danışanı, rüyasında altın renkli bir bok böceği görür. Tam bunu anlatırken pencereye böceğe benzeyen bir canlı çarpar. Jung onu yakalayıp danışanına gösterir.
Böceğin gelmesine rüya neden olmamıştır, rüya da böcek yüzünden görülmemiştir. Ancak ikisinin aynı anda buluşması danışanda güçlü bir anlam duygusu yaratmış ve katı savunmasını kırmıştır.
Jung açısından önemli olan “Evren böceği özellikle gönderdi.” iddiası değil, tesadüfün kişinin ruhsal dönüşümünde oynadığı işlevdir.
Neden bu kadar sarsıcı hissettirir?
Eşzamanlılık deneyiminde kişi genellikle yalnızca “Ne ilginç tesadüf!” demez. Şuna benzer bir duygu yaşar:
“Sanki dış dünya, içimde olanı biliyor.”
“Sanki görünmeyen bir bütünlük bana kendimi gösteriyor.”
“Henüz adını koyamadığım şey, dışarıda sembolleşmiş.”
Jung, bu yoğun ve neredeyse kutsal hisse önem veriyordu. Fizikçi Wolfgang Pauli ile birlikte zihin ve maddeyi bütünüyle ayrı iki alan değil, daha derindeki ortak bir düzenin farklı görünümleri olarak düşünme ihtimalini tartıştı.
Fakat bu, doğrulanmış bir fizik teorisi değil; psikolojik ve felsefi bir varsayımdır.
Şeker Portakal’ını orta okulda okuduğumda çok ağlamıştım. Apartmanımızın bahçesinde küçük bir nar ağacı vardı. Minyatür. Ona konuşurdum gidip. Belki de acı çektiğimde zihnimde insanları öldürmeyi de Zeze’den öğrenmişimdir.
Hiç yoklarmış, olmamışlar gibi zihnimde öldürürüm insanları.
Onların gidişlerini kabulleninceye kadar zorlanırım. Kabullendiğimde onları artık hatırlamam.
Aaa yarım kalmış bu
Bu konunun sizin yüzünüzden olduğunu,ortada bir sorun varsa bile sorunun sizde olduğunu düşünmemelisiniz. Sadece alan açmalısınız. Sizden uzak kalmak isteyen ve sizin bu konudaki düşüncenizi bilmek istemeyen birine hayatınızın dışında kocaman bir alan açmalısınız. Bunu egoistçe değil gönül rızanızla yapmalısınız. Her ilişki iletişim canlı kalmak zorunda değil. Enerjisi biten bağları kesin gitsin.
biriyle bir sohbet esnasında adı geçince aa napıyor acaba diye sosyal medyasından baktınız ve sizi engellediğinizi fark ettiniz. Bildiğiniz hiçbir şey yok, konuşulmuş hiçbir şey yok. Son konuşmanızda hiçbir gerginlik yok. Ne düşünürsünüz/ne düşünmelisiniz?
#AtatürkünKızları beklentileri boşa çıkarmayan, çalışkan, takım ruhunu-disiplini-emeği sonuna kadar hissettiren, başarılı sporcular, helal be size 🧿 🇹🇷
Siz bu ülkenin aydınlık yüzlerinden en güzellerisiniz #fileninsultanları
Bunlardan çıkabilecek sonuç “Beynim benden önce karar veriyor, öyleyse ben yokum” değildir. Çünkü beyin senden ayrı bir kişi değil; bilinçdışı süreçlerin de dâhil olduğu bütün organizma sensin. Araştırmalar yalnızca bilinçli anlatıcımızın kararların tek ve ilk kaynağı olmadığını gösteriyor.
Kuantum fiziği de meseleyi çözmüyor. Bell deneyleri geniş bir yerel-gizli-değişken model grubunu dışladı fakat bütün determinist evren modellerini dışlamadı. Üstelik rastlantısallık özgür irade değildir: Bir kararın rastgele olması onu daha fazla “senin kararın” yapmaz.
hayatın bütün ayrıntılarıyla yazılmış ve bizim yalnızca oynadığımız değişmez bir senaryo olduğuna ikna olmadım. Fakat insanın geçmişinden, bedeninden, beyninden ve çevresinden bütünüyle bağımsız, mutlak bir iradeye sahip olduğu görüşünü de güçlü bulmuyorum.
Bilim ne kadarını gösterebildi?
Libet’in 1983 deneyi basit bir el hareketinden önce beyin hazırlığının bilinçli hareket isteğinden birkaç yüz milisaniye önce başladığını gösterdi. Soon ve arkadaşlarının çalışması sağ veya sol düğmeye basma kararına ilişkin bazı örüntüleri bilinçli farkındalıktan saniyeler önce yakaladı. Fakat doğruluk yaklaşık yüzde 60 düzeyindeydi; yani kesin bir gelecek okuması değildi ve kararlar anlamsız, rastgele düğme seçimleriydi.
Daha sonraki araştırmalar tabloyu önemli ölçüde değiştirdi:
Schurger ve arkadaşları, “hazırlık potansiyelinin” önceden verilmiş bir karar değil, rastlantısal sinirsel dalgalanmaların bir eşik aşması olabileceğini gösterdi.
Maoz ve arkadaşları, hazırlık potansiyelini rastgele tercihlerde bulurken anlamlı ve sonuç doğuran tercihlerde belirgin biçimde bulamadı.
2025 tarihli daha büyük bir çalışma ise anlamlı tercihlerde daha güçlü hazırlık potansiyeli buldu. Yani mekanizmanın yorumu hâlâ çözülebilmiş değil.
Schultze-Kraft ve arkadaşları, kişi hareket hazırlığı başladıktan sonra bile yaklaşık son 200 milisaniyeye kadar hareketi durdurabildiğini gösterdi.