📢 Gülseren Budayıcıoğlu
▪️Çok okumuş, çok bilen, başarılı annelerin çocukları çok sorunlu. Baktım en sağlıklı çocuklar aşağı yukarı lise mezunu, hiç üniversite okumamış annelerden geliyor. Çok bilince doğal halinizi kaybediyorsunuz.
▪️Çocuk erkil aileyi de geçtik artık. Çocuklar hiç travma görmeden, her istekleri yerine getirilerek büyütülüyor. Evden kral gibi yetişmiş çocuk dışarı çıktığında kimsenin onu takmadığını görüyor. Korumacı aile çok yanlış; bu çocuklar hem başarısız hem mutsuz oluyor.
▪️Aman ben yemedim ona yedireyim, benim yaşadığımı yaşamasın derken çocuklara kötülük mü yapıyoruz? Hayat acısıyla tatlısıyla, engelleriyle var. O evde o çocuk bunları az çok yaşamadan çıkıyorsa en küçük engelde çok büyük yara alıyor."
Mahkeme salonlarında da söyledim bugün buradan bir kez daha ilan ediyorum:
Topyekün halk ayaklanması çığırtkanlığı yaparak bu partinin öz evlatlarını birbirine düşman etmek isteyenler bilsin ki; o kirli emellere asla geçit vermeyeceğiz! İç karışıklık yaratma çabaları, sadece dış müdahale heveslilerine zemin hazırlar. Biz bu oyunu bozarız!
Şimdi kavga değil, omuz omuza durma vaktidir. Bütün yol arkadaşlarımı, bu köklü çınarın evlatlarını sükunete ve akla davet ediyorum.
Gün, baba ocağına sahip çıkma günüdür! Tüm partililerimizi, ve yüreği bu ülke için çarpan her bir yurttaşımızı, saat 14.00’te omuz omuza bir grup toplantısı gerçekleştirmek üzere Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezimize, yani Baba Ocağımıza çağırıyorum.
Biz biriz ve birlikteyiz.
Nasıl yani; insanların seyahat özgürlüğüne sayaç takıp rant kapısına çeviren suç şebekesinin ifşa edilmesi mi milli güvenlik ve kamu düzenini tehdit ediyormuş? Kamu kaldı mı ki?
Vize işleme tekeli VFS ve Türkiye ortağı Gateway’in faaliyetlerini ele aldığımız sansürlenen “Vize imparatorluğu” yazı dizisinin arşivlenmiş linklerini paylaştığım tweet’e de biraz önce mahkeme kararıyla erişim engellendi. Gerekçe aynı: “Milli güvenlik ve kamu düzeni”
Her kavgayı bedeli ne olursa olsun zafer dışında başka bir ihtimali düşünmeden veriyoruz. Zafere götüren de bu kararlılık ve ciddiyettir. Yoldaşların, Doruk Madencilik işçilerinin emeğine sağlık. İki gece iki kazanım👏👏
Vize devi VFS ve iş ortağı Gateway’in faaliyetlerini ele aldığımız “Vize imparatorluğu” yazı dizisine ilişkin ne kadar tweet’im varsa bugün hepsine erişim engeli getirildi. Hatta erişim engeli getirildiğine ilişkin tweet’e de erişimi engellediler. Belki bunu da engellerler.
Pervin Buldan, Selahattin Demirtaş’la Edirne Cezaevinde çektirdiği yeni fotoğrafı paylaştı. 10 yıl... Dile kolay, Demirtaş tam 10 yıldır tutuklu. AİHM’in tahliye kararlarına rağmen Edirne’de tutuklu. Demirtaş hepimizin hafızası.
Biz bu ülkenin emekçileriyiz. Biz bu ülkenin yoksullarıyız. Toprağımızı, emeğimizi savunuyoruz!
Asıl suç işleyen topraklarımıza göz diken holdinglerdir. Esra Işık da, Akbelen direnişi de haklıdır, meşrudur, yargılanamaz!
22 Haziran'da yeniden Esra'nın duruşmasında olacağız.
Ozan Güven meselesinde olayı, "E yargılanıyor ya, daha ne olsun?" noktasına indirgemek doğru değil.
Medeniyet dediğimiz şey tam da dün akşam Ozan Güven'e gösterilen tepkiye benzer olaylarla gelişir.
Cezalandırmadan anlaşılan tek şey yargı eliyle yapılan cezalandırma olursa, toplum her hatayı salt yargıya havale ederse, sosyal tepki arka plana atılırsa; bilinçli bir toplum olmanın, duyarlı bir vatandaş olmanın içi boşaltılmış olur.
Ozan Güven tanınmış bir sanatçı. Tanınmış birinin yapacağı iyi ya da kötü bir eylemin topluma yansıması, sıradan birinin fiiline göre çok daha güçlü olur.
Bir sanatçı kadın döverse bunun, toplumun gözünde kadına şiddetin normalleşmesine katkısı, tanınmamış birinin kadın dövmesine göre çok daha yüksek olabilir. Bu sebeple onun karşılaşacağı yaptırım da tanınmamış birinin karşılaşacağı yaptırımdan daha fazla olmalıdır.
Mahkeme sanığın tanınırlığını gözetmeyeceği için yaptırım yargının vereceği cezayla sınırlı kalırsa, suçtan dolayı toplumsal yapının gördüğü zarar ile ceza arasında uçurum oluşur.
Ozan Güven böyle bir sosyal yaptırıma maruz kalmalı ki tanınmış bir erkek bir kadına zarar vermek için elini kaldırdığında aklına bu gelsin ve iki kez, üç kez, beş kez düşünsün.
Hatta öyle olmalı ki bu tür işlere kalkışan tanınmış kişi, yargının vereceği cezadan çok toplumsal yaptırımdan çekinmeli. Medeni toplum, duyarlı toplumdur.
Patron söz verdi, üç bakan
garantör oldu; paralar yine ödenmedi
Ankara’da günlerce eylem yapan, Yıldızlar SSS Holding’e bağlı Doruk Madencilik işçilerine verilen sözler tutulmadı.
125 işçiden hiçbirine, patronun verdiği söze ve üç bakanın garantörlüğüne rağmen kıdem tazminatı ile 45 günlük maaş alacağı ödenmedi.
Bağımsız Maden-İş Sendikası Başkanı Gökay Çakır, “Verilen sözlere inandık, yanlış yaptık” dedi.
Çakır: “1 Haziran’da ailelerimizle birlikte yeniden eyleme başlıyoruz. Bu kez paralar hesabımıza yatmadan kimsenin sözüne inanıp eylemi bırakmayacağız”. (Erdoğan Süzer / Sözcü)
Ozan Güven ile ilgili daha önce Armağan Çağlayan röportajı üzerine radikal şefkat prensibiyle yazmıştım. Merak ediyorsanız burada:
https://t.co/0kMRhtXaPa
(Not olarak, Armağan Bey’in kibar ve anlayışlı bir mesaj attığını da eklemek isterim.)
Son yaşanan olay üzerine bu kez Mehmet Aslantuğ’un açıklamasını okudum ve bunun üzerine bir şey söylemek isterim:
Yakın bir arkadaşımız ya da akrabamız fail olsa ne yapardık? Bu sorunun kolay bir cevabı yok. İnsanın her durumda kalabileceğine inanan biri olarak, doğru olanın hem suçu ve etkilerini kabul etmek hem de kendi ilişkindeki insanı yalnız bırakmamak olduğunu düşünüyorum. Arkadaşınızın zor durumunu yalnız bırakmamak fikrimce iyi niyetli ve kolay olmayan bir tutum.
Nitekim Aslantuğ da bunu şu sözüyle ifade etmiş:
“Bazı arkadaşlıklarda; hangi boşluğu / travmayı yalnız bırakmamam gerektiğini; payımıza düşen sorgulamayı / iyileştirmeyi başkalarının öfkesinden öğrenerek esirgeyecek de değilim.”
Ama kamusal alanda olmanın bir bedeli var.
Güven hukuki olarak cezasını çekiyor olabilir. Ne var ki ondan bir özür, bir yüzleşme görmedik. Ünlü birinin kendi davranışının sorumluluğunu almaması, cezasızlık rejimi dediğimiz şeyi besler. Çünkü tanınan bir failin kamusal alanda serbestçe hareket etmeye devam edebilmesi herkes için şiddeti normalleştirir. Türkiye’deki kadına şiddet ve kadın cinayetleri düşünülünce bu çok ciddi, asla normalleşmemesi gereken bir konudur.
Bir faili dostları yanında olarak “rehabilite” ediyorsa (ki tüm iyi niyetimle bunun doğru bir şey olduğuna katılıyorum) bunun yeri özel alandır. Önce bir yüzleşme, bir özür olur. Kamusal alana çıkmayı, hele ki “birlikte” çıkmayı yeniden hak etmeniz gerekir. O ana kadar kamusal alanda yan yana görünmek iyileştirici bir adım değil, meşruiyet kazandıran bir kolaylaştırıcılık ki insanların itirazı da buna. Güven’in haklarından var evet ama mağdur kadın ve olası şiddet mağduru tüm kadınların sembolik hakkı korunması daha önceliklidir.
Bir de şunu sormak isterim: neden eski eş Arzum Onan bu anlatıya ortak ediliyor? Erkekler neden bir konuyu “benim de annem, eşim, kızım var” argümanına başvurmadan, araya bir kadını sürüklemeden konuşamıyor? Üstelik bunu Arzum Onan’ın kırılganlığının altını çizerek (“elimi tut dedi”) yapıyorsun. Bir kadının kırılganlığı üzerinden yine bir erkeğin iktidar alanı tanımlanıyor.
Aslantuğ’un Onan’ı bu işe katmadan da yeterince insani bir argümanı zaten var: bir iyileşmeye kendi anlayışına göre katkıda bulunmak. Ama işte, erkekler için kadınlar ikiye ayrılıyor: “benim annem, kızım, ablam, elimi tut diyen boşandığım eşim” ve “öteki kadınlar.” Bunun derin psikolojik ve toplumsal açıklamaları var elbette.
İki kişinin “burada seni görmek istemiyoruz” demesini medeniyetin çöküşü gibi anlatan profesyonel mağduriyet ekibi yine mesaide.
Ulan ülkede av tüfeğiyle kadın vuruyorlar bu kadar tutuşmuyorsunuz. Ozan güvene ne fiziksel saldırı var, ne şiddet var. Failin kanıtlanmış suçu var. Ve direkt bu çevrenin takıldığı bir mekana gidiyor ve İnsanlar protesto ediyor. Biri de çıkmış diyor ki Ozan güven olayı ibretlik yerlere gidiyor. Hatası yüzünden diyor. Kadına şiddet yanlışlıkla bardak kırmak gibi bir şey çünkü. Ama failin yüzüne burdan git demek ibretlik olaylar :)
@DefneKoryurek@erdemaksakal Korumak dediğimiz o mutluluğa tutunarak direnmeye devam etmek değil mi? “herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadık” deriz belki de.