Annelik çok zor. Bakın tahmin edemeyeceğiniz kadar zor. Ama biraz önce üstünü örtmek için odasına girdiğim 2.5 yaşında oğlumun gözünü açıp bana tüm içtenliğiyle gülümseyip tekrar uykuya dalması… o saf sevgi var ya… hayatı daha yaşanabilir kılıyo 🥹
Süpürge reklamını izleyip "aa köpek annesi de olunabiliyormuş, ben en iyisi insan annesi olmayayım" diyen kimse olacağını sanmıyorum. Ama bunun bile yasaklandığını, şeytanlaştırıldığını görüp "özgürlüğün bu kadar baskı altına alındığı yerde çocuk sahibi olmayayım" diyen var.
Türkçe dahil 8 dil biliyordu;
Almanca, Fransızca,
Farsça, Bulgarca,
Rusça, İngilizce, Arapça.
Düşün, sen şimdi "zamanım yok" diyorsun.
Adam 57 yıllık ömründe 11 savaşa katılıp, 10'dan fazla kitap yazıp, 4 bine yakın kitap okudu.
Edebiyattan anladı; şiir yazdı,
Müzikten anladı; şarkı soyledi, enstrümanlara isim verdi, sanatı destekledi.
Ata bindi,
yüzdü,
koştu..
Dans etti.
Kaç devlet adamı gördünüz dans ederken?
Vals de yaptı, Zeybek de oynadı.
Hayvanı da sevdi, ağacı da toprağı da..
Matematikten de anlıyordu, fenden de tarihten de.
24 madalya 7 nişan alırken matematiği yazdı, medeniyeti yazdı..
Sadece kendi ülkesinde degil bir zamanlar savaştıgı ülkelerde bile anıtı var.
Ve hatta düşmanını bile ölüm döşeğinden kaldırıp cenazesinde saygı duruşunda bulunduran bir adam.
İşte O benim Ata'm.
#23Nisan
Uzun süre görmezden gelindiğinizde, bir süre sonra sevseniz bile ihtiyaç duymamayı öğrenirsiniz. Sevgi tek başına yetmez; değer görmediği yerde sessizleşir. Bir noktada bağlılık yerini mesafeye bırakır.
Hüznünüze ya da kırgınlığınıza duyarsız kalan biriyle anlamlı bir ilişkiniz olamaz. Çünkü seven birinin içi rahat etmez. Sizin duygularınızın onda bir karşılığı vardır.
Sağlıklı, mutlu,iyi insanlarla karşılaştığın bir ömrün olsun annecim. Hayatımında aldığım en doğru karar sensin..Bana yaşattığın her gün için teşekkür ederim. Gözlerinin gülmesi için elimden geleni yapacağım.. 1…🧿❤️🥳
İzlemeyeb varsa lütfen izlesin. Ne hissedeceksiniz aşırı merak ediyorum. Benim erkek vokalin girdiği andan itibaren kalbim sıkışıyo gibi oluyo ve Sezen Aksu’nun bu izlediğimiz şeyine konser diyorsak şimdikilere konser demememiz lazım.
Dün çocuklarıma okulda Ramazan içerikli bir broşür dağıtmışlar.
Açık ve net konuşayım;
Okullar ibadet alanı değildir.
Okullar dini kimliklerin şekillendirileceği yer değildir. Okullar devletin herhangi bir inancı görünür kılma mekânı hiç değildir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesi devleti laik olarak tanımlar.
Laiklik din karşıtlığı değil; devletin tüm inançlara eşit mesafede durmasıdır.
10. madde eşitliği güvence altına alır.
24. madde din ve vicdan özgürlüğünü korur.
Devlet bir inancı teşvik eden pozisyona geçtiği anda eşit mesafe ilkesini zedeler.
Ramazan bir inancın dini ibadetidir.
Yaşayan yaşar, saygı duyulur.
Ancak kamusal eğitim alanında;
dini atmosfer oluşturulması,
iftar vurguları yapılması,
okul etkinliklerinin tek bir inanç takvimine göre düzenlenmesi;
okulu tarafsız bir alan olmaktan çıkarır.
Bir de; Dağıtılan broşürde kız çocuklarının başörtülü, erkek çocuklarının takke ile resmedilmesi de ayrıca düşündürücüdür.
Çocukların zihninde dini kimliğin belirli kalıplarla özdeşleştirilmesi,
henüz kimlik gelişimi sürecinde olan çocuklar açısından pedagojik olarak da tartışmalıdır.
Okul; çocuğa nasıl ibadet edeceğini öğretmez. Okul; çocuğa nasıl düşüneceğini öğretir.
Biz de çocuktuk.
Biz de devlet okulunda okuduk.
Eğitim eksiksiz değildi.
Ama kimse bize “oruç tutuyor musun?” diye sormazdı.
Kimse iftar fotoğrafı getirip getirmediğimizi kontrol etmezdi.
Kim hangi inançtan, kim değil; bunlar okul gündemi olmazdı.
Okul, inançlarımızın değil aklımızın geliştiği yerdi. Kimliğimiz sorgulanmazdı.
Bugün ise çocuklarımızın sınıfında dini ritüeller görünür hale getiriliyor.
Üstelik bunu kamusal eğitim sistemi organize ediyor.
Bu değerlendirmeyi bir polemik için değil, hukuki bir sorumluluk bilinciyle yapıyorum.
Çünkü konu çocuksa, devlet daha dikkatli olmak zorundadır.
Birçok veli içinden şunu geçiriyor olabilir;
“Ses çıkarırsam çocuğum zarar görür mü?”
“Fişlenir mi?”
Asıl tehlike tam da bu korkudur.
Eğer veliler susarsa, kamusal alan sessizlice dönüşür. Ve eğer bugün konuşmazsak, yarın çocuklarımızı ilim, kültür ve sanat öğrensin diye gönderdiğimiz okullarda dini yönlendirmelerin normalleştiğini görürüz -ki öyle de oluyor zaten-
Her çocuk aynı inanca mensup değildir.
Her çocuk aynı yaşam biçimine sahip değildir.
Hiçbir çocuk çoğunluğun pratiği içinde görünmez baskı altında bırakılmamalıdır.
Okul;
ritüel üretmez.
Bilim üretir.
Okul;
kimlik dayatmaz.
Eşit yurttaş yetiştirir.
Çocuklarımızın vicdanı siyasetin değil, eşitliğin koruması altında olmalıdır.
Laiklik bir tercih değildir.
Anayasal zorunluluktur.
Bu bir inanç tartışması değildir.
Bu, çocuklarımızın özgür gelişim hakkı meselesidir.
Tüm velilere çağrım şudur:
Nazik ama net olun, Okullarınıza sorun. Bu uygulamaların hukuki dayanağını talep edin. Eşit ve tarafsız eğitim hakkınızı savunun.
Sessizlik bazen rıza anlamına gelir.
Ben rıza göstermiyorum.
Terapistime dedim:
“İntihar eğilimim yok. Ama beni korkutan bir şekilde yorgunum.”
Geçiştirmedi. “Herkes yorulur” demedi.
Olumlu düşünmemi söylemedi. Yumuşak sesle şöyle dedi:
“Bu genellikle birinin uzun zamandır tek başına hayatta kalmaya çalıştığı anlamına gelir.”
Toplumun başarıyı nasıl tanımladığı:
- Bir Rolex
- 6.000.000Tl Mercedes
- Kurumsal iş
- Tasarımcı kıyafetleri
- Her zaman meşgul olmak
Gerçek başarı nedir:
- Pasif gelir
- Sabah 10'da spor salonuna gitmek
- Anne babanızla öğle yemeği yemek
- Sezon dışı seyahat
- Boş zamanımın olması
Çocuk sahibi olmak her şey ve herkesin şeffaf yüzünü gösterdiğini düşünüyorum. Dostluklar, arkadaşlıklar ve seni gerçek sevenler gibi.. çok net bir göze vuruş
Lohusa bir anneye söylenen güzel sözler, bazen ilaç gibidir..
Doğumdan sonra bir annenin en çok ihtiyacı olan şey; anlaşılmak, yargılanmamak ve desteklenmek.
Tartışmaktan yoruluyorum. Aynı şeyleri tekrar tekrar anlatmaktan, yine de anlaşılmamaktan yoruluyorum. Kırılmaktan yoruluyorum. Bu yaşananlar bana insan ilişkisi gibi gelmiyor artık; sanki sürekli bir savaşın içindeyim. İnsan sevdiğiyle böyle olmamalı. Her konuşma bir mücadeleye dönüşmemeli. Cümle kurarken diken üstünde durmamalı, her duygusunu savunmak zorunda kalmamalı. Yanında rahat hissedemediğin, sürekli kendini açıklamak zorunda kaldığın yer yorar insanı.
Herkesin bir “s*kerim böyle işi” noktası vardır. O noktaya gelince insan, tüm korkularının üzerini bir kalemde çizer atar. Sevdiklerinizi o noktaya getirmeyin. Gitmez, gidemez sanmayın. Anladığınızda geç kalmış olursunuz.
Elinden geleni yapan insana eksik hissettirmeyin, teşekkür edin. Çünkü bazen bir teşekkür, bir insanın tüm yorgunluğunu alabilir. Unutmayın; herkesin gücü sınırlıdır ama saygı göstermek sınırsız olabilir. Birini hep güçlü gördünüz diye onun da kırılmadığını sanmayın. İlgisini alışkanlık, sabrını da sessizlik sanmayın. Çünkü en çok da sürekli çabalayan insanlar sessizce uzaklaşır. Ve sonra anlarsınız... Eksik sandığınız kişi, aslında fazlaymış. Ama kıymeti gidince anlaşılır.