To remind myself:
I'm not yet a therapist, psychologist, shaman, or healer. I bring healing via empathy, analysis, healing insights, and companionship. I have no right to force others to "heal my way." Don't judge. Don't harm. I just aim to gently support those I can.
Erich Fromm ne güzel söylemiş: "Çelişik gibi görünse de yalnız kalabilme yeteneği, sevebilme yeteneğinin tek koşuludur." Yalnızlıktan kaçmayan insan, sevgiyi bir esaret değil, özgürlük olarak yaşar. Çünkü sevgi, içimizdeki boşluğu doldurmak değil, dolu bir ruhu başka bir ruhla paylaşabilmektir. Yalnız kalamayan insan, gerçekten sevemez; yalnızca tutunur.
"Hızlıca ayağa kalk, pozitif düşün, hayata karış." Bu amansız iyileşme baskısı, depresyonun kendisinden daha yıpratıcı. Jaspers buna “Şefkatin zorbalığı” diyordu. İnsanın kendi varoluşsal krizini, kendi acısını ve dilsizliğini yaşama hakkı vardır. En iyi şefkat, susmaktır.
Derinleşmemiş ruhlar, zarafeti zayıflık, kibarlığı eziklik sanır. Bu düşünce, gelişmemiş bir zihnin en belirgin göstergesidir. Kendisine içten, kibar ve samimi davranan birine saygısını yitirirken, kaba ve kibirli olana hayranlık duyar. Çünkü kendi iç karanlığı, parlayan ışığı tehdit olarak görür. Böyle toplumlarda, kabalık ödüllendirilir; incelik cezalandırılır.
Ek Açıklama: Çünkü sistemi değil insanı tamir etmeye programlanmış bir aparat gibi çalışıyor.
Sermayenin ve neoliberal düzenin yarattığı kolektif hasarları, bireysel nörokimyasal arızalar olarak ambalajlamak, kapitalist realizmin en büyük başarılarından biridir. İnsanların geçim kaygısını geleceksizliği, yabancılaşmayı ve sınıfsal ezilmişliği iliklerine kadar yaşayıp hareketsiz kalmasına "majör depresyon" veya "anksiyete bozukluğu" dediğinizde yapısal olan bir problemi biyolojik bir talihsizliğe indirgemiş olursunuz.
Bu mekanizma tam olarak şu üç adımda işler:
Tıbbileştirme (Medicalization): Politik ve ekonomik kaynaklı acı, tanı kitapçıklarının (DSM) steril diline tercüme edilir. Mesele "güvencesizlik" olmaktan çıkar, "serotonin eksikliği" oluverir.
Bireyselleştirme: Sorumluluk sistemden alınır ve bireyin omuzlarına yüklenir. "Sistem adaletsiz" demez, "Sen yeterince dirençli (resilient) değilsin" der.
Uyumlaştırma: Çözüm reçetesi olarak sunulan kimyasallar ya da ana akım terapi pratikleri, insanı maruz kaldığı bu sömürü düzenine "uyumlu" hale getirmeyi hedefler. Amaç acıyı dindirmekten ziyade, o acıya rağmen işlevsel (yani üretken ve uysal) bir iş gücü yaratmaktır.
Mark Fisher'ın da işaret ettiği gibi; akıl sağlığının özelleştirilmesi egemen sınıfın her türlü sistemik krizi bireysel patolojiler olarak yutturmasını sağlar. Eğer yoksulluk yüzünden felç olmuş bir kitleye sadece antidepresan verir fakat onları o felce sürükleyen maddi koşulları hiç sorgulamazsanız; psikiyatri statükonun koruyucusuna dönüşür.
Elbette bu durum, ağır nörolojik ve ağır patolojik vakaların gerçeğini yadsımaz; ancak bugün "salgın" düzeyine ulaşan o yaygın kronik çaresizlik hissi bir beyin kimyası sorunu değil apaçık bir bölüşüm ve sömürü sorunudur.
Сильные люди часто приходят в терапию на последнем издыхании, откладывая обращение за помощью на «когда-нибудь потом». И у этого феномена есть свои причины.
Вся их идентичность построена на способности справляться. Справляться там, где другие не справятся. Решать то, что для остальных неразрешимо. Ну или по крайней мере эти люди так полагают.
Эта способность когда-то буквально спасла их, а может быть и их близких — и стала сутью их личности.
Именно поэтому сама мысль о том, чтобы с чем-то не справиться самостоятельно, ощущается почти как нарушение порядка мироздания и предательство себя.
Так формируется парадокс: чем сильнее человек, тем дольше он несёт груз молча. Не потому что не чувствует (хотя и так бывает — психика умеет включать эмоциональную анестезию), а потому что привык, что чувствовать — его частное дело, которое не должно мешать делу общему.
Я редко вижу, чтобы такие люди были сломлены обстоятельствами. Гораздо чаще я вижу людей, истощённых годами изолированной автономии. Тех, кто дав��о перестал спрашивать себя, чего хочет, потому что вопрос «что нужно» всегда звучит для них громче.
В работе с такими людьми бессмысленно предлагать поддержку в обычном понимании этого слова. Им не нужно, чтобы их жалели, подбадривали и брали на ручки. Им нужно пространство, где их интеллект встретит равного по плотности собеседника. Где можно думать о самом сложном без снисхождения и без упрощений.
Сила — это не способность никогда не нуждаться в опоре. Сила — это зрелость однажды выбрать, на что и на кого опереться сознательно.
Именно этот выбор, как правило, и оказывается самым ответственным решением за долгие годы.
«L'homme ne veut pas croire qu'il a lui-même commis tous les crimes ; alors, pour échapper aux tourments de sa conscience, il a créé Satan » Friedrich Nietzsche