Bugün yaklaşık 86 milyonluk bir nüfusa sahibiz. Ancak doğurganlık sorunu çözülmez ve mevcut eğilim böyle devam ederse, uzmanların projeksiyonlarına göre 2063 yılında nüfusumuzun 61–64 milyon bandına gerilemesi bekleniyor.
Bu, sadece 20 milyondan fazla insanın eksilmesi anlamına gelmiyor.
Daha az çocuk, daha az genç ve giderek yaşlanan bir Türkiye demek.
Bugün doğan çocukların sayısı, yarının çalışan nüfusunu, üretim gücünü ve toplumun geleceğini belirleyecek.
Nüfus azalması bir anda gerçekleşmez. Sessizce başlar, yıllar sonra etkisini gösterir.
Bugün önlem almazsak, 2063’te sadece daha az nüfusa değil, çok daha yaşlı bir Türkiye’ye uyanabiliriz.
Mesele sadece kaç kişi olduğumuz değil; nasıl bir Türkiye’de yaşayacağımızdır.
Bir zamanlar bu iktidarın dilinden “millet iradesi” düşmezdi.
Üsküdar’da ve Yüreğir’de yaşananlara bakıyorum:
Mahkemeler, soruşturmalar, gözaltılar, meclis üyesi transferleri…
Soruyorum: Millet iradesi yalnızca halk sizi seçtiğinde mi kutsal?
Buradan bütün Cumhuriyet Halk Partililere sesleniyorum:
Birbirinize sahip çıkın. Kimse bu baskılar karşısında kendisini yalnız hissetmesin.
Korkmayacağız, dağılmayacağız, birbirimizi yalnız bırakmayacağız.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin belediyeleri milletin oylarıyla kazanılmıştır.
Milletin verdiği emaneti masa başı oyunlarıyla kimseye teslim etmeyeceğiz.
Bir belediye başkanlığı uğruna iktidarın gücünü insanların üzerine sürmekten vazgeçin.
Sandıkta alamadığınız belediyeleri tek tek bu yöntemlerle mi alacaksınız?
Bir belediyeyi daha almak için memleketi bu hâle getirmeye, hukuku, ahlakı ayaklar altına almaya değer mi?
Cumhuriyet Halk Partisi’ni korkutarak, parçalayarak asla teslim alamazsınız.
Suriye’de kalıcı barış ve istikrar yolunda atılan adımları memnuniyetle karşılıyorum.
SDG’nin silahlı yapılarının Suriye devletine entegrasyonu yönündeki gelişmeler, yalnızca Suriye’nin geleceği açısından değil, bölgemizin huzuru ve güvenliği açısından da büyük önem taşımaktadır.
Suriye Kürtlerinin kimliklerinin, temel hak ve özgürlüklerinin güvence altında olduğu; bütün etnik ve inanç gruplarının eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşayabildiği, demokratik ve toprak bütünlüğünü koruyan bir Suriye hem Türkiye’nin hem de bölge halklarının çıkarınadır.
Bu gelişmeler Türkiye açısından da önemli bir fırsat sunmaktadır.
Kürt meselesini silahın ve çatışmanın gölgesinden tamamen çıkararak demokratik siyasetin, hukukun ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısı altında çözmek zorundayız.
Türkiye’de yürütülen sürecin silahların tamamen bırakılması, terörün sona ermesi, demokrasimizin güçlenmesi ve Türklerle Kürtler arasındaki tarihsel kardeşliğin daha da sağlamlaşmasıyla sonuçlanmasını yürekten diliyorum.
Türkiye’nin kendi iç barışını güçlendirmesi, yalnızca ülkemiz için değil, Orta Doğu’nun barış ve istikrarı açısından da çok önemli bir güvence olacaktır.
Yıllar önce bu anlayışla Ortadoğu Barış ve İş birliği Teşkilatı’nı, yani OBİT’i, önermiştim.
Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin öncülüğünde kurulacak, zaman içerisinde bölgenin diğer ülkelerini de kapsayacak bir barış ve iş birliği yapılanmasının Orta Doğu’nun geleceği açısından tarihî bir ihtiyaç olduğunu bugün de düşünüyorum.
Çünkü Orta Doğu’nun kaderini başka ülkelerin çıkar hesapları değil, bu coğrafyada yaşayan halkların ortak iradesi belirlemelidir.
Türkiye kendi içinde barışı, demokrasiyi ve kardeşliği güçlendirdiği ölçüde bölgesinde de barışın öncüsü olabilir.
Suriye’de kalıcı istikrarın sağlanması, Filistin’de kanın ve gözyaşının dinmesi, İran’a yönelik saldırıların sona ermesi ve bölgemizin yeni savaşların değil, diplomasinin, iş birliğinin ve ortak refahın coğrafyası hâline gelmesi mümkündür.
Bunun yolu daha fazla çatışmadan değil, daha fazla diyalogdan, diplomasiden ve bölgesel iş birliğinden geçmektedir.
Vakit kaybetmemeliyiz.
Türkiye, Orta Doğu’da savaşların tarafı değil, barışın kurucu gücü olmalıdır.
Türklerin, Kürtlerin ve Arapların ortak geleceği barıştadır.
Yaşasın halkların kardeşliği!
Bijî biratiya gelan!
عاشت أخوّة الشعوب!
Nallıhan Çayırhan Kömür İşletmeleri’nde meydana gelen göçükte hayatını kaybeden maden emekçimize Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve tüm mesai arkadaşlarına sabır ve başsağlığı diliyorum.
Göçükten yaralı olarak kurtarılan 12 işçimizin de bir an önce sağlıklarına kavuşmasını diliyorum.
Bir canımızı daha maden ocaklarında kaybetmemek için iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri en üst düzeyde uygulanmalı; denetimler titizlikle ve tavizsiz biçimde yapılmalıdır.
Madencilerimizin hayatı, üretim hedeflerinden ve her türlü ekonomik kaygıdan önce gelmelidir.
Bu acının bir daha yaşanmaması için gerekli tüm önlemler alınmalıdır.
Diyarbakır’da kuyumcu esnafımız aylardır gece vakti kurşunlanan dükkânlarla, haraç talepleriyle ve can güvenliği kaygısıyla boğuşuyor.
Diyarbakır Kuyumcular ve Sarraflar Odası Başkanı Özer Sanal’ın iş yerine sabaha karşı düzenlenen silahlı saldırı, yaşanan vahim tablonun son halkasıdır. Esnaf kepenk kapatmak zorunda kalmış, kuyumcu esnafının ortak feryadı açıkça dile getirilmiştir:
“Can ve mal güvenliğimiz kalmadı.”
Bu tablo yalnızca Diyarbakır’a özgü değildir. Ülkenin birçok yerinde esnaf, çetelerin haraç, tehdit ve şantajıyla karşı karşıya kalmakta; ödeme yapmayanların iş yerleri kurşunlanmaktadır. İnsanlar ekmeklerini, mesleklerini ve yılların emeğini koruyamaz hâle gelmektedir.
Yıllardır “önce güvenlik” deniliyor. Pek çok uygulama “güvenlik” gerekçesiyle meşrulaştırılıyor.
O hâlde sormak gerekiyor:
Esnafın dükkânı kurşunlanırken, çeteler haraç keserken, insanlar korkudan kepenk kapatırken hangi güvenlikten söz ediyoruz?
Güvenlik yalnızca belli zümrelerin ve bazı sermaye gruplarının güvenliği midir?
Yoksa bu ülkenin her köşesinde alın teriyle ekmeğinin peşinde koşan milyonların can ve mal güvenliği midir?
Esnafın korkudan kepenk kapatmak zorunda kaldığı bir ülkede gerçek güvenlikten söz edilemez.
Devletin temel görevi; vatandaşının canını, malını, emeğini ve ekmeğini korumaktır. Bu görev yerine getirilmediği sürece “güvenlik” iddiası toplum nezdinde karşılık bulmaz; boş bir slogan olarak kalır.
Diyarbakır’daki kuyumcu kardeşlerimizin de Türkiye’nin dört bir yanındaki esnafımızın da yanındayız.
Bu saldırıların, bu tehditlerin, bu şantaj düzeninin ve cezasızlığın sonuna kadar takipçisi olacağız.
Çünkü bir ülkenin gerçek güvenliği, en mütevazı esnafının bile sabah gönül rahatlığıyla kepengini açabilmesiyle başlar.
Hacı Bektaş Veli’yi; sevginin, hoşgörünün ve kardeşliğin ışığını yüzyıllar boyunca gönüllerimize taşıyan büyük bir gönül insanı olarak saygı, rahmet ve özlemle anıyoruz.
“İncinsen de incitme” düsturuyla bizlere bıraktığı güzel mirası yaşatmak dileğiyle…
Gönüllerimiz bir, yolumuz sevgi, ışığımız daim olsun.
Arkadaşlar,
Partimiz böylesine zor bir dönemden geçerken, sosyal medyada Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurumsal kimliği üzerinden tartışmak ve tartıştırmak kabul edilemez. Bugün ayrışma, birbirimizi yıpratma ve kamuoyu önünde hesaplaşma günü değil; dayanışma, yan yana durma ve partimize sahip çıkma günüdür.
11 ay boyunca yedi düvelle mücadele ettik. Bunca baskıya, saldırıya ve zorluğa rağmen hiçbir zaman partimizin kurumsal kimliğine zarar vermedik. Çünkü biz hep şunu söyledik: “Bedel ödenecekse biz öderiz.”
Bugün de aynı noktadayız. Cumhuriyet Halk Partisi’ni yıpratacak her tartışmanın karşısında duracağız. Gerekirse kendimizi siper eder, partimizin kurumsal kimliğine ve ortak mücadelemize kalkan oluruz.
Herkes bilsin: Bizim birbirimizle mücadele edecek değil, partimizi ve Türkiye’nin umudunu koruyacak gücümüz var.
Şimdi kişisel hesaplaşmaları bir kenara bırakma, omuz omuza durma ve Cumhuriyet Halk Partisi’ne sahip çıkma zamanıdır.
Gün birlik günüdür. Gün dayanışma günüdür. Gün CHP’yi koruma ve güçlendirme günüdür.
Hacı Bektaş Veli’nin yüzyıllar öncesinden bizlere bıraktığı en büyük miras; ayrıştırmak değil birleştirmek, ötekileştirmek değil kucaklamak, kin değil sevgiyi büyütmektir.
“Bir olalım, iri olalım, diri olalım” anlayışı bugün de yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.
Hacı Bektaş Veli’nin hoşgörü, kardeşlik, adalet ve insanı merkeze alan felsefesiyle; farklılıklarımızı zenginlik bilerek, aynı sofrada, aynı gönülde buluşacağımız aydınlık yarınları hep birlikte kuracağız.
Hacı Bektaş Veli’yi sevgi, saygı ve rahmetle anıyor; Hacıbektaş’tan yükselen barış ve kardeşlik çağrısını yüreğimizde taşıyoruz.
AK Parti iktidarının 25 yılını kutluyor. Nasıl oldu da 25 yıldır iktidarda? Bu sorunun tek bir cevabı yok. Ancak bana göre etkenlerden biri Erdoğan'ın 25 yıl süresince normal siyaset akışında olmayacak söylemlere de başvurması. Buna dair sözlerim
https://t.co/8zRY2qbREp
Adana’da üretimin, emeğin ve sanayinin nabzını tutmaya devam ediyoruz.
Adana İl Başkanımız Orhan Bayram, önceki dönem Genel Başkan Yardımcımız Koza Yardımcı ve il yönetim kurulu üyelerimizle birlikte Adana Hacı Sabancı Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Bekir Sütçü’yü ziyaret ettik. Sayın Başkan ve yönetim kurulu üyelerine misafirperverlikleri için teşekkür ederim.
Üretimin önündeki sorunları, sanayicimizin beklentilerini ve çalışanların koşullarını konuştuk.
Türkiye’nin güçlü bir geleceği; üreten sanayiden, nitelikli istihdamdan ve emeğin karşılığını aldığı adil bir ekonomik düzenden geçiyor.
Adana üretecek, Türkiye büyüyecek; ortaya çıkan değerden toplumun bütün kesimleri hak ettiği payı alacak.
İstanbul’da örgütümüzle, yol arkadaşlarımızla omuz omuza.
Bugün Sultanbeyli’de devir teslim töreninde CHP ailemizle buluştuk.
İstanbul’un her ilçesinde daha güçlü bir CHP için çalışıyoruz.
Birlikte büyüyecek, birlikte kazanacağız.
#CHP#İstanbul#Sultanbeyli
Cumhuriyet Halk Partisi ailemiz büyümeye devam ediyor.
Bugüne kadar farklı siyasi partilerden ve toplumun çeşitli kesimlerinden 3.146 vatandaşımız Cumhuriyet Halk Partisi saflarına katılarak arınma ve yeniden umut olma mücadelesine güç verdi.
Bu süreçte Gelecek Partisi eski İstanbul İl Başkanı Sayın Arif Osman Gençtürk ve beraberindeki yöneticiler, DEVA Partisi eski ilçe başkanı Sayın Barış Yılmazkaya ve beraberindeki yöneticiler, Türkiye İşçi Partisi’nden Belediye Meclis Üyesi İbrahim Özdemir, TİP Tokat Kınık Bld. Adayı Sayın Edip koşar ve daha birçok değerli isim de ailemize katılarak bu yürüyüşe omuz verdi.
Cumhuriyet Halk Partisi’ni tercih eden 3.146 yol arkadaşımızın her birine yürekten teşekkür ediyor, ailemize bir kez daha hoş geldiniz diyorum.
Birlikte büyüyecek, birlikte başaracak ve hep birlikte iktidara yürüyeceğiz.
Sayın Uğur Dündar, bugüne kadar hakkında kamuoyuna yansıyan çok sayıda yolsuzluk iddiası bulunan belediye başkanları ve CHP’li siyasetçiler hakkında aynı hassasiyetle yorumsuz paylaşımlar yaptınız mı? Gazetecilik; kişilere göre değil, ilkelere göre hareket etmeyi gerektirir. Gerçek gazetecilik, iddiaları kim hakkında olursa olsun araştırmak ve kamuoyuna aynı mesafede yaklaşmaktır. Aksi hâlde tarafsız gazetecilikten değil, seçici gazetecilikten söz edilir.
Gazetecinin pusulası siyasi görüşü değil, gerçektir. Pusula kişiye göre dönüyorsa, adı gazetecilik değil tarafgirlik olur
60 yıla yaklaşan gazetecilik hayatımda bunu da gördüm!
Doğruluğu belgeler ve itiraflarla kanıtlanmış "Figüranlı CHP toplantısı" haberini konu alan -Kayyım Gürsel Tekin ve cast ajansının açıklamalarına da yorumsuz yer verdiğim- X paylaşımım nedeniyle Kayyım, hakkımda suç duyurusunda bulunmuş.
Hakikaten siyaset ve basın tarihine geçecek ibretlik ve trajikomik bir durum.
Bu arada gazetecileri hedef gösteren Tekin hakkında, ben de suç duyurusunda bulunacağım.
Üyelerimizden elinizi çekin!
Son günlerde CHP üyelerinin tek tek aranarak baskı altına alınmaya, istifaya zorlanmaya ve oluşuma katılmaya ikna edilmeye çalışıldığına dair çok sayıda bilgi geliyor.
CHP üyeleri baskıyla yön değiştirecek insanlar değildir. Her biri hür iradesiyle karar verecek olgunluğa, siyasi birikime ve demokrasi kültürüne sahiptir.
Linç kültürünü, mahalle baskısını ve örgütümüzü hedef alan bu anlayışı reddediyoruz.
Sizin derdiniz yeni bir parti kurmak değil; CHP’yi zayıflatmak. Kurmaya çalıştığınız “Yeni Parti” değil, CHP’nin eskisinin bir kopyasıdır.
CHP, Atatürk’ün kurduğu 103 yıllık çınardır. Kimse bu büyük çınarın üyelerine baskıyla yön veremez. CHP’liler kararını sandıkta, örgütte ve kendi vicdanıyla verir.
Sevgili Burhanettin Bulut,
Ülkede ahlaklılar, ahlaksızlar kadar cesur olmazsa ülke elden gider!
Sizinle mücadele edeceğiz!
Cevap ver: Seyhan hak edişleri için, Celal Tekin eliyle 1 milyon dolar para aldın mı almadın mı? Fezleke Ankara’da maalesef.
Sen sadece laf sokarken biz soru soruyoruz. Her yeriniz açık, saklanacak yer yok.
Çık, açık konuş.
Çok tweet atarak bastıramazsın, hesap vermeyenden “yeni” olmaz.
📌CHP'nin Üye Katılım Töreninde Ne Yaşandı?
📌Yeni Meclis Denkleminde Yeni Anayasa Ne Olacak?
📌CHP'ye Katılımlar Devam Edecek Mi?
📌2028'e giderken siyasi dengeler nasıl değişecek?
Türkiye'nin Ve Siyasetin Öne Çıkan Başlıkları TİVİ6'da
🔴Youtube Canlı Yayın Linki:
https://t.co/I2aSLUAsiP
Yavuz Selim Demirağ (@yavuzsdemirag) Soruyor;
➡️Atila Sertel- 27.Dönem Milletvekili (@AtillaSertell)
➡️Gürsel Tekin-CHP İstanbul İl Başkanı (@gurseltekin34)
➡️Ayhan Bilgen-Hisar İletişim Ve Siyasal Araştırma Koordinatörü (@ayhanbilgen)
⏰Yavuz Selim Demirağ ile #ufukçizgisi Bu Akşam 21.00’de #tivi6'da
#CHPÜyeKatılımı #ÜyeKatılımTöreni #YeniÜyeler #CHPdeDeğişim #CHPdeYeniDönem #SiyasiDengeler
#YeniMeclis #MeclisAritmetiği #MeclisDengesi #YeniAnayasa #Anayasa #AnayasaTartışmaları #AnayasaSüreci
#2028 #2028Seçimleri #Seçim2028 #SeçimHazırlığı #ErkenSeçim #Muhalefet #İktidar