Çalışkan, dürüst ve iyi ailelerde yetişen insanların en büyük sorunu, dış dünyayı da kendileri gibi adil ve şeffaf ilişkilerden oluşan bir yer olarak düşünmeleri ve kendilerini korumadan hareket etmeleridir. Oysa herkes sizin gibi değil. Herkesin ailesi sizin gibi ilkeli ya da terbiyeli değil. Herkes sizin gibi emeği, uzun süren çalışmaları, kendi bileğinin hakkıyla bir yerlere gelmeyi sevmiyor. Herkes insan onuruna, samimi değişime ve özgürlüğe de saygılı değil. Birçok insan kısa yoldan güç, avantaj ve menfaat peşinde. Siz en güzel duygularınızı bile cömertçe sunarken; birçok insan küçük bir tebriğin, artı bir kuruşun ya da ufak bir iyiliğin dahi hesabını yapıyor. Bu yüzden dikkatli olmalısınız. İyiler kendilerini koruyacak kadar zeki ve kurnaz olmalılar.
Bir Adamın şu sözünü hâlâ hatırlıyorum: "Hayattan zevk almak için tatile ihtiyacın varsa, hayatını yanlış kurmuşsun demektir." İşte normal bir günde hayatınızın iyi hissettirmesini sağlayan 20 alışkanlık: 1. 30 dakika erken uyanın ve kahvenizi yudumlarken gökyüzünün renk değiştirmesini izleyin.
Söz orucu da tutmalı insan, bakış orucu, öfke orucu, gürültü orucu, dedikodu orucu. Ekran orucu. Ben orucu.Kulaktan ve gözden her şey girmemeli, ağız boş lakırdıya ve kötü söze kapanmalı. Dürtülerin şaha kaldırıldığı bir çağda, duyunun terbiyesi. Bunun için eşsiz bir aydayız.
Ben sakinlik insanıyım.
Yüksek sesleri, gereksiz tartışmaları sevmem. Hayat zaten yeterince yorucu; bir de kendi içimde gürültü olsun istemem. Her şeyin daha yavaş, daha sade olmasından yanayım. Bir şeyleri zorla oldurmaya çalışmam. Olacaksa olur, olmayacaksa da kendince bir sebebi vardır. İnsanları da duyguları da aceleye getirmem. Her şeyin bir zamanı olduğuna inanırım. Kırıldığımda hemen konuşmam. Bağırmam, hesap sormam. Biraz susarım. Düşünürüm. Çünkü her duygu anında dökülmek zorunda değildir. Bazen susmak, kendini korumaktır.
Ben sakinlik insanıyım.
Yanımda olanın rahat etmesini isterim. Konuşmak istemiyorsa zorlamam. Sessiz kalıyorsa, o sessizliği bozmam. Çünkü bazen anlaşmak, konuşmadan da olur. Gürültü geçer. Tartışmalar unutulur. Ama sakinlik kalır. İnsan sakin olunca hem kendini yormaz hem karşısındakini. Ben bu yüzden sakinliği seçiyorum. Bana iyi geliyor.
2025 YILINDA NE ÖĞRENDİM?
1- Rutin hayatın büyük bir nimet olduğunu öğrendim.
Sıradan bir hayat çoğu zaman insan için büyük bir lütuf. Önemli olan sınırları aşmadan, çerçeveden taşmadan mutlu olmayı becerebilmek. Çünkü göz kamaştıran pırıltılı hayatlar, zifiri karanlıklara gebedir. Her günün bir öncekinin izinden gitmesi neden sıradanlık olsun? Ölçülü bir hayatın içindeki tekrarlar, hayatın kafiyesidir.
2. Her tartışmayı kazanmaya çalışmanın, insanın en büyük yenilgisi olabileceğini öğrendim.
Bazı cümleleri yutmak, bazı kapıları çarpmamak büyümekle ilgili bir şey. Yaş ilerledikçe haklı olmaktansa, hafif kalmanın daha önemli olduğu anlaşılıyor. Bu tartışmaya girmeli miyim? Bu cümleyi gerçekten söylemem gerekiyor mu? Bu haklılık bana neye mal olacak? Bu sorular insanı yavaşlatıyor ve hırsların üzerine itidalden örülmüş şefkatli bir örtü seriyor.
3. İnsana en çok yakışan kumaşın kendi karakteri olduğunu öğrendim.
Karakterimiz, varlığımıza biçilmiş en doğal kumaş. Onu değiştirmeye çalışmaksa bedenimizi değiştirmek kadar nafile bir uğraş. Elma sertliğiyle, domates yumuşaklığıyla güzel. İkinci el sıfatlar özneyi bozar. Elma domatese özenirse, çürümeyi nimet sayar.
4. 50 yaşında zamanın hızlandığını ve insanı bir toparlanma telaşı sardığını öğrendim.
Gençlikte hayat, uçsuz bucaksız ovalarda yol alan bir tren gibi... Ufuk çizgisi uzakta, her şey yavaş akıyor, günler bitmek bilmiyor, mevsimler uzun. 50 yaşından sonra tren birden şehre giriyor sanki. Hız azalsa da pencereye yansıyanlar yakınlaştığı için daha çok hissediliyor. Frenler yavaştan ses vermeye başlıyor ve son durak için toparlanma telaşı başlıyor.
5. İş hayatında “iyi insan” olmanın, en çok kazandıran emeklilik planı olduğun öğrendim.
İnsan taşıdığı unvanlara ne kadar bağlanırsa, emekli olduktan sonra düştüğü boşluk o kadar derinleşiyor. Gençlikte hırslar ne kadar büyükse, yaşlılıkta dünya o kadar daralıyor. O yüzden insanlara davranış şeklini unvanına göre değil vicdanına göre ayarlamalı insan. Çünkü beden yorulup bir kenara çekildiğinde, ruhun mesaisi başlıyor.
6. Kendini ispatlamak zorunda olmadan yaşamanın, en büyük özgürlük olduğunu öğrendim.
Herkesin kendini pazarladığı bir dünyada sessizlik en büyük erdem. Eksiklikler çığlık çığlığayken, sükût tamlığın en büyük ispatı. Zaten başarı hikayeni bağıra çağıra anlatıyorsan, o başarı hikayedir.
7. Sürekli kendisini öven insanın, farkında olmadan zaaflarını haykırdığını öğrendim.
Ne kadar mutlu olduğunu anlatanlar mutsuz. Bağıra çağıra başarılarını anlatanlar başarısız. Hep saygıdan dem vuranlar saygısız. Yani insan hangi konuda eksikse, en çok o konuda gürültü yapıyor.
8. Hikmete ulaşmanın yolunun satırlardan geçtiğini öğrendim.
Güzel bir kitap okumak hikmete yaklaşmanın en kısa ve etkili yolu. Çünkü bilgelik parlak ekranların gürültüsüne değil, loş bir kütüphanenin sessizliğine daha çok yakışıyor.
9. İpe sapa gelmez insanlara abartılı hayranlığın büyük bir özgüven problemi olduğunu öğrendim.
Vasat insanları övmek ve onların peşinden gitmek, insanın kendine ettiği en büyük hakaret. Hayattaki en önemli başarı kimin sevilip kimin sevilmemesi gerektiğini bilmek galiba. Burada denge şaştı mı insan bir ömür yalpalıyor.
10. Çocukların sağ salim eve geldiği her günün büyük bir şükür sebebi olduğunu öğrendim.
İnsan sevdikleriyle ilgili bir imtihan yaşadığında, ipe sapa gelmez şeyleri nasıl da boş yere kafaya taktığını çok iyi anlıyor. O dar vakitlerde insan, kendi uydurduğu sahte dertlerle ne kadar ağırlaştığını anlıyor.
“Para, mevki veya şöhrete aşırı düşkünlükten sakının. Bir gün bunların hiçbirini önemsemeyen bir insanla karşılaşacaksınız. O zaman ne kadar fakir olduğunuzu anlayacaksınız.”
—Rudyard Kipling
Bir noktada anlarsınız ki insanların size davranış biçimi aslında sizinle değil de, onların kendi içsel karmaşalarıyla ilgilidir. O zaman sizler nezaketin değerini kavrarsınız. Bu farkındalık, beraberinde doğal bir bağımsızlık getirir. Artık kimseyi de ikna etmeye, anlamayanı anlamaya çalışmazsınız.
Çünkü fark edersiniz; düşünemeyen insanlar, birçok güzel gidebilecek ilişkiyi kendi korkularıyla, bencillikleriyle mahvettiler. Onlar sizi değil, yalnızca kendilerini düşündüler. Sizse anlayışın ve geri çekilmenin gücünü öğrenirsiniz. Herkesin sevmeyi bilmediği bir dünyada, olgunluk bazen ondan vazgeçebilmektir. Gözlemliyorum ama gerçekten denk gelmiyorum ve asla göremiyorlar bunu. Herkes kendinin en iyisi olduğunu sanıyor oysa sadece cahil ve bilgisiz. İnsanlar tecrübe ile yaşı karıştırıyor.
Evlenmek için geç kaldığını düşünen yığınla insan var. Erken evlendiği ya da yanlış kişiyle evlendiği için yıllarının heba olduğunu düşünen yığınla insan olduğu gibi. Çocuk hasretiyle yananlar, çocuklu hayattan bunalıp özgür yılları düşleyenler.. Kariyer yapamadan geçen yılların yasını tutanlar, çalışma hayatından bitap düşüp evde dinlemeyi hayal eden kadınlar… Herkes sahip olmadığının hasretinde, herkes birbirinin elindekine talip. Başkasında olan cazip bir nimet gibi görünürken elindeki eziyet gibi gelir insana. Mutluluk ise elindekilerle yetinmekle ilgilidir, varolana şükretmektir.
@melekkom Senin problemlerin var, çıldırmışsın. / aa fazla alıngansın şaka yapmıştım. / Böyle davranmamın nedeni sensin.
Manipülatörler genellikle narsisistik eğilimlere sahip, benmerkezci kişilerdir. Kendi ihtiyaç ve çıkarları her şeyin önündedir ve başkalarınn duygularını önemsemezler.
Kemal Sayar der ki; “Kimi insanlar vardır, size sadece var olmanızla bile sıra dışı bir şey yapıyor olduğunuz hissini verirler. Adeta içinizdeki güzelliği çekip çıkarır ve yüzünüze tutarlar. Onlar bu çağın soyluları, çiçek dirilticileridir. Olur da elinizi tutarlarsa bırakmayın.”
İnsan olabilmenin, kalpten kalbe köprü kurabilmenin, empatiyle yaklaşabilmenin içindedir gerçek değer. Bir insanın kim olduğu, hangi makamda bulunduğundan değil; kalbinde taşıdığı sevgiden, adaletinden ve vicdanından anlaşılır. Çünkü statü geçicidir, ama insanlık baki kalır.
@ReiS_TuRCo@populicc Palermo Mondello sahilini çok sevmiştik. Messina ve Taormina da cok güzeldi. Gerçekten Sicilya harika bir yer. İki kez gittim, üçüncüyü de düşünüyorum 😁
@zzzelzelehanim@elsalielsaa Bazı kültürlerde alçakgönüllülük yüceltilir. Övgüyü kabul etmek kibir göstergesi gibi algılanabileceğinden, birey övgüyü geri çevirme eğiliminde olabilir. Övgü aldığımızda, “Bunu gerçekten hak ediyor muyum?” diye içsel bir sorgulama yapabiliyoruz.
@leon_mrt ruh sağlığı hizmeti verecek psikolog bulunamıyor. insan bizi de söyler:) sizin kastettiğiniz memurlar hangi kesim acaba. sosyal hizmetlere gelin de bir görün. kaç işi birden yapıyoruz