One of the most brutal scenes in human history has been leaked.
The moment the tents of displaced people were bombed in the southern Gaza Strip, in the Mawasi area of Khan Yunis, killing more than 500 civilians.
A video that the world must never forget.
15 Temmuz sonrası Irak ve Suriye harekâtlarımız, ülkemizin tepesine yerleştirilen cam tavanı parçalayarak güvenlik paradigmamızda yeni bir dönemi başlatmıştır.
Türkiye kendi geleceğini şekillendiren, bölgesinde oyun kurucu bir aktör haline geldiğini dosta düşmana göstermiştir.
Bugün kendi önceliklerimiz ve yöntemlerimizle yürüttüğümüz Terörsüz Türkiye sürecimizin de Körfez bölgesinden Kuzey Afrika’ya ve Doğu Akdeniz’e uzanan kararlı adımlarımızın da gerisinde işte bu artan öz güven, cesaret, planlama ve bağımsız hareket edebilme kabiliyeti vardır.
Terörsüz Türkiye süreci, bir güvenlik politikasının ötesinde, ülkemizin yeni yüzyılına ilişkin stratejik bir devlet vizyonunun adıdır.
İnşallah süreç hedeflerimizle uyumlu bir şekilde başarıya ulaştığında iç cephemizi güçlendirmekle kalmayacak; Türkiye’nin güvenliğini tahkim edecek, milletimizin önünde yeni kapıların açılmasına vesile olacaktır.
Siyaset zemininde tartışılan bir konuya bir de komplo teorisyenleri eklenince toplum genelinde kalıcı bir algı oluşuyor ve bu algının değişmesi büyük emek ve çabaya ihtiyaç duyuyor. Yıllarca Türkiye İsrail’den tohum ithal ediyor söylemi Türk toplumunda genel kabule dönüşmüş durumda.
GENAR Türkiye Raporu’nun Nisan 2026 sayısı, Türkiye’de tohumculuk sektörüne yönelik toplumsal algı ile makro-ekonomik ve bilimsel gerçeklikler arasındaki derin asimetriyi ortaya koymaktadır.
Bulgulara göre Türkiye’de tohum meselesi, teknik bir tarımsal üretim konusu olmaktan çıkarak tamamen algı temelli bir jeopolitik güvenlik ve gıda endişesi meselesine dönüşmüştür. Resmi veriler, Türkiye’nin sertifikalı tohum üretiminde 1.35 milyon ton seviyesine ulaştığını, dış ticarette 2025 yılı itibarıyla 158 milyon dolar dış ticaret fazlası ile net ihracatçı konumunda bulunduğunu göstermesine rağmen toplumun neredeyse %60’ı, Türkiye’de tohumların tamamen veya ağırlıklı olarak ithal edildiğini düşünmektedir.
Türkiye Raporu’nun bu ayki araştırmasının amaçlarından biri, tohum meselesi etrafında şekillenen toplumsal algıyı ortaya koymak ve oluşan tabloyu tarım sektörünün üretim, dış ticaret ve hukuki gerçeklikleri ışığında analiz etmektir.
Rapor, istatistiksel veri ile toplumsal algı arasındaki derinleşen uçurumu gözler önüne sererek meselenin salt bir ekonomik politika veya üretim kapasitesi sorunu olmadığını, çok boyutlu bir algı yönetimi ve stratejik iletişim sorunu hâline geldiği ortaya koymaktır.
Sonuçlara göre katılımcıların %48’i, Türkiye’deki tohumların İsrail’den geldiğini düşündüklerini belirtmiş, bu ülkeyi bölgesel tohum üretiminde açık ara birinci sıraya yerleştirmiştir. İsrail’i %20,6 ile Avrupa ülkeleri, %13,7 ile Çin ve %7,7 ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) takip etmektedir.
Sosyo-demografik kırılımlara inildiğinde söz konusu İsrail algısının özellikle ileri yaş gruplarında kemikleştiği görülmektedir. 55-64 yaş grubunda bu oran %51,7’ye, 65 yaş ve üzeri grupta ise %55,7’ye kadar tırmanmaktadır. Bunun yanı sıra üst gelir gruplarında dahi Türkiye’nin tohum üretiminde İsrail’e bağımlı olduğu algısının gücünü koruması, bu inancın âdeta tarihsel ve jeopolitik kodlarla nesilden nesle aktarılan bir mite dönüştüğünü göstermektedir.
“KISIR TOHUM” SÖYLEMİNİN TEKNİK GERÇEKLİĞİ
Türkiye’de tohumculukla ilgili en derin bilgi kirliliğinin biyolojik terminoloji alanında yaşandığını ortaya koymaktadır. “Türkiye’de kullanılan tohumların kısır olduğu ve yeniden ekilemediği” yönündeki ifadeye katılımcıların 5 üzerinden 3,23 seviyesinde katıldığı ölçülmüştür Katılımcıların %37,8’i, “Ne katılıyorum ne katılmıyorum” seçeneğini tercih ederek bu teknik konuda net bir bilgiye sahip olmadıklarını belirtirken “Katılıyorum” ve “Kesinlikle katılıyorum” cevaplarını tercih edenlerin toplam oranı %39,5’e ulaşmıştır.
Bu tablo, toplumun yaklaşık %40’lık bir kesiminin “kısır tohum” söylemini doğrudan kabul ettiğini, geriye kalan büyük kitlenin ise bu söylemi reddedecek bilimsel donanıma sahip olmadığını göstermektedir
TOHUMCULUK SEKTÖRÜ YABANCILARIN ELİNDE Mİ?
Tohumculuk sektörüne “yabancı firmaların hâkim olduğu” söylemi, rasyonel bir temele dayanmadığı gibi sektör, 2025 yılında rekor kırarak 1.350.627 ton sertifikalı tohum üretmiş ve 158 milyon dolar net dış ticaret fazlası vermiştir. Biyolojik çeşitliliğin korunması bağlamında da devletin gen bankalarında 122 bin 750 yerel tohum örneği koruma altına alınarak stratejik bir rezerv oluşturulmuştur. Ancak kamuoyunun büyük çoğunluğu, bu verilerin büyük bir bölümünden haberdar değildir.
Başta Tarım Bakanlığı olmak üzere ilgili devlet otoritelerinin bu bilgi kirliğini engelleyecek ve doğru bilgiyi kamuoyuna ulaştıracak sosyal faaliyetlerde bulunması, tohum alanında gösterilen başarı kadar önemli hâle gelmiştir.
Nitekim Türkiye tohumculuğunun temel sorunu, üretim eksikliğinden ziyade iletişim ve algı yönetimindeki sapma olduğu söylenebilir. Türkiye, tarımsal üretimin birinci evresinde yer alan tohumluk üretiminde %80-85’lik yerli payına ulaşarak gıda güvenliğinin en kritik aşamasını çözüme kavuşturmuş bir ülkedir.
Bir dönem siyaset saikiyle kullanılan söylemler, zaman içerisinde ön kabule dönüşüyor. Toplun dimağında oluşan her bir yanlış fikir ihmal edilmeden doğru bilgiyle yer değiştirmelidir. Bu bağlamda yanlış bir algıyı düzeltmek çoğu zaman doğru bilgi yaymaktan daha zor olmaktadır.
https://t.co/Brlp3C74EK
3’üncü İstanbul Dünya İslam Ekonomisi Zirvesi’nin, burada yapılacak tespit ve teşhislerin, ortaya konulacak teklif ve tenkitlerin hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Türkiye’nin yanı sıra dünyanın farklı ülkelerinden zirveye iştirak eden tüm misafirlerimize teşekkür ediyorum.
🗣️ Cumhurbaşkanı Erdoğan:
- Faizin olduğu yerde bereket olmaz. Bereket, helal yollardan elde edilen bir liralık kazancın, haram bulaşan iki liralık kazançtan daha büyük olduğuna inanmaktır.
🗣️ Cumhurbaşkanı Erdoğan, 3. Dünya İslam Ekonomi Zirvesi'nde konuştu:
- Faizin olduğu yerde bereket olmaz.
- Bereket, rahmetli Erbakan hocamızın tarifi ile helal yollardan elde edilen 1 liralık kazancın, haram bulaşan 2 liralık kazançtan daha büyük olduğuna inanmaktır.
Sumud Filosu'nun hukuk ekibi, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvurdu.
🗣️ Avukat Hüseyin Dişli:
— İsrailli yetkililer ve işgal ordusu mensuplarının savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım kapsamındaki eylemlerden yargılanmalarını talep ettik.
🖊 @rabiasenl
https://t.co/20h64wDMzF
Ana muhalefet partisi içindeki tartışmaların hiçbiri bizi ilgilendirmiyor.
Kurultay salonlarından mahkeme koridorlarına taşan bu siyasi ve hukuki mücadelenin hiçbir yerinde yokuz, olmadık ve olmayacağız.
Siyasi ikballeri için huzursuzluk üretmeye çalışanlar unutmasınlar ki bu toprakların mayası şiddete, nümayişe, sokak terörüne, hukuk tanımazlığa prim vermez.
Biz de hangi bahaneyle olursa olsun sokaklarımızın karıştırılmasına, milletimizin kutuplaştırılmasına, halkımızla güvenlik görevlilerimizin karşı karşıya getirilmesine müsaade etmeyiz.
Böylesi hassas bir dönemde Türkiye’nin dikkatini dağıtmaya, milletimizin gönül ahengini bozmaya kimsenin hakkı yoktur ve olamaz.
🚨Gazze'de yapılanlar Lübnan'da da yapılıyor.
Lübnan’da bir baba ve oğlu eve dönerken öldürüldü.
Silah taşımıyorlardı, çatışmanın parçası değillerdi. Yanlarında sadece hatıraları ve evlerine ulaşma umudu vardı.
Bir baba ve oğulun eve dönüş yolculuğu ölümle son buldu. Sivillerin hayatı bir kez daha savaşın hedefi oldu. 💔 #Lübnan #Lebanon #CivilianLivesMatter
📢 Gazze'yi Terk Etme!
#MakeWayForGaza (Gazze'ye Yol Aç)
🗣️ MHP lideri Bahçeli, Gazze'de yaşanan kayıplar hakkında konuştu:
- Daha kaç masum çocuğun katledilmesi, kaç anne babanın evlat acısıyla yanıp kavrulması gerekecektir?
- İslam dünyası ayağa kalkmalı, İsrail'e haddini bildirmelidir.
🚨İsrail'in alıkoyduğu Küresel Sumud Filosu'nun 450 aktivistinden biri daha tecavüze uğradığını anlattı:
🔴 "Pantolonumu ve çamaşırımı zorla indirdiler ve askerlerden biri tarafından tecavüze uğradım”
🔴 "Diğer insanların içlerine silah sokuldu"
🔴 "Kızıma bilinmeyen madde enjekte edildi"
🔴 Avustralyalı belgesel film yapımcısı Juliet Lamont, kelepçeli ve zincirli haldeyken karanlık bir konteynerin içinde İsrail askerinin tecavüze uğradığını, aktivistlere su işkencesi, dayak ve yüzüne elektroşok tabancıyla ateş edilmesine tanık olduğunu söyledi (Double Down News)
🔴 Serbest bırakılmalarının ardından, en az 15 aktivist İsrail'de gözaltındayken cinsel saldırı veya tecavüze uğradığını bildirdi
Gazze'de çalışan İngiliz cerrah:
-İsrail'e ait bombalar çadır kampına düşüyordu.
-Ardından İHA'lar gelip, çocuklar da dahil yerde yatan yaralıları vuruyordu.
-Bu ara sıra değil, her gün oluyordu.