DEM Parti Milletvekili Ayten Kordu: Gülistan Doku soruşturması genişletilmeli
“Sorumluluğu gereği bakanı Süleyman Soylu, emniyet müdürleri, valileri, başsavcıları bu organize cinayette soruşturmaya dahil edilmelidir.
Rojin Kabaiş, Rojwelat Kızmaz, Esma Kılıçarslan gibi pek çok kadın intihar etti denilerek dosyalarının etkin soruşturulmaması özel savaş politikalarının kamu gücüyle yürütüldüğünü açıkça göstermektedir.”
her dönemin bir fotoğrafı olur.
tek bir kareyle koskoca bir direnişi mücadeleyi hatırlarsın.
bir direniş dönemi vardır,
bir kayyum dönemi,
cizre direnişi olur,
sur direnişi,
efrîn’den göç edilen günler,
zap–avaşîn dönemi…
işte bu fotoğraf, bugün o mahalleden.
Aylardan Aralık’tı, karlı dağların gölgesinde, Şırnak’ın Uludere’sinde, Roboski’nin soğuk rüzgârlarında bir kış günüydü. Yoksulluğun zorladığı sınır yollarında, çocuk yüreğimle hayatımı kazanmaya çalışıyordum. Üşüyen ellerimle, Şînê –o maviş gözlü sadık katırıma– semer vuruyor, eyer takıyordum. Annemin sesi kulaklarımda bir ezgi gibi yankılanıyordu: “Kurê min, xwe baş bipêçe, hewa sar e…” Oğlum, kendine dikkat et, hava buz gibi. “bila dayê” diye fısıldadım, içimde hem heyecan hem ürperti.
Yola çıkma vakti gelmişti; gündüz gidip, geceye kalmadan dönmekti niyetimiz. İki amcaoğluyla katırlarımızla yola düştük. Evin aşağısında askeri araçlar gölge gibi duruyordu; içimden bir ses “Dönüşte yolumuzu kesecekler” diye uğuldadı. Ama aldırmadım; bu kesmeler, bu Heron uğultuları artık hayatımızın nakaratıydı.
Yol boyunca köylerden, mahallelerden arkadaşlar katıldı bize; katır kervanı büyüdü, dağ yollarında bir nehir gibi aktık. Çıkar çıkmaz gökte Heron’un o sağır edici şarkısı başladı, gözle görülmez ama kulakları deler bir gölge gibi üstümüzde dolaştı. Geri dönüşün zor olacağını biliyorduk artık; bir pusu, soğuk bir tuzak bekliyordu bizi karanlıkta.
Pusu oyununda sabır kazanırdı; “Askerler bu ayaza dayanamaz, dönerler” diye teselli ettik birbirimizi. Kaygılarımızı rüzgâra bırakıp yolumuza devam ettik. Yüklerimizi –mazot bidonlarını, şeker çuvallarını– aldık, dönüşe geçtik. Heron hâlâ başımızda, uğursuz bir kuş gibi.
Sınıra vardığımızda köyden haber geldi: “Yolda askerler var.” Uzun bir bekleyiş başladı; iki grup dağıldık karlı yamaclarda, fısıldaşarak umut ve korku paylaştık. Soğuk iliklerimize işlerken, birden gök yarılıverdi: Ateş topları, ölüm yağmuru yağdı üzerimize. Bedenimde bir sıcaklık dalgası… Gözlerim etrafa kaydı; parçalanmış arkadaşlarım, kanla boyanmış karlar…
Hareketsiz uzandım beyaz örtüde. Henüz gitmemiştim; karın soğuğunu hissediyordum, ama kıpırdayamıyordum. Bağırışlar yükseldi; dört kol taşıdı beni. Küçük kalbim yol ortasında durdu, gözlerim kapandı sonsuz karanlığa.
Beni babama bıraktılar; o, sınıra koşmuştu beni aramaya. “Serhat, kurê min, ka rabe!” diye yalvardı, ama ses yoktu benden. Gözlerinden dökülen yaşlar, donmuş bedenime sıcak damlalar gibi düştü. Çaresiz, gelip geçenlerden yardım diledi; kimse durmadı, herkes kendi acısının esiriydi. Bedenim ağır geldi ona; eli telefona uzandı, Adana’daki abimi aradı. Şebeke yoktu; bir çalıyor, sonra sessizlik… Sanki cevap verse, ışık hızıyla gelecekti.
Babam başımda bekledi, annem gelene kadar. Ah güzel annem, keşke bir kez daha o sıcacık kucağına sığınabilseydim… Annelerin çığlığı sessiz olmaz; vadiyi, dağları, göğü yırtan bir feryat oldu o. Çığlıklar karanlığı deldi, geceyi parçaladı.
Aralık hüzünlü bir aydır derdi annem. Çocuk aklım “Kar yağdığı içindir” sanırdım; yollar kapanır, elektrikler söner diye. O yaşta nereden bileyim, bu ayın nice kanlı sayfaları olduğunu? Şimdi bir sayfa daha eklendi: 28 Aralık 2011 gecesi, 17’u çocuk 34 canın bombalarla dağıldığı Roboski Katliamı.
Takattan düşen anne babam, köylülerin omzunda bedenimi katıra yükledi. Sonra traktör römorkuna… Ölüler o kadar çoktu ki, üst üste istiflendiğimiz bir yığın olduk. Güzel köyümüz cehenneme döndü; her yerden feryatlar yükseldi göğe. Ambulanslara izin verilmedi; belki gelseler kurtulurdum. Vuranlar uzaktan, bıyık altından gülüyorlardı.
Topluca gömülmemize bile izin yoktu; aileleri tehdit ettiler. Ne diyeyim; ben parçalanmış arkadaşlarımı bırakmadım, onlarla kaldım karlı mezarda.
Şimdi, köyün yan tarafında bulunan mezarlıkta sessiz yattığım yerden duyuyorum: Katiller hesap vermedi. “Operasyon kazası” dediler, dosyayı kapattılar. Ama ailelerimiz vazgeçmedi; 14 yıldır adalet için haykırıyorlar. Her yıl mezarlıkta toplanıyorlar, feryatları dağları inletiyor. Meclis’e önerge veriliyor, anmalar düzenleniyor, barış ve hakikat talep ediliyor. Öfkeleri ilk günkü gibi taze; “Acımızı ancak barış dindirir” diyorlar.
Çetin Encu, 12 salî bû.
Berdan Encu, 12 salî bû.
Erkan Encu, 13 salî bû.
Şıvan Encu, 14 salî bû.
Mehmet Encu, 15 salî bû.
Bilal Encu, 15 salî bû.
Aslan Encu, 15 salî bû.
Adem And, 15 salî bû.
Savaş Encu, 15 salî bû.
Erkan Encu, 15 salî bû.
Orhan Encu, 15 salî bû.
Celal Encu, 15 salî bû.
Fadıl Encu, 16 salî bû.
Mahsum Encu, 16 salî bû.
Şervan Encu, 16 salî bû.
Cemal Encu, 16 salî bû.
Cihan Encu, 16 salî bû.
Vedat Encu, 16 salî bû.
Serhat Encu, 17 salî bû.
Salih Encu, 17 salî bû.
Özcan Uysal, 18 salî bû.
Hüseyin Encu, 19 salî bû.
Nevzat Encu, 20 salî bû.
Hamza Encu, 22 salî bû.
Mehmet Ali Tosun, 22 salî bû.
Selam Encu, 22 salî bû.
Zeydin Encu, 22 salî bû.
Yüksel Ürek, 23 salî bû.
Salih Ürek, 23 salî bû.
Nadir Alma, 23 salî bû.
Seyit Enç, 23 salî bû.
Fikret Encu, 27 salî bû.
Hüsnü Encu, 27 salî bû.
Osman Kaplan, 32 salî bû.
Selahattin Encu, 40 salî bû.
Selman Encu, 40 salî bû.
#RoboskiKatliamı