Değerli Okurlar,
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi devreye girdikten sonra zaman zaman gündeme getirilen “erken seçim” konusu bazı çevrelerce yeniden öne çıkarılmak isteniyor. Konunun çeşitli yönlerini ele aldığımız AA Analiz yazısı bilginize sunulur.
İyi haftalar.
https://t.co/AJIU48DtDY
Roland Garros’ta tekerlekli sandalye tenisinde teklerde Grand Slam finaline çıkan ilk Türk sporcumuz 24 yaşındaki Ahmet Kaplan ile bir araya geldik.
Ahmet’te yalnızca başarılı bir sporcu değil; azmiyle engelleri aşan, emeğiyle hayallerine ulaşan ve özellikle gençlerimize ilham veren güçlü bir rol model gördüm.
Onun hikâyesi; vazgeçmemenin, inanmanın ve kararlılıkla yüründüğünde hiçbir engelin aşılamaz olmadığının en güzel örneklerinden biri.
Nice başarılara, nice zaferlere ve nice set sayılarına. 🇹🇷🎾👏
Ya o raportörü ağırlayan gazeteciler Sn. @omerrcelik ?
- Efendim adalet bakanından da kurtaracak mısınız bizi?
- Tabii tabii yaptırım uygulayacağız kendisine
- Ay çok şükür
(Alkışlar)
- Efendim, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in AB yaptırım listesine koyma kararını “mutlak butlan” kararından sonra aldınız değil mi?
- Hayır abartmayın
- Neyse sonuçta yaptırım kararı aldınız.
(Alkışlar)
- Saygıdeğer efendim, bir an Avrupa Birliği’nin umursamazca kafayı öteki tarafa çevirip bizi Erdoğanla başbaşa bıraktınız izlenimine kapıldık?
- Hayır, hayır size yardımcı olacağız merak etmeyin.
(Alkışlar)
- Efendim teyit etmek için soruyorum; Avrupa Birliği ile yaşadığımız sorunların tek bir sebebi var o da cumhurbaşkanı değil mi?
- Evet evet Cumhurbaşkanı. Ondan kurtulmanız gerekiyor.
- İnşallah efendim yardımlarınızla. Ama sizde o iktidarda kaldığı sürece Türkiye ile ilişkileri ilerletmeyeceksiniz değil mi? Doğru mu anlıyorum?
- Tabii tabii merak etmeyin, fırıncıya söyleyeceğiz Türklere ekmek de vermesinler.
(Alkışlar)
CHP Genel Merkezi ve Sayın Genel Başkan Kılıçdaroğlu’na bir dostane tavsiye;
Asıl itibarıyla karşınızda, kirlendikçe kirlenip, rüşvetten fuhuşa kadar her türlü pisliğe bulaşmış, siyasetin haysiyeti ve etiğinden kilometrelerce uzak düşmüş birilerinin mevcudiyeti sizin için işleri kolaylaştırıyor olması lazım. Hiç değilse iletişim anlamında bu böyle. Ancak olmuyor. Özür dilerim; Berhan Şimşek tarzı/türü profillerle olmasıda mümkün değil zaten.
Bir `Siyasal İletişimci` olarak söylüyorum; hiç değilse şu geçiş süreçlerinde bu arkadaşları biraz kenarda tutsanız? Bu arkadaşlar da şu aralar konuşmayarak, görünmeyerek CHP`nin tarihsel yürüyüşüne bir katkı sunabilirler.
CHP bu ülkenin kurucu ve kaynak partisi. Bütün partilerin çıktığı kaynaktan bu işi hakkıyla ve hoşa gidecek şekilde yapacak insanlar da bulunur. Tanıyoruz, neler var neler?
Müslim bey oldu mesela? Oturdu.
İletişim Farklı Ama Siyasal İletişim Çok Daha Farklı Bir Dünyadır.
Farkedilen bir bilgi birikimi gibi bir sempatisi, albenisi de olan hatta giyimi, görüntüsüyle de hoşa giden bir kişinin söylediği çok doğru olmayan bir şeyler bile inandırıcı gelebilirken insanlara.
Buna karşılık antipatik, sürekli savuran, sloganvari konuşan, imajı da problemli birinin söylediği şaşmaz bir doğru bile ilgi görmeyebilir, inandırıcı olmayabilir. İtici gelir insanlara.
Ekranlarda sağa sola çakan(!) işin kötüsü bunu da Siyaset yapmak sanan, İsteseler de hiç bir konuyu detaylandırıp, tartışma götürecek birikimleri de olmadığından etrafa hakaretler yağdırmak suretiyle daha çok savundukları kişi, kurum yada davaya zarar veren tiplerden sözediyorum.
Haklı bir siyasi davaya yahut hani salsanız zaten kendi başına yürüyüp gidecek kadar karizmatik bir siyasi aktöre de rakiplerinden daha çok sözünü ettiğim bu türler zarar verir.
@t24comtr Gazze sonrası Batı’nın demokrasi söylemi ciddi bir meşruiyet krizi yaşamaktadır. Türkiye ise yönünü dış telkinlerle değil, millet iradesiyle tayin etmektedir. 🇹🇷
Asıl mesele çok net. Türkiye artık Batı’nın yön verdiği eski Türkiye değil. Gazze’de susanların demokrasi dersi vermesi karşılık bulmuyor. Bu millet kararını çoktan verdi; iradesini dışarıya teslim etmez. Türkiye’nin rotasını Ankara çizer, Brüksel değil. 🇹🇷
🔴 'Gölge raportör' açıkladı; Avrupa Parlamentosu, Adalet Bakanı Akın Gürlek'in AB yaptırım listesine alınmasını isteyecek
📌 Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu’nda 17 Haziran’da oylanacak Türkiye raporunun taslak metninde Adalet Bakanı Akın Gürlek’in “yaptırım listesi”ne konulması önerisi var
📌 Raporun hazırlanmasında kilit rol oynayan Slovenyalı Parlamenter Vladimir Prebilic, kabul edilse bile tavsiye niteliğinde olan, doğrudan sonuç doğurmayan rapor konusunda Ankara’nın da bilgilendirildiğini, “Bu ismi çıkartmanız için yapabileceğimiz bir şey var mı?” yanıtı verildiğini söyledi
✍️ Cansu Çamlıbel'in söyleşisi...
https://t.co/d8EX9oxdPp
@cansucamlibel
- Sorununuz Cumhurbaşkanınız, bizimle yürümek istiyorsanız ondan kurtulmanız gerekiyor!
- Adalet Bakanınız Akın Gürlek`i AB yaptırımlar listesine alacağız!
I-nı-nınnnn... Ne yapacağız şimdi? bakar mısınız nasıl da elimiz ayağımıza dolaştı.🙂
Batı`nın etki ajanları, muhalif gazeteciler, hala Batılı güç merkezlerini arkalarına alarak, emperyalist, küresel müdahalelerle Türkiye`de iktidar devşirmenin hayalini kuruyor ve batılı kurumların kapısında hala `Size Baba Diyebilirmiyim?` modunda ağlaşmaya devam ediyorlar. 🙂
Tabii serde yeni dünyada Türkiye`nin artık neye karşılık geldiğinin farkına varmamışlık var, Türkiye`nin çok uzun zamandır bunların batılı efendilerinin hükmettiği, manivela ettiği, o "otur!" diyince oturan, "kalk!" diyince kalkan bir ülke olarak yaşamaktan çoktan vazgeçtiğini görememek var.
Bu sebeptendir bir umut; AB raportörünü getirip bizi bir güzel dövdürmüşler, bize nasihatler, talimatlar verdirmişler, ne uyarılar yaptırmışlar bize ne uyarılar? Peh peh peh 🙂
Adalet bakanımız Akın Gürlek`i yaptırımlar listesine alırlarmış? Sormayın, Akın Gürlek de şimdi bir telaş bir telaş.
Geçmişte Amerika da aynı işlemi Süleyman Soylu için uygulamıştı. Zaten raportör de oradan ilham aldıklarını röportajda açık ediyor.
Ha birde asıl sorunumuz Cumhurbaşkanımız imiş ondan kurtulmalı imişiz tez elden.
Bu da yeni değil tabii.
Of of of bunun için neler yapmadılar? Nelere maruz kalmadık? Terör örgütlerini üstümüze saldılar, ekonomik terör, diplomatik ablukalar yetmedi darbeye kalkıştılar.
Bütün dertleri ve talepleri bu idi evet: “Erdoğan`ı Terkedin!”
Batı`nın bu talebinede en net cevabını Türk milleti 15 Temmuz`da kanıyla sokaklara yazdı aslında: "Erdoğan`ı Terketmeyeceğiz!"
Zaten Avrupalıların, AB`lerin, demokrasiden ne anladığını da hiç bir şeyde degilse 15 Temmuz`da gördük.
Yani toplamda bu durumda AB`ye alınmayacağız gibi görünüyor? Ne yapsak acaba?
AB Türkiye`nin ne kadar umru yada gündemi pekala?
Mesela Türkiye’de çıkıp sokağa sorsalar keşke?
Bizim halkımızın AB`den anladığı artık genel alıcı bir kan grubudur, RH faktörüne bağlı olarak çeşitlilik gösterir, kendinden başka bir kan grubuna (misal bir Müslümana) kan verme anlamında faydası yoktur.
Zaten asıl olarak bu coğrafyada ahlak ve namus sahibi birilerinin, gazeteci, aydın geçinen birilerinin hala Batı`dan demokratik referans indiriyor oluşu garip ve sorunlu.
Gazze Milat idi.
Avrupalıların, AB`lerin, demokrasiden, insan haklarından ne anladığını Gazze`de gördük.
Gazze turnusol oldu.
Anlaşıldı ki; Avrupa Müslüman düşmanıdır.
Anlaşıldı ki; Batı`ya göre müslümanların hayatı diğerlerinden daha kıymetsiz.
İnsan Hakları, Uluslararası hukuk filan da sadece isteğe bağlı olarak, farklı coğrafyalarda, dinsel ve etnik mensubiyetlere göre uygulanır yada uygulanmaz.
Bundan sonra hiç bir Batılı ‘İnsan Hakları’ vb. konularda ağzını açıp ahkam kesemez ve bundan sonra Türkiye başta olmak üzere müslüman coğrafyalarda hiç kimse Batı’nın referanslarıyla insan hakları savunuculuğu yapamaz.
Bizimle ilişkileri böyle.
Fakat bu arada kendilerini de tükettiler.
Geri zekalı Avrupalı siyasetçiler, kendi kıtalarının geleceğiyle de oynadılar. Artık o çok övündükleri insan hakları, hukuk gibi değerlerin yerini şimdilerde eşcinsellik, lgbt lobiciliği, pedofilicilik, uyuşturucu tüccarlığı almış. Sosyal politikaların buharlaştığı, yasakların artıp, rejimlerin otoriterleştiği, Irkçılık gibi hastalıkların pençesinde kıvranan bir Avrupa bırakıyorlar çocuklarına.
Tabii bizim AB'ye yaklaşma sürecimizde bunlar hesapta yoktu. Böyle bir Avrupa'ya Türkiye’nin sempati ile bakması mümkün değil.
Velhasılı -bizim kapımızda köpeğimiz olmaz- üç kuruşluk tipleri oturtup Türkiye`ye parmak sallatmakla filan olmaz. Orantısız bir gözü dönmüşlükle iktidar karşıtlığını iyiden iyiye memleket karşıtlığına çevirmekle olmaz.
Halep ziyaretimizde, kalbi memleket sevdasıyla çarpan 11 yaşındaki Türkmen kardeşimiz Cihan ile bir araya geldik.
İstanbul’da doğup büyüyen ve ailesiyle Şam’a dönen Cihan, şimdilerde Halep sokaklarında çektiği videolarla memleketini dünyaya tanıtıyor. Onun bu azmini ve gözlerindeki o ışığı görmek bizleri mutu etti.
Yolun açık olsun Cihan, seninle gurur duyuyoruz!
158 yıldır iyilik yolculuğumuzun her adımında; gönüllülerimiz, çalışanlarımız, bağışçılarımız ve destekçilerimizle birlikte yürüdük. 🌙
Bir yarayı saran ellerde, bir umudu yeşerten gülümsemede, ihtiyaç anında uzanan her yardımda aynı değerleri yaşattık.
158 yıldır iyiliği birlikte büyütüyor, insanlığın yanında olmaya devam ediyoruz. ❤️ #Kızılay158Yaşında #SensizOlmaz
SAHADAKİ BASIN EMEKÇİLERİNDEN ELİNİZİ ÇEKİN
Medya patronajının tercihi doğrultusunda oluşan yayın politikalarının ve de ekranlarda stüdyo konforunda bol keseden esip gürleyen tetikçi ekran yüzlerinin yediği haltların ceremesini (saha baskısını, fiziki zorlukları ve halkın tepkisini) sahada üç kuruşa çalışan muhabirler çekiyor.
Sahada çalışan emekçiler, kanalın genel politikası nedeniyle doğrudan hedef tahtası haline geliyor.
Yüzbinlerce liraya ona buna paralı tetikçilik yapan ve toplumu gerdikçe geren marka(!) beyler, bayanlar yani bu işlerin asıl sorumluları stüdyo konforu dışında da korunaklı alanlarının dışına çıkmazlar.
Gücünüz yetiyorsa onlara sulanın fakat sahadaki basın emekçilerinden, üç kuruş maaşa ordan oraya koşturan basın emekçilerinden elinizi de dilinizi de çekin.
Size diyorum.
ÇIPLAK ARAMA KOLAY DAHA KÖTÜSÜ BÜTÜN ŞEREFİNİZİ PAZARA ÇIKARMIŞ, BÜTÜN HAYSİYETİNİZİ İMAMOĞLU GİBİ BİR ADAMIN PEŞİNDE HARCIYORSUNUZ.
İmamoğlu-Özel familyasının `Yalan Söyleme` işini sistematik bir hale getirip, abartılı ‘yalan kullanımı’ ve son yıllarda algı operasyonları ve manipülasyonları siyasette bir yöntem olarak benimseyip kullanmalarına alışkınız.
İmamoğlu`nu buraya kadar sadece parasıyla kurduğu bir iletişim-medya organizasyonu taşıdı ve o organizasyon hala orantısız bir alçaklıkla her türlü yalanı servis etmeye devam ediyor.
Şimdi gelelim günün yalanına;
İmamoğlu Suç Örgütünün önde gelen elemanlarından Fatoş Pınar Türker isimli şahıs yine çıplak arama iddialarıyla gündeme geldi. Malum medya organizasyonu da anında alıp servis etti.
Aslında iddia yenide değil.
Konu daha önce, 21 Aralık 2025 tarihinde gündeme gelmiş ve Başsavcılık şu açıklamayı yapmış:
"Rüşvet Almak suçundan tutuklanan Fatoş Pınar Türker, Marmara Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na kabul edilmiştir.
Tutuklunun kuruma kabulü sırasında yapılan işlemler, Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik’in 34. maddesi hükümleri doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda üst ve eşya araması yapılmıştır.
Söz konusu arama, dışarıdan görülmesi mümkün olmayan ve herhangi bir görüntü kaydı bulunmayan bir alanda gerçekleştirilmiş olup, iddia edildiği şekilde tutuklunun kıyafetlerinin çıkarılması söz konusu değildir.
Saat 18.01’de başlayan arama işlemi 18.02’de tamamlanmış; düzenlenen arama tutanağında, tutuklunun ”herhangi bir zararının ya da şikâyetinin bulunmadığı” hususu açıkça tespit edilmiştir.
Sonuç olarak, Fatoş Pınar Türker’in Marmara Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda çıplak aramaya tabi tutulduğu ya da tutuklulara mahsus yaşam alanları dışında tutulduğu yönündeki iddialar tamamen asılsızdır..."
Dikkat edin;
Saat 18.01’de başlayan arama işlemi 18.02’de tamamlanmış.
Yani sadece 1 dakika.
Dikkat edin;
Düzenlenen arama tutanağında, tutuklunun ”herhangi bir zararının ya da şikâyetinin bulunmadığı” hususu açıkça tespit edilmiştir.
Yani tutuklu her şeyin kuralına uygun yapıldığına onay vermiş.
İmamoğlu ve ekibi ve medyası bu yolda namus, şeref, kadınlık her şeyi araç edecek kadar ahlaksız.
Şimdi gelelim ÇIPLAK ARAMA işlemine!
Almanya`dan, Fransa, İsviçre`ye kadar bütün o demokrasilerinden bol bol referans indirdiğiniz Batı demokrasilerinde Cezaevine girişte `Çıplak Arama` rutin bir işlem ve zorunludur!
Ve bu önce içeridekilerin güvenliği için zorunludur.
Bütün Avrupa ülkelerinde cezaevleri yönetmenliklerini okuyun. Cezaevi yönetmelikleri bu işlemi zorunlu kılar sadece hangi koşulda, nasıl yapılacağını size anlatır:
▪️ Arama aynı cinsiyetten gözetim görevlileri tarafından yapılır. ▪️Arama sırasında önce bedenin üst kısmı aranıp, giyildikten sonra alt kısma geçilir.▪️Bedene dokunulmaması için gerekli özen gösterilir. vb. vb.
Yani bizde yapılmıyor ama Avrupa`da rutin işlem?
...Beyler, bayanlar `çıplak arama` kolay iş. Ben 12 Eylül işkencehanelerinde de sonra firarlıkta mültecilikte Avrupa nezarethanelerinde de çok çıplak arandım. Bütün derdiniz çıplak aranma olsun. Problem o ki üç kuruşluk heriflere bu kadar angaje olup namusunuzu şerefinizi kaybetmeyesiniz! Kimse için yalana kire bulaşmayıp, kişiliğinizden, kendinizden vermeyesiniz. O paralar sizi kurtarmaz, Çoluk çocuğunuzun yüzüne bakacak yüzünüz kalsın....
Asırlardır barışın ve özgürlüğün yurdu olan Kudüs’ün özgürlüğüne kavuşacağı günler yakındır.
Gazze, Kudüs ve Mescid-i Aksa yine özgürlüğün, barışın ve esenliğin yurdu olacaktır.
İnanıyoruz, bu kutlu günler çok yakın. 🇹🇷 🇵🇸
Bazı basın yayın organlarında yer alan ve sosyal medya hesaplarında paylaşılan “Türk uçaklarının Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias ve Avrupalı bakanları taşıyan uçakları taciz ettiği ve yine Türk uçaklarının Yunanistan hava sahasını ihlal ettiği” yönündeki iddialar tamamen gerçek dışıdır.
7 Haziran 2026 tarihinde Yunanistan-Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) rotasında uçuş icra eden 6 hava trafiğinden 4’ü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) hava sahasını ihlal etmiş, bu nedenle KKTC’de konuşlu A/R nöbeti tutan iki Türk F-16 uçağı derhal tedbir amaçlı kaldırılmıştır.
Uçaklar, KKTC hava sahası üzerinde görev yapmış olup GKRY hava sahasını ihlal etmemiş, bahsi geçen trafiklere taciz yapılmamıştır.
Öte yandan, 6 Haziran 2026 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın 115’inci Kuruluş Yıldönümü ve “Gençlik ve Havacılık Festivali” kapsamında gerçekleştirilen uçuşların tamamı 2’nci Ana Jet Üs Komutanlığı uçuş bölgesinde icra edilmiş olup; Yunanistan hava sahası herhangi bir şekilde ihlal edilmemiştir.
Uluslararası kamuoyunu manipüle etmek ve provokasyon oluşturmak amacıyla ortaya atılan iddialara itibar edilmemesi önemle rica olunur.
Dini, dili, etnik kökeni, yaşam biçimi veya dünya görüşü ne olursa olsun her kadının onuruyla, güven içinde ve ayrımcılığa maruz kalmadan yaşayabilmesi için çalışmak en temel sorumluluklarımızdan biridir.
Bir kadını kimliği, kökeni ya da cinsiyeti üzerinden aşağılayan, küçümseyen veya hedef haline getiren ifadeler hiçbir gerekçeyle meşrulaştırılamaz. Mizah kisvesi altında sarf edilmesi de bu gerçeği değiştirmez.
Kadına yönelik şiddet yalnızca fiziksel eylemlerle sınırlı değildir; hakaret, aşağılama ve insan onurunu zedeleyen söylemler de şiddetin bir parçasıdır.
Bu tür ifadeleri en güçlü şekilde kınıyor; toplumsal hayatımızda saygıyı, nezaketi, insan onurunu ve birlikte yaşama kültürünü esas alan bir dilin hâkim olması gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.
Medyamız tümden siyasetin tahakkümüne gireli epey oldu. Bırakınız iktidar yada muhalefet yanlısı olmayı, partiler arası rekabette saf tutmayı filan da geçin parti içi çekişmelere en militan şekilde dahil oluyorlar.
Artık kendilerini gerçeklikten çok bir odağın menfaatine şartlamış durumdalar. Kendilerinden memnun olma ölçüleri de zaten tahakkümüne girdikleri o menfaat grubunun işine yarayıp yaramadıklarına göre.
İlkeler, prensipler, gazeteciliğin bütün evrensel ve etik değerleri taca çıkmış. Gazeteciliği yalnızca iban`larına para transferini sağlayan bir araç olarak gören birileri de cabası.
(Bazı arkadaşları şaşırarak izliyorum)
Gazetecinin siyasete bu kadar militanca angaje olması, basın tarafsızlığını zedeler, mesleki inandırıcılığı ile birlikte itibarını da yok eder ve kendisini haberciden propaganda aracına dönüştürür.
İktidar yada muhalefet karşıtlığı tamam, siyaseten birileriyle aynılaşmak, birlikte hareket etmek de tamam ama yalan söyleyebilecek, iftira atabilecek kadar gözü karartmak nedir?
Gazetecilik bu değil. Bu bir cinnet hali.
Çok basit yalanlarla yakalanıyor anlı şanlı gazeteciler, kendilerini infilak ettiriyorlar. Bir yandan gazetecilik mesleğini itibarsızlaştırırken bir yandanda basın özgürlüğünü tartışılır hale getiriyorlar.
Bakın, yanlış düşünebilirsiniz. öngörülerinizde, değerlendirmelerinizde yanılabilir, hatalı sonuçlar üretebilirsiniz. Ancak yalan söylemek bilinçli bir aldatma girişimidir; Bir menfaat beklentisi içerisinde gerçeği saklama motivasyonudur.
O yalan üstünüze, kişiliğinize yapışır kalır, `yalancı` derler size. Çocuklarınızı düşünün. Ben çok düşünürüm çocuklarım benim vicdanımdır asla onlara mahçup olmak istemem. Düşmeyin o duruma. Bunca yıldır yazıyorum; Bana `yanlış düşünüyorsun` diyebilirler -dediler de çok- fakat bir sadece bir defa olsun `yalan söylüyorsun` diyemediler. Zaten böyle bir duruma düşeyim, yazmayı, konuşmayı da sonlar çeker giderim.
Yapmayın bu kadar. Bir frene basın arkadaşlar.
- @mehmetcek06 -
Gazeteci filan değil Ahlaksız, tetikçi bir çete bunlar.
Cenevre'de ILO tarafından düzenlenen 114. Uluslararası Çalışma Konferansı'nda Türkiye'yi temsil eden heyeti nasıl takdim etmişler bakar mısınız?
Bakın belkide tarihimizde ilk defa devlet, işçi ve işveren temsilcilerimiz birlikte uyum içerisinde uluslararası arenada bir gövde gösterisi yapıyorlar.
Fotoğrafın çekildiği nokta ise Türkiye`nin Cenevre`deki Daimi Temsilciliği. Ayrıca masada heyetimize ILO`nun yöneticileri ve beş yabancı devlet bakanı da eşlik ediyor.
Fakat, bu muazzam tablo nasıl bir yalan çarpıtma ile itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor görüyor musunuz?
Ahlaksız bir çete bunlar gazeteci filan degil.