Oğuz Atay içimizdeki o neşeli çocuğu ruhumuzdan uzaklaştıran büyümek ağrısından şöyle bahsetmiş: "Tehlikeli oyunlar oynanmıştır. İnsanın içinde ifade edilmez bir eksiklik duygusu kalır. Her şey başka türlü olabilirdi sanki. Bütün bu oyunlar bu kadar da kötü oynanmayabilirdi."
Tek başıma kitap okuyordum.
Oturabilir miyiz dediler. Sigara içmeyecekseniz tabii buyrun dedim, trip atıp gittiler.
Halihazırda okumakta olduğum bir masada, sigara içmediğim halde, sigaranıza tahammül etmem gerektiğini mi düşünüyorsunuz?
Burada da haklı olamazsınız ya artık. Pes.
Deniz Göktaş'a ters kelepçe yaptılar. Yetmedi, 90 bin camide Deniz'i hedef alan hutbe yayınladılar. Yetmedi, tutukladılar. Yetmedi havalandırma ve ışıklandırmanın az olduğu, 23 saatin hücrede geçtiği kuyu tipi bir cezaevi olan Çorlu Karatepe'ye gönderdiler.
Aşkolsun sana Deniz!
Herkes “Deniz Göktaş tutuklandı” yazdı geçti. Ama kimse ifadede Deniz’e neler sorulduğunu, Deniz’in ne cevaplar verdiğini söylemedi. İşin trajikomik tarafı tam da burada!
📍Özellikle ifadede olan çok komik 2 soruyu sizler için özetledim:
1– “S*ktiğimin dalgıçları” diyerek haşema giyen kadınları mı aşağıladın?
Cevap: Söylemin tamamını incelerseniz, haşema ile denize giren insanlara karşı ön yargılı olan insanları eleştiriyorum!
'S*ktiğimin dalgıçları' diyerek seyirciyi ters köşeye düşürüyorum, söylemin başında seyirci benim haşema giyerek denize giren insanlar ile ilgili konuşacağımı sanıyor.
Ben konuyu dalgıçlara getirerek seyirciyi kendi ön yargısı ile yüzleştirerek eleştirel bir gösteri sergiliyorum!
2– “Canlı bombalardan korkuyorum ama en çok da oruç tutanlarından” söylemi ile ne kastettiniz?
Cevap: Canlı bombalar arasında oruç tutup tutmamak şeklinde ayrım olmasının sebebi; kelime oyunu amaçlıdır.
Ben oruç tutan insanlar uzun süre aç ve susuz kaldıkları için daha gergin olacaklarını düşünerek böyle bir şaka yaptım.”
— Düşünebiliyor musunuz bir komedyen, “neden şaka yaptın” diye suçlanarak şaka yaptığı için tutuklanarak cezaevine gönderildi!
Şaka yahu şaka!
hayat kısa. endişe ve kederle uzamıyor, sadece tükeniyor. hepimiz yolcuyuz. hiçbir dert doğarken bizimle değildi giderken de taşınmayacak. kalıcı olmayanı yük edinmek geçip giden yolu ağırlaştırmaktan başka bir şeye yaramıyor. yol bitiyor ve geriye sadece yorulan kalbimiz kalıyor
CHP Genel Merkezi’ni ziyarete gelen Erkan Baş, yıktı geçti…
“İçimizde yılgınlığa düşen varsa Akbelen’de toprağına sahip çıkan köylülere bakarak ders alsın,
Bir buçuk yıldır cezaevinde tutulan Ekrem İmamoğlu’na ve arkadaşlarına bakıp örnek alsın”
Bir üniversite bir gecede kapatılıyor. Binlerce öğrenciye ne olacak, mezunlara ne olacak, akademisyenlere ne olacak diye insanlar kaygıyla bekliyor.
Öte yandan buna bile birkaç saat içinde alışmamız bekleniyor. Buna bile “Ne bekliyordunuz?”, “Şaşırdınız mı?” tepkileri havada uçuşuyor.
Bu da ayrıca ürpertici. Çünkü şaşırmayı hepten yitirmek hayal kırıklığını önlemiyor ama olan biteni kolaylaştırıyor.
İnsan olan bitene ne kadar rahat alışır, ne kadar kolay razı olursa, daha fazlası da o kadar kolay oluyor.
Bundan sonra canları ne zaman isterse, mahkeme kararıyla herhangi bir yerdeki seçimi iptal edebilirler. YSK bugün bunun kararını aldı. Tarihe kara bir leke!
Ödeyemediğiniz kira, kredi kartlarıyla döndürmeye çalıştığınız harcamalar, alamadığınız et, gidemediğiniz tatil, oturamadığınız bar, dilediğiniz saatte yürüyemediğiniz sokaklar ve artık olmayan okulunuz hah işte tüm bunlar politik
john berger ‘kelime dağarcığımız çok fakir olduğu için hayatta başımıza gelen pek şey isimsiz kalır’ der. doğru kelimeyi bulamadığımız için yarım kalan hiç yaşanmamış sayılan ne çok anı var. sanki hissettiklerimiz bir dil bulsa her şey birden hafifleyecek ve nihayet iyileşeceğiz.