Kişisel gelişim ve psikoloji sayfaları, Y kuşağını ana-baba katiline çevirmeye yemin etmiş gibi dört nala at sürüyor; hey maşallah! Keşfette bir videoda biraz fazla oyalanınca art arda aynı minvalde içerikler düşmeye başladı da önüme...
Elbette aile ilişkilerini sorgulamak, kuşak travmalarını konuşmak kıymetli ama her insanî kusuru ‘toksisite’, her anne-baba hatasını da telafisiz bir yara gibi paketlemek de ayrı bir endüstriye dönüşmüş durumda sanki, ne dersiniz?
Şahsen metot oyunculuğu yapan çok kadın oyuncu biliyorum; Hilary Swank bu işi bir dönem en iyi yapanlardandı hatta. Sürdürülebilirliği tartışılır ama burada eleştirilen şey yöntemden ziyade, bazı erkek oyuncuların metot oyunculuğunu neredeyse tüm kaprislerini ve problemli davranışlarını meşrulaştıran bir “sanatçı dehası” zırhına dönüştürmesi. Ama biz bu davranışlara alışığız, grip olunca da aynı dramatik havaya giriyorlar çünkü :)
Kristen Stewart, “metot oyunculuğu” takıntısına çok sert çıktı:
🔹 “Hiç kadın bir oyuncunun 'method' olduğunu duydunuz mu?”
🔹 “Bence oyunculuk doğası gereği savunmasız bir şey.”
🔹 “Oyunculuk zaten teslim olmayı gerektiriyor.”
🔹 “Bu yüzden bazı erkek oyuncular bunu bir gösteriye çevirmek zorunda hissediyor.”
🔹 “Sanki ‘Bakın, ben sadece rol yapmıyorum, acayip bir şey başarıyorum’ demek istiyorlar.”
🔹 “Çünkü oyunculuğun kırılgan tarafı onlara fazla kadınsı geliyor.”
🔹 “Metot oyunculuğu bazen bu utancı kapatmak için yapılan bir sihir numarası gibi.”
🔹 “Oyunculuk sadece rol yapmak.”
🔹 “Bir sahneden önce 50 şınav çekmek zorunda değilsin.”
🔹 “Ama erkek oyuncular bunu yaptığında ‘ne kadar adanmış’ deniyor.”
🔹 “Kadınlar yoğun çalışınca ise hemen ‘deli’ ya da ‘fazla duygusal’ görülüyor.”
Bugün elime çok güzel bir yöresel ağız sözlüğü geçti: Fethiye Sözlükçesi. Mehmet İbiş önsözde şöyle demiş: "Sözün harmanı olmuyor, söz istençle bitirilmezse sonu gelmiyor. Su ve havanın, dört unsurun sonsuz dönüşümleri gibi. Sözlükçe yerelliğiyle toprak; edepsiz ve öfkeli hallerinde ateş oldu, yıllardır içimden dışıma akıyor, havası hevesimi hep canlı tutuyor..."
Uzun zamandır bir sözlüğe karşı böyle bir heyecan duymamıştım, faydalanalım bakalım :)
@muratagirel "Tuzla'da atıl bir fabrikada elleri ve ayakları bağlı halde bulundu, sağlık durumu iyi" deniliyor. Ülke, iyice Latin Amerika ülkesine döndü.
Kırk yılın başı bi tv izleyeyim, belgesel kanalı açayım dedim. TRT Belgesel'e denk geldim. Keşkek tarifi veriyorlar. Bayağa tarif yani, başka bi şey yok. Seslendiren reality showlardaki dış ses gibi konuşuyor, türkü falan söylüyor 😅 Çok kötü ya...
Çünkü eskiden çocuklar oyun yoluyla "sınır" ve "karşılıklı rıza" öğrenirdi. Birinin başlattığı oyuna dahil olduğumuzda başkasının alanında olduğumuzu bilir, oyundaki sınırlarımızın farkında olur, sonradan gelenleri de o alanın sahibinin rızasını almaya yönlendirirdik. (Bunun nedeninin sonucunun çok farkında olmazdık tabii ama bize bu öğretilmişti). Şimdiki çocuklar bırakın sınır-rıza farkındalığını, kendi kendilerine oyun kurma becerisinden bile yoksun.
Tarık Akan'a 86 yapımı Adem ve Havva filminde pilavlık bulgurla etli çiğ köfte yoğuruyor :) gündüz vakti millet ne zaman hazır olur, diye soruyor. "1 saate" diye cevap veren Akan sonraki sekansta zifiri karanlıkta yoğurma işlemini bitirmiş oluyor :)
“Dünya bize öyle kapattı kendisini…”
Tanpınar’ın zamana ve insana dair en güzel eserlerinden biri: Zaman Kırıntıları.
Erdal Özyağcılar’ın 1979 tarihli TRT Arşiv kaydından.
@StargalWas@cmkosemen Rer Apartmanları. Sanırım bu İç Sokakta'ki. Kilis 7'deki 2020 gibi falan yenilenmişti diye hatırlıyorum benziyorlardı. Bunu niye bu kadar atıl bıraktılar ben de bilmiyorum.