kendini yetiştirme sancısı. yirmilerinin başıyla sonu aynı olmasın diye çırpınış. kendini kendine karşı kanıtlama sorumluluğu. ait olmadığın yerden kurtulma çabası. bitmeyen bir büyüme ağrısı.
gece gece karşıdan karşıya geçerken gelen araba yavaşlamasın rahat geçsin diye ben hafif koşarak karşıya geçmeye çalışırken arabadaki mahluk o çocuğu olduğu için gövde gösterisi yapcam diye hızını arttırıp son gaz arabayı üzerime sürüyor kadınlar boşuna erkeklere düşman değil
hep bir aitlik duygusu arıyorum. insana “tamam, burası benim yerim” dedirten bir şey. sanki herkes yerini bulmuş da, ben hâlâ yoldayım gibi. ne bir yer, ne bir insan, ne de bir an “evim” gibi hissettirmedi bana. tamamen yabancısıyım bu işin.
isterdim ki, insanlarla kurduğumuz bağlar bir akşamüstü rüzgarı gibi hafif olsun. tereddütsüz, hesapsız ve berrak. birbirimize güvendiğimizde içimizde kırgınlıklar değil, yeşil bir bahçenin ferahlığı filizlensin ve geriye sadece güzel bir tebessüm kalsın.
sürekli dağ bayır yürümek istiyorum. sürekli yeşilde olmak istiyorum. kimsenin bilmediği bir koyda denizi seyrederek, kahvemi yudumlayarak, saatlerce kitap okuyup vakit geçirmek istiyorum. emekli hayatı arzulamak bana da sürpriz oldu açıkçası.
canım şu an çok seveceğimi henüz bilmediğim bir şeyin ilk gününde olmak çekti. bir evin, bir arkadaşlığın, bir aşkın, bir tatilin, bir yolculuğun ilk günü. kulağımda da hep o günü hatırlatacak bir şarkı.
bazen hayatı düzeltmek istemiyorum. her şeyi yoluna koymak, kendimi yeniden inşa etmek de istemiyorum. sadece akşam olsun istiyorum. içimdeki bütün seslerin sustuğu bir akşam. huzurlu bir ev, taze demlenmiş bir kahve ve sonunda ait olduğum yerde hissedebildiğim bir hayat.
“dünyayı bugünkü durumuna getiren nedir, bilir misin? yarım işler, yarım konuşmalar, yarım günahlar, yarım iyiliklerdir. sonuna kadar git be insan, avara et ve korkma! tanrı, baş şeytandan çok, yarım şeytandan iğrenir!”
zorba
bazı kalp kırıklarıyla öleceğini bilmek, sızıyı bir ömür göğsünde taşımayı kabul etmektir. geçmeyecek, biliyorsun. ne zamanla azalacak ne de bir başka şeyle unutulacak. o kırık artık senin bir parçandır. onunla uyur, onunla uyanır, onunla eksileceksin.
insanların hayatını birkaç etikete sığdırmaya çalışmak ne kolay ya. bazı insanlar geç açılır, bazıları kolay güvenmez, bazıları yalnız kalmayı yanlış insanlarla olmaya tercih eder. bu kusur değil. insanın hayatında bir şeyin eksik görünmesi, onun eksik biri olduğu anlamına gelmez
Her insan aynı değil, kimisi hayata bazı alanlarda erken atılır kimisi geç atılır. Herkesin belli bir yaşa gelene kadar sevgili yapma zorunluluğu yok, böyle olan insanların da pek çoğu öcü değil ve altında sizin tabirinizle hiçbir "red flag" bir özellik de yok emin olun.
Kimisi yalnız kalmayı tercih ediyordur, kimisi doğru kişiyi bekliyordur, kimisi sırf yalnız kalmamak adına ve herkesin sevgilisi var diye önüne çıkan her kadına/erkeğe atlamayıp boş boş insanlarla vakit geçirmek istemiyordur, kimisi hayattaki daha önemli sebeplerden dolayı buna firsat bulamamıştır... Sebepleri say say bitmez ve bunların hiçbiri de red med değil.
İnsanları doğru düzgün tanımadan kalıp önyargılara göre red flag green flag diye etiketlemenizden de bıktım açıkçası. Şu tabirleri ilk kim çıkardıysa da çok güzel laflar hazırladım ona.