75 gündür Sincan Cezaevi'nde tutuklu bulunan BirGün muhabiri İsmail Arı'nın duruşmas��ndayız.
İsmail Arı derhal tahliye edilmelidir. Gazetecilik suç değildir.
Memleketim, memleketim
Ne kasketim kaldı senin ora işi
Ne yollarını taşımış ayakkabım
Son mintanım da sırtımda paralandı çoktan
Şile bezindendi"
Kavgamızın şairi, büyük usta Nazım Hikmet'i ölümünün 63. yıl dönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
#NazımHikmetRan#3Haziran1963
Maden işçisi hakkını söke söke alacak
Doruk Madencilik işçileri, 12 Nisan günü eylemlere başlamıştı. Aylardır ödenmeyen ücret, fazla mesai ve tazminat alacakları için direnişe geçen Maden işçileri, önce Eskişehir’den Ankara’ya yürüyüp, daha sonra ise Ankara’da açlık grevine gitti. Madencilerin bu direnişi, 28 Nisan’da tüm taleplerinin kabul edildiği ve ödemelerin 15 Mayıs’a kadar yapılacağı taahhüdüyle sona erdi. Ayrıca bu sürece İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlıkları başta olmak üzere çok sayıda bakanlık ve devlet görevlisi de 'garantör' sıfatıyla dâhil oldu.
Ne var ki taahhüt edilen süre dolduğu hâlde, AKP'nin kamu kaynaklarını peşkeş çekerek palazlandırdığı yandaş sermaye gruplarından Yıldızlar SSS Holding sözünü tutmadı. Elbette patronun sözünü tutmaması da iktidarın onun yanında saf tutması da şaşırtıcı değil. Bu nedenle madenciler, 1 Haziran'da yeniden Ankara'ya geliyor.
Yeniden direniş kararı alan maden işçilerinin haklı mücadelesinin yanındayız. Madencilerin kararlılığının tüm emekçi halka nasıl umut ve cesaret aşıladığını daha önce gördük. Şimdi bir kez daha, bizden çalınan umudu geri kazanmanın zamanıdır. Tüm halkı direniş alanında madencinin yanında durmaya, bu haklı mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.
Yalnızca halka güvenebiliriz
Geride bıraktığımız haftanın önemli gelişmelerini kısaca değerlendirdiğimiz "Haftalık" yeni sayısıyla yayında:
Bu düğümü halkımız çözer
Karşı-devrim süreci tüm hızıyla ilerlerken bugüne kadar bileğini bükemediği, karanlığa razı edemediği tek kuvvet halk oldu. AKP iktidarı devletin tüm kademelerine çökerken de, eğitim sisteminin içini boşaltırken de en güçlü tepki hep halktan geldi. AKP, her saldırısında hep halka karşı duyduğu korkuyu gördü, ne zaman geri adım attıysa halkın gücü karşısında çaresiz kaldığı için attı.
Müzakereler, pazarlıklar, düzen siyasetinin ayak oyunları… Hiçbiri, AKP’ye karşı halkın kendi mücadelesi kadar etkili olamadı. 13 yıl önce Gezi Parkı talan edilip gericiliğin sembolü Topçu Kışlası Taksim’in göbeğine yerleştirilmeye çalışıldığında dur diyen yine halk oldu.
Halkın geriye çekildiği, kendisi dışındaki kuvvetlere güvenerek beklemeye geçtiği her dönemde ise kaşı-devrim yol aldı. Dışarıdan kurtarıcı beklendiği her uğrak hayal kırıklığı ile sonuçlandı. İş sınıra dayandığındaysa yine halk kendi gücü ile karşı-devrime haddini bildirdi.
O yüzden karşı-devrim yurttaşlık haklarımızı bir bir elimizden almaya çalışıyor. Bu yüzden seçme-seçilme hakkı dahil halkın siyasete katılım kanalları tamamiyle ortadan kaldırılmak isteniyor.
Bugüne kadar başaramadıklarını bugünden sonra da başaramayacaklar. Halkı siyasal alanın dışına itme arayışı karşı-devrim iktidarının sonu olacak. Halkımız bu düğümü kendi gücüyle, kendi elleriyle çözecek.
Kılıçdaroğlu FETÖ kartını açtı
AKP yargısının CHP'ye kayyum olarak atadığı Kılıçdaroğlu, karşı-devrim iktidarının halkı siyasetten tamamen tasfiye etme operasyonuna hizmet etmeyi sürdürüyor. Hukuksuz şekilde genel başkanlığa atandığından beri AKP'ye toz kondurmayıp sadece kendi partisine ve partideki rakiplerine düşmanlık etmeyi tercih eden Kılıçdaroğlu ve ekibi, bu operasyonu AKP iktidarıyla eşgüdüm ve aleni işbirliği içinde yaptıklarını gizleme gereği de duymuyor. Kılıçdaroğlu'nun ekibinde bulunan birden fazla isim, "mutlak butlan" darbesinin bir yargı sürecinden ibaret olmadığını açıkça kabul ederken iktidarın kural tanımazlığını "devlet aklı" kılıfına sokarak meşrulaştırmaya çalışıyor. Bizzat kendisi Fethullahçı çetenin ahlaksız bir operasyonuyla genel başkan olan, 15 Temmuz öncesi süreçte Fethullahçı çeteyle alenen ittifak yapmakta beis görmeyen ve bu çete ile temas kurmakta isteksiz olan birden fazla milletvekilinin üstünü çizdiği ifşa olan Kılıçdaroğlu da polis zoruyla girdiği genel merkezde yaptığı konuşmada "FETÖ" kartını açarak partideki rakiplerine yönelik daha geniş kapsamlı bir yargı operasyonunda rol kapmak istediğini ilan ediyor.
"Mutlak butlan" darbesi, halktan onay alma kapasitesi iyice azalan AKP'nin iktidarda kalabilmek adına halkı siyasal alandan tasfiye etme operasyonudur ve bu sürece katılan tüm unsurlar AKP'nin piyonlarıdır. Kılıçdaroğlu, kayyum olarak atandığı CHP'de kurultay sürecinin önünü tıkamasına ek olarak azınlıkta olduğu TBMM grubu ve parti meclisinin de toplanmalarını engellemeye çalışarak ana muhalefet partisini fiilen kapatmaya çalışmakta; karşı-devrim iktidarının siyasal alanı halktan, gerçek anlamda partilerden ve seçme-seçilme hakkından "arındırma" hayallerine uygun davranmaktadır.
Operasyonun hedefi halktır, menşei ise ülkemiz dahil tüm Ortadoğu'ya monarşileri ve diktatörlükleri layık gören ABD'dir. Halk kendi kaderini ele alarak bu kirli saldırıyı püskürtecek, memleketi ABD'den ve AKP iktidarı başta olmak üzere ABD uşaklarından kurtaracaktır.
13 yıl sonra yan yana gelip bu daha başlangıç diye ayağa kalkıyoruz.
Bu sefer daha iyi biliyoruz, kendi başlattığımızı ancak kendimiz bitireceğiz.
Her şeyi kendimizden bekleriz.
#Gezi13Yaşında
Biz ne yapacağız?
• Çok değil 3 yıl önce bugün hain olarak adlandırılan Kemal Kılıçdaroğlu’nun muhalefetin tek adayı olarak girdiği bir seçim süreci yaşadık. Sosyalist sol bu dönemde Kılıçdaroğlu’nun altılı masasının destekçisi olmaya itildi.
• Bir tür “think-tank” rolüne soyunarak CHP’ye strateji önermek CHP’nin sahip olduğunu genişletmek bir yana, stratejiyi önerenlerin ufkunu daraltıyor.
• Sosyalist sol olarak dün görevimizi yerine getiremediğimiz için bugün etkisiziz.
• Halkın umudunu temsil edecek bir programın sosyalist bir adayla seçim iddiası ortaya koyması bizim ertelenemez görevimizdir.
✍️ Ercan Bölükbaşı (@ercan_bolukbasi) yazdı...
https://t.co/YCTerZtcuN
Epsteinciler Küba’yı yok etmek istiyor
ABD emperyalizmi, sosyalist Küba'ya yönelik saldırganlığa devam ediyor. Küba'da enerji darboğazına yol açan yasa dışı deniz ablukasını sürdüren ABD yönetimi, bir "iddianame" hazırlayarak Raul Castro'yu Küba Devrimci Silahlı Kuvvetler Bakanı olduğu 1996 yılında dört ABD vatandaş��nı öldürmekle suçladı. Söz konusu dönemde Miami'deki Küba kökenli karşı-devrimci bir çeteye ait küçük uçaklar Küba hava sahasının birden fazla kez ihlal etmiş, Küba da saldırgan eylemlerde bulunan bu uçakları vurmuştu. Castro, ülkesi Küba'nın egemenlik hakkını koruduğu için suçlanamaz. 30 yıl önceki bir olayın Küba'ya yönelik yasa dışı abluka sürdüğü ve Trump'ın işgal tehditlerini yinelediği günlerde bu şekilde gündeme getirilmesi de emperyalist haydutun sosyalist Küba'nın onurlu direnişine yönelik hazımsızlığının göstergesi.
Trump, başka sahalarda aldığı yenilgileri Küba'ya yönelik saldırganlıkla unutturmaya ve bir "Küba zaferi"yle telafi etmeye çalışıyor. İran, ABD-İsrail ikilisinin emperyalist saldırısını boşa çıkardı ve müzakerede ibre İran'dan yana dönmeye başladı. Trump'ın Çin ziyareti de ABD hegemonyasındaki gerilemenin görünür olduğu bir uğrak haline geldi. Trump, bu koşullar altında görece zayıf olarak gördüğü Küba'yı hırpalayarak görünt��yü kurtarmaya çalışıyor. ABD emperyalizmi Küba'yı haydutlukla dize getirmeye ve tıpkı devrim öncesinde olduğu gibi Epstein adasına dönüştürmeye çalışmaktadır. Sosyalist Küba örgütlü halkın gücüyle direnmeye ve insanlığa umut olmaya devam edecektir.
AKP’nin CHP kolları başkanı atandı
Geride bıraktığımız haftanın önemli gelişmelerini kısaca değerlendirdiğimiz "Haftalık" yeni sayısıyla yayında:
CHP’ye kayyum
İktidarın seçme ve seçilme hakkına yönelik saldırıları geçtiğimiz hafta bir başka boyuta taşındı. Daha önce muhalif belediyeleri hedef alan yargı sopası bu kez de Cumhuriyet Halk Partisi’nin yönetimini hedef aldı.
AKP yargısının verdiği ve hiçbir hukuki dayanağı olmayan mutlak butlan kararının ardından bir süredir AKP ile eşgüdümlü çalışan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi CHP yönetimine getirildi. Mevcut yönetim ise genel merkez binasından polis saldırısı ile çıkartıldı.
Yargı saldırısının bir gün öncesinde Trump ve Erdoğan’ın konuştuğunun ortaya çıkması ise saldırının karşı-devrim süreci ile olan doğrudan ilişkisini gösterdi.
Her şey açıktır: AKP, emperyalist vahşetin Türkiye şubesidir. Kemal Kılıçdaroğlu ise AKP’nin CHP kolları başkanıdır. Bu odakların ne hukuki ne de siyasi hiçbir meşruiyeti yoktur.
Halkı hesaba katmayan tüm siyasal hamleler mutlaka boşa çıkartılacaktır. Halk kirli oyunları bozacak, AKP’yi onun hamileri ile birlikte yurdumuzdan kovacaktır.
Keyfi kapatmayı üniversite öğrencilerinin mücadelesi engelledi
Geçtiğimiz günlerde Resmi Gazete’de yayımlanan ve AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan imzalı kararla Bilgi Üniversitesi’nin faaliyet izni kaldırılmıştı. TMSF'nin el koyduğu Can Holding'in bünyesinde yer alan ve 9 aydır kayyum tarafından yönetilen üniversite için, eğitim dönemi devam ederken bir gecede kapatılma kararı alınmış oldu.
Karşı-devrim iktidarının cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle olağan hale getirdiği keyfi uygulamalar, bir kez daha gençliği ve eğitimi hedef aldı. İktidara geldiği günden bu yana eğitimi niteliksiz ve eşitsiz koşullara mahkum eden AKP, geleceksizlikle boğuşan gençliği bu kez de ağır bir belirsizliğin içine sürükledi.
Ancak kararın açıklandığı ilk andan itibaren okuluna, kampüsüne ve geleceğine sahip çıkan öğrenciler, ortaya koydukları direnişle bu keyfi uygulamanın geri çekilmesini sağladı. Böylece haklarımızı savunmanın ve geleceğimizi kazanmanın yolunun yan yana durmaktan, birlikte mücadele etmekten geçtiği bir kez daha ispat edildi.
CHP Genel Merkezi'ni tahliye etmeye yönelik polis saldırısı, karşı-devrim iktidarının siyasal alanı halksızlaştırma operasyonunun parçasıdır. İşçi düşmanı, gerici ve işbirlikçi politikalarıyla halkın geniş kesimlerinin öfkesini çeken AKP iktidarı artık halkı ikna şansının kalmadığını görmüş, iktidarını emperyalist merkezler ve uluslararası tekellerin himayesinde sürdürebilmek adına seçme-seçilme hakkına yönelik saldırılarını şiddetlendirmiştir. Gerek 19 Mart'ta gerekse "mutlak butlan" kararında AKP yargısının seçme-seçilme hakkını hedef alan operasyonlarının AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Trump'la yaptığı telefon konuşmalarının ertesinde gelmesi de bu operasyonların ABD'den alınan güvencelerle yapıldığını göstermektedir.
Ana muhalefet partisinin seçilmiş yönetimini genel merkez binasından çıkarmaya yönelik gayrimeşru polis operasyonu, AKP yargısının bu partiye kayyum atadığı Kemal Kılıçdaroğlu'nun talebiyle gerçekleşmiştir. Kılıçdaroğlu'nun 13 yıl genel başkanlık yaptığı partiye yönelik ağır bir saldırının piyonu ve siyasal alanı halksızlaştırma operasyonunun memuru olma hevesi, düzen siyasetinin karakterini de ortaya koymaktadır.
Halkı siyasal alanın dışına itmeye ne iktidar blokunun ne de iktidar blokunu himaye eden emperyalistlerin gücü yeter. Halk bu kirli oyunu mutlaka bozacak, AKP'yi de onu iktidarda tutanları da memleketten kovacaktır.
AKP yargısının iki buçuk yıl önceki CHP Kurultayı için aldığı mutlak butlan kararı, açıkça yargı darbesi anlamına gelmektedir. Siyasi parti kongreleriyle ilgili yasal düzenlemelerde belirtilen şekil şartlarını ve zaman aşımı sürelerini hiçe sayarak alınan bu karar, karşı-devrim iktidarının seçme-seçilme hakkını ortadan kaldırmaya ve siyasal alanı daraltmaya yönelik hamlelerinden biridir. Siyaseten güç kaybeden ve toplumu ikna kabiliyetini her geçen gün yitiren AKP, devlet kurumlarındaki hakimiyeti üzerinden ana muhalefet partisini de bizzat yöneterek iktidarda kalmaya çalışmaktadır. Güdümlü yargı eliyle rakip partileri ele geçirerek halkı teslim alma hayalinin ifadesi olan bu karar, yasal bir zemine dayanmadığı gibi siyaseten de gayrimeşrudur.
Ana muhalefet partisinin yargı darbesiyle ele geçirilmesine yönelik operasyonda ilgili partide uzun yıllar her düzeyde sorumluluk almış ve halkın önüne "umut" olarak çıkarılmış içeriden isimlerin üstlendiği rol dikkat çekicidir. Gayrimeşru "mutlak butlan" kararı ile iktidar bloku tarafından CHP'nin başına kayyum atanan Kemal Kılıçdaroğlu'nun yayımladığı videonun zamanlaması, Kılıçdaroğlu liderliğindeki kliğin açıkça AKP ile birlikte çalıştığının kanıtıdır. Halkın AKP'ye ve karşı-devrimine yönelik öfkesinin düzen içinde tutulmasına hizmet eden güçler, halkın AKP'den kurtulma umutlarına uzun yıllar boyunca ihanet etmiştir ve bu gerçek bugün apaçık ortaya serilmiştir.
Yargı darbesi, artık AKP'nin halkı ikna etme umudunun da kalmadığının göstergesidir. AKP iktidarının yegane dayanağı hizmetinde olduğu emperyalist merkezlerin ve uluslararası tekellerin himayesidir. Bu halk AKP'den mutlaka kurtulacaktır. Kurtuluş, halkın AKP'yi iktidarda tutan güçlere karşı topyekun mücadelesinin eseri olacaktır.
Türkiye Bağımsız Olacak
Daha henüz direniş başlamamışken Mustafa Kemal tarafından “Geldikleri gibi giderler” denilerek ortaya konan irade, günümüzde de gösterilmesi gereken kararlılığa işaret ediyor. Ankara'da toplanacak NATO zirvesi yaklaşırken ülkemizin bağımsızlığına kavuşması ve dünya halklarına bir kez daha umut olması için yapılacak çok şey var. Bir asır önce Kuvayı Milliye'yi yaratan Türkiye bir kez daha ayağa kalkabilir; bölgemizde ve dünyada direnen onurlu halkların yanında yerini alabilir.
#19Mayıs1919 #19Mayıs
İktidarın kullan-at politikası: Yandaş Rasim Ozan tutuklandı
İktidarın medyadaki en pervasız borazanlarından Rasim Ozan Kütahyalı, yasa dışı bahis ve kara para aklama operasyonu kapsamında tutuklandı. Kütahyalı'nın adının ön plana çıkarılması ise operasyonu yönetenlerin bilinçli tercihinin ürünü gibi görünüyor. Söz konusu kişinin toplum nezdinde çok haklı nedenlerle bir nefret objesi olması, adının karıştığı operasyonla ortaya dökülen pisliği ve bu pisliği yaratan sömürü düzenini gözlerden saklamak için fırsata çevrilmek isteniyor. Aralarında banka ve ödeme sistemi şirketi yöneticilerinin, eski ve muvazzaf polislerin bulunduğu 200'e yakın kişinin gözaltına alındığı ve toplamda 100 milyar TL üzerinde hacme ulaştığı iddia edilen bir kara para aklama suçu tek başına ağzı bozuk bir operasyon elemanının üzerine yıkılarak her yanı saran pislik gözlerden kaçırılmak isteniyor. Kütahyalı anlaşıldığı kadarıyla kara parayı sistem içine sokmakta görev üstlenen "kasa"lardan biri, hizmet ettiği şebeke ise düzenin baş köşesinde.
Kütahyalı vakası, sömürü düzeninin ve karşı-devrim iktidarının üzerinde oturduğu dengelerin yozluğunu faş eden bir örnekten ibaret. Vatan-millet-din-iman hamasetiyle halkın yüzüne sallanan iktidar sopası, bir avuç haraminin soygun ve sömürüyle emekçi halkın varlıklarına çökmesinin aracı. Arkasına zorba iktidarı alarak asıp kesen, önüne geleni hapisle tehdit eden tetikçiler ise gözden düştükleri anda muhaliflerini tehdit ettikleri demir parmaklıkların arkasına yollanıyor ve o güne kadar birlikte asıp kestikleri diğer tetikçilerce satılıyorlar. Kütahyalı'nın bileklerine takılan kelepçenin pek çok yurttaşın içini soğutması anlaşılır olsa da kendisinin ve tüm suç ortaklarının Ergenekon kumpaslarından bu yana işledikleri suçların hesabı sorulmadıkça adalet yerini bulmuş olmayacak, memlekete karşı işlenen suçların sermaye düzenine içkinliği anlaşılmadıkça da karanlık son bulmayacak.
Trump’ın Deliliği İzin Verildiği Kadar
Geride bıraktığımız haftanın önemli gelişmelerini kısaca değerlendirdiğimiz "Haftalık" yeni sayısıyla yayında:
Trump Çin ziyaretinde “uslu durdu”
Trump'ın Çin seyahati, ABD emperyalizmindeki gerileme ve sıkışmayı bir kez daha gözler önüne serdi. Köşeye sıkıştığı İran ve nadir toprak elementleri satışı gibi kritik başlıklarda istediğini alamayan Trump'ın payına çaresizlik ve çarpıtma düştü. Çin liderliğinin artan Amerikan saldırganlığına ilişkin "Tukidides tuzağı" uyarısı da emperyalist haydutun çapsızlığını açığa vuran anlardan biri oldu.
Çin'de ortaya çıkan tablo, ABD emperyalizminin işleyişine dair de önemli ipuçları veriyor.
Trump'ın alışılageldik küstahlıklarını Çin'de tekrarlamaması, meselenin kişilik özellikleri ya da tartışmalı zihinsel kapasitesiyle ilgisi olmadığını gösterdi. Trump, küstahlığı kime yapıp kime yapamayacağını bilmektedir, kendisi bilmese de etrafındaki yönetim ve kendisini destekleyen uluslararası tekeller tarafından hizaya getirilebilmektedir.
Trump'ın dengesiz kişiliği, ABD'nin emperyalist-kapitalist sitemdeki lider konumunu sürdürebilmek için ihtiyaç duyduğu pervasızlık ve kural tanımazlığın ifadesinden ibarettir. Bu denklemin tersten kurulması, meseleyi Trump'a indirgeyerek ABD emperyalizminin aklanmasına hizmet etmektedir.
Bağımsız Türkiye için gençlik ayakta
Üniversiteli ve liseli gençlik Fikir Kulüpleri Federasyonu’nun çağrısı ile Türkiye’nin bağımsızlığı için bir araya geldi. Kurtuluş Savaşı’nın başladığı tarihin yıldönümü vesilesiyle İstanbul ve Ankara’da gerçekleşen etkinliklerde ülkemizin emperyalist işgal altında olduğu bir kez daha hatırlatıldı ve 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleşecek olan NATO zirvesine karşı mücadeleye çağrı yapıldı.
ABD tarafından NATO üyesi ülkelerin daha fazla silahlanmaya zorlanması ve emperyalizmin bölgemizde çok daha büyük savaşlara yönelik arayışı ifade edilirken, AKP’nin ve karşı-devrimin emperyalist merkezlerle olan ilişkisi özel olarak vurgulandı.
Etkinlikler, başta gençler olmak üzere tüm yurttaşlarımızın emperyalistler ve onların yerli işbirlikçilerine karşı mücadeleyi yükseltme çağrısı ile tamamlandı.
“Geldikleri Gibi Giderler” diyen lise ve üniversite gençliği olarak Bağımsız Türkiye için Kuğulu Park'ta buluştuk.
Tüm sıra arkadaşlarımızı, tüm yurttaşlarımızı emperyalistler ve işbirlikçilerine karşı mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz:
https://t.co/TDC0skNmmg