🔴 #SONDAKİKA | BirGün muhabiri Ebru Çelik, kendisine gelen bir mesaj üzerine figüran olarak kayıt yaptırıp Kemal Kılıçdaroğlu’nun rozet törenine katıldığını aktardı.
Çelik’in haberine göre, Kemal Kılıçdaroğlu’nun İstanbul’da katıldığı CHP üye katılım törenine, üç farklı cast ajansı aracılığıyla kişi başı 950 TL karşılığında yüzlerce figüran getirilmiş.
Haberde, figüranların sabah Trump AVM önünde toplanarak yaklaşık 20 servisle Rauf Denktaş Kültür Merkezi’ne götürüldüğü, aralarında işsizler, emekliler, atanamayan öğretmenler ile İran, Özbekistan ve Mısır uyruklu kişilerin de bulunduğu iddia edildi.
Ayrıca etkinlik öncesinde figüranlara hangi sloganları atacakları ve ne zaman alkışlayacakları konusunda prova yaptırıldığı, bazı kişilere CHP Gençlik Kolları yelekleri giydirildiği ve konuşmalar sırasında alkış ile sloganların cast direktörleri tarafından yönlendirildiği öne sürüldü.
Haberde, bazı figüranların siyasi amaçla değil ücret karşılığında geldiklerini söylediği, etkinlik boyunca salondan çıkışlara izin verilmediği ve konuşmaların ardından figüranların ücretlerini almak üzere ajans ofisine götürüldüğü iddia edildi.
SON DAKİKA | İspanya Başbakanı ve Sosyalist Enternasyonal Başkanı Pedro Sanchez’den YENİ Parti’ye tebrik ve destek mesajı:
“Sevgili Özgür,
Sosyalist Enternasyonal olarak, demokrasi, insan haklarına saygı ve hukukun üstünlüğü mücadelenizi her adımda aktif dayanışmayla yakından takip ettik.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, partiniz tarafından seçilen birçok diğer belediye başkanının gözaltına alınması ve nihayet önceki Kongrelerin tüm demokratik kararlarını geçersiz kılan “mutlak butlan” ile birlikte büyük zorluklarla yüzleşmek zorunda kaldınız.
Tüm bu zor anlarla cesaretle yüzleştiniz ve her zaman kişisel çıkarların üstünde kolektif çıkarları ön planda tuttunuz.
Mücadeleye devam etme kararını yalnızca meşru seçilmiş temsilcileriniz tarafından değil, aynı zamanda taban tarafından da talep edilen Yeni Parti’nin kuruluşu yoluyla almanın ne kadar zor olduğunu anlıyoruz. Güçlü bir lider olarak, temel ilkeler ihlal edildiği için artık bir atılım yapma zamanının geldiğini hissettiniz.
Kuşkusuz bu cesur karar, ortak değerlerimiz için mücadele eden tüm insanlara umut veriyor ve onları harekete geçiriyor.
Biz örgüt olarak daha önce kararlaştırdığımız gibi, bu yeni umut verici çabada sizinle yakından çalışmaya devam edeceğiz.
Yeni Parti’ye büyük başarılar dileriz.”
Belediyeyi arayıp alın bu köpeği buradan diye şikayet ettiğinizde ya da “hayvan ambulansı” diye tanıtılan 153’ü aradığınızda o köpeğe neler oluyor:
“BİR KÖPEĞİN BARINAĞA İLK GELİŞİ..
1- Önce korkudan ya büyüğünü, ya küçüğünü yapar.
2- Titremeye başlar.
3- Gözleri fal taşı gibi açıktır.
4- Bölmeye yerleştirildiğinde, kapının ağzından öteye gitmez. İki üç gün orada bekler.
5- Ağlamaya başlar çıkarın diye, saatlerce günlerce hem de…
6- En az 2 gün, ne yemek yer, ne su içer.
7- Diğer köpeklerden korkar.
8- Günler geçtikçe ortama ayak uydurmaya çalışır.
9- Kolay ayak uyduramaz, diğer köpekler onu hırpalar. Hatta bir gece bakmışsınız ki boğmuşlar.
10- Yemek verilme sırasında, yemek yemeye çekine çekine gelir diğer köpeklerin yanına.
11- Artık hastalık ve diğer köpeklerin güç gösterisi başlar üstünde.
12- Hayatta kalırsa alışması, günleri, ayları alır.
13- Sahipliyse terk edilen, zaten kahrından ölür. Bile bile intihar eder. Yemez, içmez, kalkmaz, dolaşmaz…
14- Yaşamayı başardıysa, artık alışmıştır ortama. O gözlerdeki korkuyu, umutsuzluk almıştır ve hiçbir zaman, bir daha gülmez
oradayken gözlerinin içi…
(“Ayy ne bu köpekler ayooll, alıp barınaklara toplasınlar şunları”) demek yerine, yemek artıklarınızı kıyıya köşeye bırakın, itip kakmak yerine sevgi gösterin. Barınaklar gül bahçesi değil, hastalık ve ölüm kampı, barınma yeri değil, hayvan hapishanesidir.😥😔🐾
YOKSAK YOKLAR..
Alıntı
🇳🇵🇹🇷 12 saat mesai, 2 yıl zorunlu çalışma, 24 saat görüntü kaydı: Nepal’den Türkiye’ye köle zinciri
AKP iktidarının sermayeye sunduğu özel istihdam büroları, göçmen emeğiyle modern kölelik çarkına dönüştürüldü. Türkiye’den kuş uçuşu 4 bin kilometre uzaklıkta olan Nepal ile ‘köle zinciri’ kuruldu.
Dicle Sezen Öz'ün (@diclesezenoz) haberi
https://t.co/vTPudXLvqF
Timur Soykan’dan harika tespit ;
“Milyarlarca lira transferler.
Yeliz Kaya’nın hesabından yapılıyor
Yeliz Kaya’nın hesapları nerede?
Vakıfbank ve Halkbank!
Bu bankalarda şüpheli işlem bildirimi yok mu?
Vakıfbank, Halkbank hiç bildirmedi mi?
Birileri var bu işin içinde
Haluk Levent politikacılar var söyleyeceğim diyor, konuşturmuyorlar”
Timur Soykan:
*Haluk Levent devasa kara para ağının içine girmiş
*Adam ifade vermek istiyor almıyorlar, belki ortağını açıklayacak
*Süleyman Soylu dediği an ifadeye ara veriyorlar, adam belli ki Akp içindeki çürümüşlüğü anlatacak
*CHP deseydi davul zurnayla ifadesi alınırdı
Rojin Kabaiş soruşturmasında flaş gelişme. İki erkeğe ait DNA tespit.
Van’da kaybolduktan 18 gün sonra cansız bedeni bulunan Rojin Kabaiş dosyası yeniden açıldı. Adli Tıp raporunda tespit edilen iki farklı erkek DNA’sının ardından, aralarında güvenlik görevlilerinin de bulunduğu 413 kişiden DNA örneği alınarak soruşturma yeniden derinleştirildi.
İmamoğlu’nun avukatları kürsüdeki kişiyi rezil ediyor şu anda.
Tora Pekin:
“Savunma yapmaktan kaçıyorsunuz dediğiniz müvekkil 9 Mart’ta ilk duruşmada buraya geldi, ifade vereyim dedi.
İlk ben konuşayım dedi. Siz kabul etmediniz. Sen son sırada konuşacaksın dediniz.
Aylar geçti şimdi son sıradayız, şimdi de aynı müvekkile ya yarım günde konuşup susacaksın ya da susma hakkını kullanmış sayarım diyorsunuz.
Susma hakkınızı mı kullanıyorsunuz dediniz, HAYIR DEDİ.
Şimdi ne okuyorsunuz?
Tutanağınız hakikat dışı.
İşlemleriniz hakikat dışı!”
Tam da meslektaşımın dediği gibi yaşanan her şey gerçek bir kepazelik!
Deniz Göktaş:
Beş kez yürüttüler. Önden çekimlerde hep gülümsedim. Gülümseyen görüntümü vermemek için arkadan çekilmişi vermişler. Film platosu gibiydi. Aynı sahneyi 4-5 kez yürüdük…
Yeni müfredatta 'Kurtuluş Savaşı' ifadesi çıkarılarak yerine 'Milli Mücadele' kavramı getirilecek. (Hürriyet)
Milli Eğitim Bakanı Tekin: "Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı."
Demirtaş: Memlekette siyasetin bu kadar niteliksiz, seviyesiz, ahlaksız ve çürümüş hallerine katlanmak gerçekten çok zor artık. Kendime siyasetçi demeye utanır hale geldim neredeyse. Sabah erken kalkanların koltuk kapmak için birbirini ezdiği bir ortamda biz halkımızın acılarıyla, sorunlarıyla yatıp kalkıyoruz, çareler üretmeye odaklanıyoruz
https://t.co/67okhWoz5A
Utanç verici, bir o kadar da tüm İstanbullular için korkunç ve tehlikeli bir açıklama bu.
İstanbul emniyeti bu açıklamayla diyor ki ben canımın istediğine canımın istediğini yaparım, biri bir iddiada bulursa da yalan deyip geçerim.
Siz yaptığınız hukuksuzluklar duyulmasın diye milletvekillerini emniyet binasına almaktan bile korkan, onca insanın yanı sıra yakın zamanda Sevgili Mücella Yapıcı’ya karşı aynı suçu işlemekten mensupları mahkum olmuş bir kurumsunuz, çıkmış anlamadan, dinlemeden ve de utanmadan ne anlatıyorsunuz?
Ne zaman iddiaları araştırdınız da “mevzuata aykırı bir durum olmadığını” tespit ettiniz?
Şöyle bir durumda ortalama bir “devlet” kurumunun yapabileceği tek açıklama “duyduklarımız karşısında utanç içindeyiz, derhal araştırıp tüm sorumlular hakkında gereğini yapacağız” olabilirdi!
Ama kolluk kuvvetleri Anayasa’ya ya da hukuka ya da halka değil Saray’a bağlı çalıştığı için belli ki işkence yapmaktan da bir kadının işkence iddialarıyla ilgili şu dille açıklama yapmaktan da ne korkuyor ne de utanıyorlar.
Lakin kimse aklından çıkarmasın,
işkence zaman aşımı olmayan bir suçtur.
Yazıklar olsun! Bu ülkeyi yönetenlere, adaletin çığlığını duyduğu hâlde susanlara, çocuklarımızın canı toprağa düşerken koltuklarını korumayı tercih edenlere yazıklar olsun.
Bir devletin en temel görevi vatandaşının can güvenliğini sağlamaktır. Eğer insanlar her gün korkuyla yaşıyor, aileler evlatlarını toprağa veriyor ve adalet duygusu yerle bir oluyorsa, bunun hesabını vermesi gerekenler vardır.
Bugün bu ülkede insanlar adalet istiyor, güvenlik istiyor, hukuk istiyor. Makamlarda oturanlar ise bu feryatları duymuyormuş gibi davranıyor. Oysa tarih, milletin acısına kulaklarını tıkayanları değil; o acıya çözüm üretenleri hatırlar.
Bu ülke sahipsiz değildir. Evlatlarımızın canı da istatistik değildir. Adalet sağlanana, sorumlular hesap verene kadar susmayacağız, unutturmayacağız ve vazgeçmeyeceğiz.
BÜTÜN SALONU
AĞLATAN O SAVUNMA
Fatoş Pınar Türker yaptığı savunma ile herkesi ağlattı. Polis baskını, savcılık ve cezaevi sürecinde yaşananlar çok çarpıcı:
Sabah 5.30- 6.00'da. Ben iki kızımla dediğim gibi yalnız yaşıyorum. Çok ilginç. İşte polisler eve geldi. Çocuklarım ağlıyor, işte diyorum ki, "Bir su vereyim". "Hayır". İşte küçük kızım okula gidecek, "Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın" diyor sürekli şey. Polis bey, komiser herhalde. O çok yani onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. "Sakın kimse birbirine dokunmasın" filan dedi. Dedim "Siz dedim mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız?" Şey dedi polis; "Biz cinayet masadan geliyoruz" dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar. Ben dedim "Ne cinayeti" dedim. Hayır dedim; "Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik" dedi.
Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm Artık kaçıncı gün ne şeyde, bir bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. “Eşofmanını da indir” dedi. İndirdim. “Çamaşırını da”. “Nasıl yani” dedim? “İndireceksin” dedi...
Siz dediler 6 kişilik koğuşa koyacağız. Sonra müdür hanım dedi ki Adalet Bakanlığı'ndan dedi talimat sizi ayrı ayrı koyacağız dedi.
Öyle ilk geceyi geçirdik. Sonra ertesi gün mazgal açıldı, infaz koruma memuru, "Fatoş" dedi. "Efendim" dedim. "SEGBİS" dedi. Dedim ki "O ne?" "Mahkemeye çıkacaksın" dedi. "Ben daha yeni tutuklandım" dedim. "Dün çıktım mahkemeye" dedim. "Yine çıkacaksın" dedi. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
"ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ" dedi, "avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun" dedi, "ya da" dedi "malını mülkünü de alacağım" dedi.
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyle... Mesela annesi yok mu bu insanların? #İBBDavası