Hırsı yeteneği ve birikiminden fazla, küçük bir makam, ucundan bir ikbal için dönmeye, tavizler vermeye hazır tipler yarattı FETÖ’yü. Bu gün bunların bazılarının demokrasi havarisi tavırlarını görünce biz sizi unutmadık demek istedim sadece. @SerdarOzsoy_ https://t.co/Ot9S4FLrsH
Resmi verilere göre tüketimi rekor kıran sigara sağlığa ve başka bir çok şeye zararlıdır. Peki neden kırılıyor bu rekorlar
Sigara sağlığa zararlıdır! | İnanç Uysal | Yeni Ankara https://t.co/vmWWad9Bms @yeniankaracomtr aracılığıyla
Bayram değil seyran değil enişte gene ortaya çıktı. Kişisel kinini zaten biliyoruz. "Kritik Ermenistan seçimleri öncesi Türkiye-Ermenistan yakınlaşmasından duyduğu rahatsızlık" dedim önce. Ya da "Atatürk Operası çerçevesindeki tartışmalardan yararlanarak yine bir gündem olma fırsatı". Ama bence, çok kereler gösterdiği gibi, çok kullanışlı bir AKP aparatı olarak, zemin hazırlığında. Gene sözde soykırım gibi problemli bir konuyu kaşıyarak işe başladı. Üç vakte konuyu "demokratım ben" havalarına girerek CHP'ye ve Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu'na getirecek, "onları savunuyorum" havasında bir beyanat verecek ve bir kere daha "Türkiye düşmanları Özel'e destek veriyor" propagandasının unsuru olacak. Yanına 2-3 İsrailli hesap da eklenecek her zamanki gibi ve biz bir kere daha bu ucuz dezenformasyonla uğraşacağız.
Die Anerkennung des Völkermordes an den Armeniern durch den Bundestag im Jahr 2016 war ein überfälliger Schritt historischer Verantwortung. Umso wichtiger ist es heute, die Erinnerung daran wachzuhalten und entschieden gegen Hass, Gewalt und das Vergessen einzustehen.
Şu DSP-MHP'nin yükselmesi analizine Abdullah Öcalan'ın yakalanması gibi "küçük" bir ayrıntının konmaması manalı olmuş. Kötü niyet yok, hafıza kaybı var bence. Zira o seçimde bu analizin sahibi DSP'den aday olmaya çalışıyordu ve Fazilet ve AK Parti ile ilgili ve tabii 28 Şubat'la ilgili hissiyatı pek de burada aktardığı gibi değildi. Sözkonusu analistin unutmaları meşhurdur zira kendisi "alçakça bir kurgu" olduğu mahkeme tarafından tescil edilmiş (hani yargı kararları asıldır falan diyor ya) Ergenekon süreciyle ilgili cilt cilt kitaplar yazdığını ve bu kitaplar için kendisine iletilen bilgi ve belgeleri ve bu yalan ve iftiraları kendisine ileten kişileri de hatırlamamaktadır.
‘Mağduriyet’ algısından ‘zafer’ bekleyen siyasi senaristlerin en büyük motivasyonu, Cumhurbaşkanımızın başarısının 28 Şubat süreci ve cezaeviyle ilişkilendirilmesidir.
‘Mutlak butlan’ kararı üzerinden Özgür Özel’e yazılmaya çalışılan yeni kahramanlık türküsünün esin kaynağı da bu bağdır.
Ancak, ıskaladıkları bazı noktalara dikkat çekmek isterim.
28 Şubat’tan sonraki ilk seçimin yapıldığı 18 Nisan 1999’da sürecin aktörleri RP ve DYP haklı sebeplerine rağmen irtifa kaybettiler, RP’nin (FP) oyu yüzde 21.38’den yüzde 15.38’e, DYP’nin oyu yüzde 19.18’den yüzde 12.01’e düştü.
Halk gerginliği DSP ve MHP’yi öne çıkarak aşmaya çalışırken, DSP’nin oyu yüzde 14.64’den yüzde 22.19’a, MHP’nin oyu yüzde 8.18’den yüzde 17.98’e çıktı ve iktidar oldular.
Refah Partisi seçimden önce 1998 başında kapatılmasına rağmen yerine kurulan Fazilet Partisi aşağı indi.
Yani 28 Şubat ve parti kapatma, sanılanın aksine DSP ve MHP’nin önünü açtı.
2002’de AK Parti’nin başarısında bu siyasi birikimin rolü yadsınamaz ama 2001 ekonomik krizin tetikleyici rolü birinci sıradadır.
Vesayetle mücadelenin ekonomik krizle birleşmesi ve diğer tüm siyasi partilerin kredilerini tüketmesi, AK Parti başarısının anahtarıdır.
2007’deki 367 garabeti sonrası gidilen seçimde AK Parti’nin oylarını yüzde 34’den yüzde 46.8’e çıkarmasında da vesayete tepki kadar ekonomideki iyileşmenin rolü asıl etkendir.
2007’de enflasyon, faiz, kur rakamlarına bakın daha iyi anlaşılır.
Özetle.
Seçmenin öncelikleri siyasilerin öncelikleriyle kesiştiğinde olağanüstü etki üretiyor.
Ekonomideki gelişmelerin seyri, siyasi alandaki kavganın sonuç üretme kapasitesini arttırır veya azaltır.
Olumsuzluk sürerse muhalefete, iyileşme olursa iktidara yarar.
Mutlak butlana bir de bu perspektiften bakın.
"Fazla şiirden ölen" Edip Cansever'in ölüm yıl dönümü. Dolmaya başlar buralar birazdan arama motorlarından arak duyarlı seçkilerle. Önceden kapayım bunu bir gazeteci eskisi olarak.
"Sanki bir gazetenin hiç okunmayan yerlerindeyim."
Yine çarptı meret ilk okuduğum andaki gibi
Basına yansıyan haberlerde; Cumhuriyet Halk Partisi yönetimine hukuken son derece tartışmalı bir ihtiyati tedbir kararıyla getirilen ve kamuoyunun geniş kesimlerinin tepkilerine rağmen bu görevi kabul eden Kemal Kılıçdaroğlu yönetimi tarafından gerçekleştirileceği belirtilen bazı satışlardan elde edilecek gelirin derneğimize bağışlanmasının planlandığı öğrenilmiştir.
Derneğimiz, kuruluşundan bu yana Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda; hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi ve hukuk devletini savunan, temel hak ve özgürlüklerin korunması için mücadele eden ve çalışmalarını partiler üstü sürdüren bir sivil toplum örgütüdür.
37 yıldır kararlılıkla savunduğumuz bu ilkeler gereği; demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olan siyasi partilerin, özellikle de ana muhalefet partisinin yönetimine, olağan demokratik süreçler ve kurultay iradesi dışında kayyum niteliğinde bir müdahaleyle getirilen bir yönetimden gelecek herhangi bir bağışın derneğimiz tarafından kabul edilmesi mümkün değildir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Sevgili dostlar, adını ne burada ne yayınlarımda anmaya tenezzül ettiğim bir şey(!) "CHP'den para aldığımı ve bunun için yaşanan kayyım rezaletini eleştirdiğimi" yazmış. Gazeteci görünümlü çantacı- iş takipçileri de bunu alıntılamış. Elbette dava açıp hesabını çatır çatır soracağım.
Hayatım boyunca hiçbir siyasi partiden, partiliden, para almadım. Bu, bunu iddia eden paralı ahlaksızların asla anlayamayacağı ama benim için olmazsa olmaz bir kuraldır: Çünkü, siyasiden para alan, talimat da alır. Bana o talimatı verecek kişi daha doğmadı!
Çıtayı daha da yükseğe koyayım hatta; bırakın para almayı bir tane -herhangi bir siyasi görüş ya da partiden- siyasetçi "Ben O'na yemek ısmarladım" desin ve ispatlasın gazeteciliği bırakırım!
Haysiyetimi, adımı sokakta bulmadım kimseye de çiğnetmem!
Hukuk önünde hesap vereceksiniz!
ÖNEMLİ NOT: Okuyan sevgili dostlarım, bu pek yaptığım bir şey değil ama hepinizden bu açıklamayı RT yapmanızı rica ediyorum.
Hükümet yanlısı basında CHP'nin belediyelerinin imkanlarını seçim kazanmak için kullanmasını "bir suçmuş" gibi haberleştirilmesinin yaygarası sürdükçe sürüyor. Sanırsın AKP, o inanılmaz 2002 kampanyasını, o bereketi hiç bitmeyen "tek altın" yüzükle yürüttü.
O dönem sabah namazıyla Erdoğan'ı takibe başlayıp, günü gece yarısı bir "taksi durağında" bitiren gazetecilerden biri olarak, "bağzı" belediyelerin, o dönemde, hem de "siyasi yasaklı bir politikacının" kampanyasını nasıl desteklediğini ilk elden görenlerden biriyim. O ilk Genel Merkez'in içinde Kayseri'den gelen masalarda haber yapmışlığım, İstanbul'dan gelen koltuklarda yorgunluktan sızdığım, Melih Gökçek'in peyzajıyla süslenen caddede Ankara Belediyesi'ne ait banklarda, yüzlerce partiliyle birlikte Konyalı hemşerilerimin elinden epeyce çay kahve içmişliğim, etli ekmek yemişliğim de vardır. Sevgili @unsalunlu zaman zaman bana nostalji yaratıyor o döneme ilişkin anektodlarıyla.
AKP içinden bazıları yeni yeni uyanıyor. 30 yıl önceki diplomalar zorlaya zorlaya kaşınırsa, gün gelir 23 sene önceki hesaplar da, üstelik bugünkü gibi sadece "kanaatlere" gerek kalmadan açılabilir. Ve bugün "yaratılan" suçlar, yaratanların elinde patlayabilir...
Özel not: Bunları düşünürken aklıma sevgili Bilal Yakınbaş geldi. O dönem ben TRT'deyken, Bilal gece gündüz AA için takipteydi. O kampanyanın beyni Erol Olçak'la bir sayahatte kampanyaya ve muhafazakar siyasetin kodlarına ilişkin yaptığımız uzun sohbet, hala benim için pek çok açıklamada referans olur. Her ikisini de rahmetle anıyorum. Fenerbahçe'nin her Beşiktaş galibiyetinde, Bilal'den artık gelmeyen "o zarif" telefon uzun zamandır büyük bir eksiklik...
ANKA Haber Ajansı (https://t.co/UIxK3XXBTP)
için İngilizce hazırladığımız haftalık ANKA REVIEW yayınımızda, Bilgi Üniversitesi'nin kapatılmasına ilişkin tartışmaları geniş şekilde işlediğimiz analizimizin başlığı, "İstanbul Bilgi Üniversitesi kapatıldı. Çünkü kapatılabiliyor" şeklindeydi.
YÖK Başkanı'nın açıklaması manşetimizi eksik bıraktı. "Türkiye'de bir üniversite, bir kaç satırla kapatılıp, bir kaç satırla yeniden açıldı. Çünkü yapılabiliyor" olmalıydı.
Üniversite'nin kapatılması kararını öven isimlerin, açılma kararını da hiç bir şey olmamış gibi aynı coşkuyla karşılaması ise artık alıştığımız bir refleks. Onlar da "utanmadan yapabiliyorlar".
Nasrettin Hoca'nın "kaybettiği eşşeğini bulması" öyküsü müdür yaşanan, yoksa "ben padişahın soytarısıyım, pırasanın değil" diyen dalkavuğun mu?
Her ikisinin aslında. Türk tipi başkanlık sisteminin öyküsü...
Değerli yol arkadaşlarımız,
“CHP İletişim” hesabımız artık “Özgür Özel İletişim” (@ozgurozeliletsm) adıyla yoluna devam ediyor. Sesimizi daha güçlü duyurmak, dayanışmamızı büyütmek için hep birlikte takip edelim, çevremize de ulaştıralım.
Birlikte daha güçlüyüz.
#Lider
Sıra belediyelerde. Dün yazmıştım ben bunu... Ama yine "Bakın CHP'lilerin kendisi başvurdu" savunması çerçevesinde hareket edeceklerini öngörememişim... https://t.co/L5nrZPfHIz
"Mutlak butlan" kararı geldiğine göre, sıra “yetkisiz” Özgür Özel yönetiminin belirlediği Belediye Başkan ve Belediye Meclis üyelerinin seçimlerinin hukuken geçersiz sayılıp sayılmayacağı tartışmasında. Muhtemelen nefes almamıza izin vermeden son yerel seçimde CHP’nin kazandığı Belediyelerin yasal olup olmadığı tartışmasını başlatacaklar.
Top YSK’da. Bakalım YSK'ya bu başvuru ne zaman yapılacak, YSK bu başvuruyu ne zaman gündemine alacak....
-Bu iki konunun ayrı olduğu;
-İdare hukuku ile seçim hukuku arasında fark olduğu;
-"Mutlak butlan" davalarına adli yargının, belediye başkanlarına ilişkin seçimle ilgili hususların Yüksek Seçim Kurulu'na (YSK) ait olduğu,
-Seçim yapıldıktan sonra artık orada "parti içi bir işlem" değil, "kamusal bir seçim sonucu ve seçmen iradesi" olduğu,
-Kazanılmış hak gibi hukuksal bazı hakların olduğu,
-Bir belediye başkanının görevinin sona ermesi veya iptal edilmesi durumlarını düzenleyen 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 44. Maddesinde “Siyasi partinin merkez yönetiminin ya da kurultayının mahkeme kararıyla iptal edilmesi,” gibi bir gerekçe bulunmadığı,
-Dolayısıyla YSK'nın "mutlak butlana dayanarak" belediye başkanlarına ilişkin tasarrufta bulunamayacağı gibi itirazlar yapılabilir.
Tabii geri gelen Kılıçdaroğlu yönetiminin; “mühürsüz oylar” konusundaki sicili ortadayken, seçilmiş Belediye Başkanları’nın görevden alınması konusunda YSK’ya itiraz yapıp yapmayacağı bence soru işareti.
hem arınmış da olurlar bu şekilde. Belediye başkanı olmazsa, yolsuzluk da olmaz...
AKP'ye geçen CHP'den seçilmiş Belediye başkanlarının belediye başkanlıklarını kaybetmesi gibi bir komediyi de yaşarız üstelik.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun TGRT'ye verdiği demeçteki gibi; "Bu karar Türkiye'ye ve CHP'ye hayırlı! olsun."
Aslolan nefes aldırmadan bambaşka bir konuyu gündeme getirmek, neyi niye tartışıyoruz unutturmak. Hak hukuk dediğin gak guk zaten...
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu,
Hiç endişe etmeyin; CHP arınacağı kadar arındı.
Çağrınızın muhatabı olabilecek çok az sayıdaki “sızıntı” artık CHP’de değil. AKP’de, Özlem Hanım’ın sözleriyle, “Cumhurbaşkanı’nın himayesindeler.”
CHP inancının cesaretini ve insan olmanın onurunu taşıyanlar ise ya cezaevindeler ya da yargısal baskı altında görevlerini sürdürüyorlar.
Başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere cezaevindekiler, sizin “Hak, Hukuk, Adalet” yürüyüşünüzde atılan her adımı bugün yeniden anlamlandırıyorlar.
Esenlik dileklerimle.
İstanbul Aydın Üniversitesi tarafından 4. kez düzenlenen Uluslararası İletişim, Dijitalleşme ve Toplum Sempozyumu’nda (ICDS) sunulan bir araştırma, sosyal medya manipülasyonunun boyutunu gözler önüne serdi.
Dr. Öğr. Üyesi Burak Gökalp ve akademisyenlerden oluşan araştırma ekibi tarafından X (Twitter) platformunda yapılan çalışmada; “sokak”, “hayvan”, “başıboş”, “sahipsiz”, “köpek”, “kısırlaştır” ve “itlaf” gibi kelimeleri içeren paylaşımlar analiz edildi.
Araştırmanın sonuçlarına göre, hayvansever taraftaki en etkili 18 hesabın tamamı organik kullanıcı profillerinden oluşurken; karşıt görüşteki en etkili 18 hesabın tamamının trol hesap olduğu tespit edildi.
Araştırmacılar, manipülatif dijital aktörlerin yalnızca tartışmalara “gürültü” eklemediğini, aynı zamanda karşıt kampın dijital liderliğini tamamen ele geçirdiğini belirtti.
Kaynak: Artuklu Haber
Daha dün esip gürlemiştik oysa ki. “Avrupa’nın bize daha çok ihtiyacı var.”
Müritler de uçurmuştu. “Titriyorlar, eziliyorlar, kıskanıyorlar, korkuyorlar, Avrupa dediğin tek dişi kalmışşşş…”
Bak ne oldu.
Avrupa Birliği, Dünya Ticaret Örgütü Kamu Alımları Anlaşmasını (GPA) kendi kamu ihalelerinde şart olarak koştu.
Yani dedi ki;
Bizim firmalarla kendi firmalarına farklı muamele yapamazsın. Sen sanayiini korumak için bizi dışlarsan, biz de kendi sanayiimizi korumak için seni dışlarız.
Kendi kamu ihaleleri şeffaf ve rekabetçi olmayanlar (yandaş koruyucu mekanizmalarla işini yürütenler) benden ihale alamaz.
Öyle istisnalar, kıyaklar, kafana göre değişiklikler, açıklamasız bir gecelik gümrük indirimleri yapamazsın.
Alakasız konularda “acil, stratejik” diyerek ihalesiz alımlar yapamazsın.
Sen bunu yaparsan biz de seni bizim ihalelere almayız. Hatta bizden ihale kazanan firmaların taşeronluğunu dahi yaptırtmayız. Aracı firma / ülke numaralarını da yemeyiz.
Bize satış yapamayan ülkeye yabancı yatırım da gelmez.
Bizim size çok ihtiyacımız olduğunu zannediyorsun ama Asya’nın, Afrika’nın, Orta Doğu’nun ve Latin Amerika’nın alayı bize mal satmak için sırada. Gereğini yapmazsan tekstilcilerin gibi geri kalan sektörlerin de paşa paşa üretim tesislerini başka yerlere taşır.”
Ufak not: O çok satıcaz, hayran hayran bakıyorlar dediğiniz silahların alayı kamu ihalesi kapsamında.
“Titriyorlar, eziliyorlar, kıskanıyorlar, korkuyorlar, Avrupa dediğin tek dişi kalmışşşş…”