"Bu meydanda cengimiz var, er olan meydana gelsin!"
Arşiv: Alparslan Türkeş'in TRT'de yaptığı "Ülkücü komandolar devlet güvenlik kuvvetlerine destek oluyor" açıklamasının ardından, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde forum düzenleyen solcu öğrenciler, Türkeş yanlısı faşist bir grubun silahlı saldırısına uğradı.
Hızlarını alamayan ülkücüler, aynı gün Site Öğrenci Yurdu'na da baskın düzenledi. Yurda makineli tüfekle saçılan kurşunlar, yurtta çalışan işçi Abdi Gönel'e isabet etti.
Görgü tanıkları ve gazeteciler, çevrede bulunan polislerin, silahlı baskına kayıtsız kaldığını ileri sürdü.
Gönel için düzenlenen cenaze törenine katılan 20 bine yakın işçi ve öğrenci, Saraçhane'den Topkapı'ya yürüdü. (27 Nisan 1975)
Arşiv: "Değme felek değme gülüme benim..."
Amasya'nın Gümüşhacıköy ilçesinde dünyaya gelen Muammer Badem (Aşık Özlemî), lise sıralarında Ümmü isimli bir kıza aşık olur. İkili sürekli köylerinin dışında kalan bir tepedeki ağacın altında buluşur, gelecek hayalleri kurarlar.
Birbirlerine o ağacın altında evlenme ve ölene dek birlikte kalma sözü veren ikili, kendi aralarında söz yüzüğü de takarlar. Ümmü, Muammer'e üzerinde isimlerinin baş harflerinin ve ortasında güvercin işlemesinin olduğu bir mendil hediye eder.
Lisenin ardından Muammer, Ankara Basın Yayın Yüksek Okulu'nu kazanır. Aileler de devreye girer ve Muammer gitmeden ikiliye söz yüzükleri takılır. Ümmü'ye mutlaka döneceği sözü veren Muammer, Ümmü'den kendisini beklemesini isteyerek okumak üzere Ankara'ya yerleşir.
Muammer, eli kalem tutan, bağlama çalıp türkü söyleyen solcu, yurtsever bir öğrencidir. Şiirleri, öyküleri, besteleri vardır. Ümmü'ye gönderdiği mektuplarda da yer yer şiirlerine yer verir.
O şiirlerden biri şöyledir:
"Hani bir ben var ya bir tanem, bir ben,
Karanlıklara sığınıp ağlayan,
Umutlar peşinde koşan ben,
Yaralıyım zalimin ahıyla,
Bazen dolar, bazen boşalırım,
Issız Anadolu köşelerinde…
Yazgılara düşmanlığım artıyor git gide,
Haykırmak istiyorum halkıma,
Bir ben miyim susmaya mahkûm olan,
Bir ben miyim horlanan.
Sen istersen bir tanem,
Yıkılır bu düzen,
Kırılır bu çark,
Durur bu devran.
Yeter ki sen iste bir tanem,
Sen iste"
Derken; 12 Eylül karanlığı ülkenin üzerine bir karabasan gibi çöker...
Muammer'in bu şiirini çok beğenen arkadaşları, şiiri Devrimci Yol'a ait bir derneğin panosuna asmıştır ve derneğe yapılan baskında "Bir tanem" başlıklı bu şiir de "ele geçirilir".
Muammer, darbenin ikinci günü 13 Eylül'de tutuklanır. Türlü işkencelere maruz kalır.
Bu süre zarfında Ümmü'den hiç mektup alamayan Muammer, kendisini görmeye gelen annesine ve diğer yakınlarına sürekli Ümmü'yü sorsa da "İyidir, selamı var" denilerek geçiştirilir.
Ümmü, babası tarafından "Muammer'den hayır gelmez" denilerek zorla bir akrabasıyla evlendirilmiştir.
Muammer yaklaşık iki yıl sonra ilk kez mahkemeye çıkarılır ve çıkarıldığı mahkemece "suçsuz olduğu" kanaatine varılarak serbest bırakılır.
Evlendirildiği kişinin "Muammer'i unutamadığı" bahanesiyle eziyetlerine maruz kalan Ümmü, hapishaneden çıktıktan sonra da hemen kapıdan askere alınan ve yıllarca görmediği, görüşemediği Muammer'e "Beni kurtarsın, 7 çocuk anasıyım ama ben onu seviyorum" mesajları gönderse de beklediği karşılığı alamaz.
Askerden sonra Gümüşhacıköy'e dönen Muammer, Ümmü için "Sözünden dönen bir hilebaz" demektedir.
Artık Muammer de çoluk çocuğa karışmıştır. Bir gün çaresiz bir hastalığa yakalandığı için evlendirildiği adam tarafından babasının evine gönderilen Ümmü, Muammer'e son bir kez haber salar. Öleceğini biliyordur ve onu görmek ister. Ancak Muammer bu daveti de reddeder.
Özlemî ismiyle bölgenin aşıklarından biri haline gelen Muammer, 1995 yılında Çorum'da bir yayına katılmak üzere yola çıkar. Otogarda onu karşılayan arkadaşları, Ümmü'nün hayatını kaybettiğini söylerler.
Ümmü vasiyet olarak Muammer'in, cenazesine katılmasını ve birbirlerine ölümden başka hiçbir şekilde ayrılmama sözü verdikleri ağacın altına gömülmek istediğini söylemiştir. O ağacın yerini de bir tek Muammer bilmektedir.
Muammer cenazeye katılmayı reddeder, ağacın yerini tarif eder ve acı içinde yoluna devam eder.
Katıldığı yayında spiker ilk olarak hangi türküyü okuyacağını sorar ve o an için aklına herhangi bir türkü gelmeyen Muammer bağlamasını eline alır, şu dizeleri seslendirir:
"Bugün benim efkarım var, zarım var,
Değme felek değme telime benim,
Gül yüzlü cananı elden aldırdım,
Ecel oku değdi tenime benim.
Lokman hekim gelse sarmaz yarayı,
Hilebaz dost ile açtım arayı,
Ne köşkümü koydu ne de sarayı,
Baykuşlar tünedi dalıma benim.
Özlemi'yem başım dumanlı dağlar,
Gözlerim yaş dolu içim kan ağlar,
Güz ayları geldi bozuldu bağlar,
Hazan yeli değdi tenime benim."
Türküyü gözünden gelen yaşlar eşliğinde okuyan Muammer, göz yaşlarını Ümmü'nün ve kendi isminin baş harflerinin yazılı olduğu mendille siler.
Aşık Özlemî (Muammer Badem) 2014 yılında aramızdan ayrılmıştır.
Arşiv: Hasan Hüseyin Korkmazgil, "Acıyı bal eyledik" şiirini seslendiriyor:
"Hor baktık mı karıncaya
Kırdık mı kanadını serçenin
Vurduk mu karacanın yavrulusunu
Ya nasıl kıyarız insana?"
Arşiv: Devrimci şair Adnan Yücel hayatını kaybetti. (24 Temmuz 2002)
"Anadolu'da türküler neredeyse hep acıları aşmak için yakılmıştır. O yüzden ben türküleri acılara karşı bir silah olarak gördüm.
İyi ki silahlanmışız acılara karşı..."
Arşiv: DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler, Alparslan Türkeş'in talimatıyla, ülkücü tetikçiler tarafından İstanbul'daki evinin önünde kurşunlanarak katledildi. (22 Temmuz 1980)
Arşiv: "Dinlene dinlene..."
1979 yılında 1 Mayıs kutlamalarını engellemek üzere ilan edilen sokağa çıkma yasağına karşı, "işçilerin eşitlik ve özgürlük mücadelesinin engellenemeyeceğini" dile getiren Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Behice Boran, Taksim'e yürüyeceğini duyurdu.
69 yaşındaki Boran, 1 Mayıs sabahı partili arkadaşlarıyla Merter'de bulunan DİSK binası önünde buluştu ve Taksim'e doğru yürüyüşe geçti.
Kortejin önünü kesen askerlerin TİP'lilere müdahalesi sırasında Behice Boran başına aldığı dipçik darbesiyle yaralandı. Beyaz saçları arasından kan sızmaya başladı.
Evine bırakılabileceği yönünde teklif alan Boran, askerlerin bu teklifini, arkadaşlarını yalnız bırakmamak adına reddetti ve yaralı halde diğer TİP'lilerle beraber gözaltına alındı.
Sokağa çıkma yasağını delen Behice Boran ve beraberindeki TİP üyeleri, gözaltı işlemlerinin ardından hakim karşısına çıkarıldı.
Hakim ve Boran arasında şu diyalog yaşandı:
- Çıktınız mı?
- Çıktık.
- Ne yapacaktınız?
- Taksim'e doğru yürüyecektik.
- Peki neden çıktınız?
- 1 Mayıs emeğin bayramı, mücadele günüdür. Biz de o sınıfın partisiyiz, çıktık.
- Nereden çıktınız?
- Merter'den çıktık.
- Nereye gidecektiniz?
- Taksim'e.
- Merter neresi Taksim neresi, uzun yol, siz yaşlısınız, nasıl gideceksiniz?
- Dinlene dinlene...
Arşiv: Pir Sultan Abdal şenlikleri kapsamında Sivas'a gelen 33 yazar, şair ve sanatçı, şeriatçı çeteler tarafından kaldıkları Madımak Oteli ateşe verilerek katledildi.
#2Temmuz1993#UnutMADIMAKlımda
Arşiv: "Katil ABD, satılmış AKP!"
Barış Derneği, ABD'nin Suriye'ye yönelik kirli müdahalelerini protesto etmek üzere Antakya'da miting düzenledi.
Yapılan konuşmalarda ABD beslemesi cihatçı çeteler ve iki ülkenin sınırlarını belirsizleştiren emperyalist projeler kınandı. (2013)
Arşiv: Adana İl Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul, ülkücüler tarafından makam aracı kurşunlanarak katledildi. (28 Eylül 1979)
Cinayetin zanlılarından Abdurrahman Kıpçak, 5 Ekim 1989'da İstanbul'da 47 kilo eroinle yakalandı ve bir süre sonra serbest bırakıldı.
"GENÇLERE VURULAN COPLARIN ACISINI BEN HİSSEDİYORUM"
Üst düzey polislik eğitimi için Fransa'ya gönderilen Yurdakul'un, ailesine gönderdiği bir mektupta şu ifadeler yer alıyordu:
"İçimde sizlerin özlemi olduğu gibi, sizler gibi yetişmesi muhakkak olan bir millet ve vatan özlemi de var.
Bu özlem bir sıla hasreti değil, Türkiye'min her yerini ve milletimin her ferdini en az bir Fransız kadar görmektir.
Büyük, kahraman ve talihsiz milletimi düşünüyorum. Şu kilometrelerce uzaktaki devlette sizlerle, milletimle ve devletimle beraber yaşıyorum.
Bazen üniversiteli akıllı gençlerle beraber yürüyorum. Hürriyet Meydanı'ndan Taksim'e, Kızılay'dan Ulus'a doğru... Onlara vurulan copların acısını bir polis olarak ben hissediyorum. Benim başıma vuruyorlar sanki. Saplanan kurşunlar benim kalbimde sanki...
Sevgili çocuklarım; iyi insan olmak, kendine milletine ve tüm insanlığa en büyük kazançtır. Olmak için de çok çalışmak, öğrenmek, okumak, dürüst yetişmek şarttır.
Her zaman sizi düşünüyor ve sizinle beraber yaşıyorum. Ama bununla beraber içimde bir millet mefhumu var.
Milletimi düşünmek milli düşüncelerimin en başıdır. Çünkü ona yapılan iyilik herkese yapılmış demektir.
Yaşamak mühim değil ama insan olarak yaşamak çok mühim. Cehalet içinde bulunan insan veya millet hiçbir zaman muvaffak olamaz..."
Arşiv: Refah Partisi tarafından 1994 yılında düzenlenen defilede, tesettürlü giyim modası tanıtıldı.
Tesettür, islamcı sermaye grupları tarafından bir kâr kapısı olarak değerlendirildi. Çok sayıda şirket, pazarladıkları bu yeni moda sayesinde uçuk kârlar elde etti.
Arşiv: Lenin'in "Dünya işçilerine tereddütsüz öneriyorum" dediği "Dünyayı Sarsan On Gün" yapıtından yola çıkılarak aynı adla çekilen filmden bir sahne...
Amerikalı gazeteci John Reed, Bolşevik Devrimi'ni anlattığı kitabı kendi gözlemlerine dayanarak yaratmıştır.
Arşiv: Berkin Elvan'ın cenazesi, Türkiye tarihinin en kalabalık cenaze törenlerinden biri oldu. Cenaze milyonlarca yurttaşın katılımıyla adeta bir mitinge dönüştü. Halk, evladını sahipsiz bırakmadı. (12 Mart 2014)
Arşiv: 28 Nisan 1960 tarihinde, İstanbul Üniversitesi öğrencisi Turan Emeksiz'in katledilmesinin ardından, devrimci gençliğin Plevne Marşı'ndan uyarladıkları ve hemen her gösteride büyük kalabalıklarla söylenen marş, söylenildiği yılların ruhunu anlatan bir ezgi olarak tarihe mal olmuştu.
Defalarca farklı sanatçılarca icra edilen bu marş, büyük halk ozanı Ruhi Su tarafından da seslendirilmişti.
Seslendiren: @cobanozan
"Bu meydanda cengimiz var, er olan meydana gelsin!"
Arşiv: Alparslan Türkeş'in TRT'de yaptığı "Ülkücü komandolar devlet güvenlik kuvvetlerine destek oluyor" açıklamasının ardından, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde forum düzenleyen solcu öğrenciler, Türkeş yanlısı faşist bir grubun silahlı saldırısına uğradı.
Hızlarını alamayan ülkücüler, aynı gün Site Öğrenci Yurdu'na da baskın düzenledi. Yurda makineli tüfekle saçılan kurşunlar, yurtta çalışan işçi Abdi Gönel'e isabet etti.
Görgü tanıkları ve gazeteciler, çevrede bulunan polislerin, silahlı baskına kayıtsız kaldığını ileri sürdü.
Gönel için düzenlenen cenaze törenine katılan 20 bine yakın işçi ve öğrenci, Saraçhane'den Topkapı'ya yürüdü. (27 Nisan 1975)
Arşiv: Türkiye şampiyonu milli boksörümüz Sait Ulusoy, ülkücüler tarafından kurşunlanarak katledildi.
Ulusoy'a düzenlenen saldırıda bir polis memuru ve otobüsün şoförü de ülkücüler tarafından vuruldu.
Trabzonlu Sait Ulusoy gelecek vadeden, çevresi ve hocaları tarafından sevilen, devrimci bir Spor Akademisi öğrencisiydi. İGD üyesiydi.
Katledilişinden bir gün önce Üsküdar vapurunda ülkücülerin kendisine ve arkadaşlarına yönelik saldırısını, kapıya kendini siper ederek cesurca engellemişti. Bu durumu içlerine sindiremeyen ülkücü katiller, Atatürk Öğrenci Sitesi'ne giden otobüste önce Sait'i tartaklamaya çalıştılar, güçleri yetmeyince de kurşun yağmuruna tuttular.
Sait'in cenazesine binlerce kişi katıldı. (29 Ocak 1978)