Sordum?
Bu koliler nedir?
Dediki..
8. ci katta oturan diyaliz hastası için 90 koli ilaç getirdik.
Evde bakım için diyaliz makinesini de devlet veriyormuş
Sonra kendi kendime dedim ki
17 yıldır Ak parti ne yaptı !?
Sordum?
Bu koliler nedir?
Dediki..
8. ci katta oturan diyaliz hastası için 90 koli ilaç getirdik.
Evde bakım için diyaliz makinesini de devlet veriyormuş
Sonra kendi kendime dedim ki
17 yıldır Ak parti ne yaptı !?
Ülkemizin savunma, havacılık ve uzay sektörlerinin yıldızlarının bir araya geldiği SAHA 2026’nın hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Kara, deniz, havacılık, uzay, güvenlik alanlarında geliştirdikleri ürünlerle fuarda boy gösteren şirketlerimize en kalbî tebriklerimi iletiyorum.
SAHA 2026’ya 1.500’ü yerli, 263’ü yabancı olmak üzere 1.763 firma katıldı.
Sahip olduğu yeni özelliklerle göz dolduran 203 ürün, ilk kez fuarda görücüye çıktı.
192 resmî heyet ve 108 alım heyeti, sektörümüzle doğrudan temas kurma imkânı buldu.
İmzalanan 182 anlaşmayla toplam 8 milyar dolarlık iş hacmine ulaşıldı.
Bu sayının 6 milyar dolarlık kısmını doğrudan ihracata dönük mutabakatlar oluşturdu.
Resmin bütününe baktığımızda karşılaştığımız manzara tam olarak şudur:
Türk savunma sanayisi artık yalnızca bölgesinde değil; dünya ölçeğinde rağbet gören, güven veren, dikkatle izlenen ve tercih edilen bir ekosistem haline gelmiştir.
Türkiye; savunma, havacılık ve uzay alanında küresel düzeyde yıldızı ışıl ışıl parlayan ülkeler arasına adını gururla yazdırmıştır.
1.300’ü aşkın üye firması ve bünyesindeki 30 üniversitenin etkin katılımı ile Avrupa’nın en büyük savunma ve havacılık kümelenmesi olan SAHA İstanbul ailesini yürekten kutluyorum.
Türkiye; devleti ve milletiyle yaklaşık yarım asırlık başarılı mücadelesinin ardından terörden kurtulma iradesini ortaya koymuş, Terörsüz Türkiye için çok net bir duruş sergilemiştir.
Bu iradenin temelinde vatanı ve milleti için canını feda eden kahramanların aziz hatırası, kutlu emaneti vardır.
Bu iradenin temelinde “vatan sağ olsun” diyerek evlatlarını kara toprağın bağrına veren, acısını kalbine gömen anne ve babaların metaneti vardır.
Bu iradenin temelinde şehit eşleri, şehit çocukları, şehit yakınlarımız vardır; gazilerimizin fedakârlıkları vardır.
Allah’ın izniyle bundan geriye dönüş yoktur ve olmayacaktır.
Muhabbet iklimini çok sağlam bir şekilde tesis edip kardeşlik bilincini güçlendirerek…
Husumet duvarlarını tek tek yıkıp fitnelerin kökünü kurutarak…
Terörün kanlı ve karanlık gölgesini sebepleriyle birlikte bu toprakların üstünden tamamen kaldırarak aziz şehit ve gazilerimizin fedakârlıklarının boşa gitmediğini tüm dünyaya inşallah göstereceğiz.
İnanıyoruz, Allah’ın izniyle başaracağız.
Kararlıyız, inşallah hedefimize ulaşacağız.
CEMAATLAR NERDEN ÇIKTI?
Eğer devlet, okullarda tam bir islami eğitim verseydi ve yetişen nesil tam imanlı yetişseydi, zaten cemaatlara ihtiyaç kalmazdı.
Ama öyle bir dönem düşünün ki, devlet kendi eliyle dini tahrip etti.
Ezanı değiştirdi. Kur'an öğrenmeyi yasak etti. Camileri kapattı. Alimleri astı. Gavur şapkasını milletin başına geçirdi.
Böyle bir dönemde, Müslüman olan bu millet, elbette dinini öğrenmek ve çocuklarına öğretmek için bir yol arayacak.
Çünkü kemalist eğitim sisteminde yetişen gençlik, ya dinden uzak veya dine düşman yetişiyor.
Osmanlı'da eğitim sistemi İslam üzerine bina edildiği için, yetişen nesil tam imanlı yetişiyordu.
Yani o zamanda, devlet bütün dini eğitimi bizzat kendisi verdiği için, farklı cemaat ve cemiyetlere ihtiyaç kalmıyordu.
Şeyhler ve mürşitleri, halkı irşad etmek ve gafil kalmamaları için, teşvik ve istihdam etti. Çeşitli imkanlar ile, ilim ve faziletlerinden azami derecede istifade etti ve ettirdi.
Osmanlı'dan sonra, dini ilimlerin talimi yasak edildi. Dergahlar kapatıldı, medreseler yasak edildi. Alimler ya sürgün veya idam edildi.
Yani din tamamen yok sayıldı, tecrit edildi. Böylelikle dinsizliğe zemin hazırlandı.
Manadan yoksun, maddeci bir gençlik türedi. Materyalist felsefeyle zihni bulanan gençlik, ya dinsiz veya anarşist oldu.
İşte böyle bir dönemde, Bediüzzaman Said Nursi hazretleri, Risale-i Nur eserlerini te'lif ederek dinsizliğin bel kemiğini kırdı. Dayandıkları materyalist felsefeyi tarumar etti.
Bütün iman hakikatlarini, madde aleminden temsiller ve deliller getirerek, en kat'i şekilde, bu asrın anlayışına uygun izah ve isbat ederek, onların bütün planlarını akim bıraktı.
Böylelikle, tam imanlı bir gençliğin yetişmesine ve küfrü mutlakın kırılmasına vesile oldu.
Bundan sonra hamiyetli ehli iman çoğaldı. Muhtelif cemaatlar meydana geldi.
Fakat maalesef, bazılarının içine çok naehiller ve bazı da bozmak için, kasıtlı adamlar girdi.
Böylelikle o cemaatların bir kısmı, safiyetlerini muhafaza edemeyip, kudsiyetini kaybederek, ehli dalaletin, onları kendi meş'um gayelerine alet etmesine mani olamadı.
Hatta sırf İslam'ı ve Müslümanları kötü göstermek için, dış mihraklar tarafından kurulan cemaatlar da oldu.
Aslında Bediüzzaman Said Nursi hazretleri, Birinci Millet Meclisinde yaptığı konuşmasında, buna dikkat çekmişti.
Yani bu millet Müslüman olduğu için, eğer Meclis bu milletin manevi, yani din ihtiyacını tatmin etmezse,
O zaman bu Müslüman millet, din ihtiyacını başka yerden temine çalışacak.
Meclis eliyle olmayan böyle bir yol da, inşikaklara ve ayrılıklara sebep olacaktır. Mealinde, o zamanki devlet ricalini ikaz etmişti.
Nitekim bu ikazdan elli altmış sene sonra, milleti ve devleti tehdit eden bazı örgütler ve yapıların çıkması,
Bediüzzaman hazretlerinin bu fikrinde ne derece haklı olduğunu göstermiş oldu.
Hatta Risale-i Nur'un devlet eliyle basılıp neşredilmesini, yine bu mana için istemişti.
Fakat maalesef o zamanki devlet ricali, dine yabani oldukları için, Risale-i Nur'u proğram yapacakları yerde, yasak ettiler.
Onu okuyanları hapisler ve sürgünlerle cezalandırdılar. Fakat yine intişarına mâni olamadılar.
Risale-i Nur yetmiş dünya diline tercüme edildi ve dünyaya yayıldı.
Şimdilerde ise, devlet bir derece ihtiyacını hissetti ki, Risale-i Nur eserlerini diyanet eliyle resmen neşretti.
İnşallah, Risale-i Nur'un hakikatını ve vatan ve millete tam faydasını anladıkları zaman,
Milli Eğitimde de, müfredata dahil ederek, okullarda aynı hakikat dersi olarak resmen okutmakla
tam imanlı ve vatanperver bir gençliğin yetişmesine kuvvetli bir vesile olacaktır.
Rahmet-i İlahiye'den bekliyoruz.
bilgisayar korsanı grubu, İsrail kaynaklarına sızmayı başardığını duyurdu ve Netanyahu’nun eşi Sara Netanyahu'nun Jeffrey Epstein'in yanında görüldüğü bir fotoğraf yayınladı.
Milyonlarca Amerikalı Trump'ı protestoya başladı.
Siyonistler, sadece Müslümanları değil, Hristiyan devletleri de esir almış.
Elbette Hristiyan dünyası bunu görecek uyanacak, Müslümanlar ile el ele verip,
ortak düşmanları olan bu lanetli kavmi, yeryüzünden silecekler İnşallah.
bilgisayar korsanı grubu, İsrail kaynaklarına sızmayı başardığını duyurdu ve Netanyahu’nun eşi Sara Netanyahu'nun Jeffrey Epstein'in yanında görüldüğü bir fotoğraf yayınladı.
Ana muhalefet partisinin karikatür genel başkanı dışında aziz milletimiz ve bölgedeki tüm kardeşlerimiz Türkiye’nin ne yapmaya çalıştığının, neyin mücadelesini verdiğinin gayet farkındadır.
Türkiye doğru yoldadır, doğru yerdedir, doğru bir politika izlemektedir.
Partimize ve ittifakımıza oy versin veya vermesin, milletimiz de bu fırtınalı dönemde Türkiye’nin kaptan köşkünde bizim olmamızdan dolayı Allah’a hamdediyor, “iyi ki Türkiye’yi AK Parti yönetiyor” diyor.
Milletimizin bu güvenini inşallah boşa çıkarmayacağız.
Hükümetin en büyük düşmanı olan kemalistler, 5816 kanununu bahane ederek,
Hükümetin arkasındaki en büyük gücün, Müslüman halk olduğunu bildiği için,
Onları hükümet aleyhine çevirmek için, her yolu deniyor, her hileye baş vuruyor.
Hükümet dikkat etmeli, buna fırsat vermemeli.
İlim ve iman davasına adanmış bir ömür... Risale-i Nur Külliyatı’nın müellifi, büyük İslam âlimi Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerini dar-ı bekaya irtihalinin 66. yılında rahmet ve hürmetle yad ediyorum.
İlber Ortaylı, tarihi sevdirmişti, Osmanlı’nın, Abdülhamid’in önüne dikilen engelleri kaldırmış ama Kemalizm’i kutsamıştı.
Ne ki, büyük bir tarih bilgisine sahip olmasına rağmen tarih felsefesi yoktu. Tarih ekolü kuracak ve medeniyet fikri sunacak çapı ve derdi yoktu yoktu.
MİLLETİ VE TARİHİNİ “TARİHE GÖMEN” ADAM!
Bir cenazenin arkasından uluorta konuşmayı edeben doğru bulmadım ve konuşmadım şimdiye kadar.
Ama bu cenaze, cenazesi çoktan kaldırılması gereken bir “yalan tarih”in mimarlarından birinin cenazesi olunca susmak vebaldir, diyerek usturuplu bir dille birkaç hayatî tespitte bulunmayı bir vatan, millet borcu ve büyük bir mesuliyet olarak addediyorum.
“GÖREVLİ” BİR ADAMDI
Önce hakkını teslim edelim: Osmanlı ile Sultan Abdülhamid Han -ve hatta Sultan Vahdettin- hakkındaki bazı ezberleri yıkmıştı.
Eğer bu minval üzere gitseydi, bu milletin boynuna geçirilen prangaların kırılmasına çok büyük katkılarda bulunabilirdi. Aksine o prangaların daha boğucu ve sarsılmaz bir şekilde milletin ve çocuklarının boynuna dolanmasına hizmet etmeyi tercih etti ve mezara çok büyük bir veballe gitti.
Çünkü “görevli” bir adamdı: 28 Şubat'tan sonra piyasaya sürülmüştü ve Yaşar Nuri'nin ilâhiyat alanında yaptığı “yıkım” işini o tarih alanında yapmıştı.
İsteseydi, dik durabilseydi, yalan üzerine inşa edilen ve dayatılan tarihi yerle bir edecek tarihî bir misyon üstlenebilir ve tarihe kahraman olarak geçerdi. Ama o bu dünyada ucuz kahramanlığı ve alkışlanmayı tercih etti. Kendisi gibi Kırımlı ama pek çok bakımdan büyük tarihçi olan ve milletin boynuna dolanan tapınakçı prangaları güçlendiren Halil İnalcık’ı ucuz kahramanlık konusunda fersah fersah geçen, bu toprakların çocuklarını ve tarihini “tarihe gömen” bir adam olarak mezara gitti.
UCUZ KAHRAMAN
Osmanlı tarihinin insanlık tarihindeki öncü ve benzersiz rolünü çok iyi biliyordu ama o sessiz kalmayı, yaşarken bu ülkenin altını oyan, tarihî rolünü bitiren yalan tarihin propagandisti olmayı ve pespaye, döküntü propagandistleri tarafından alkışlanmayı ve daha vahimi de Osmanlı’nın insanlığın önünü açacak benzersiz ilkelerinin dünyaya anlatılması gibi yüce bir görevi üstlenmek yerine Osmanlı’yı Üçüncü Roma ilan etme primitifliği ve “aşağılık kompleksi” sergileyerek Osmanlı’nın dünyaya, insanca yaşanacak yegâne medeniyet modelini sunacak muazzam bir medeniyet tecrübesi ürettiğini anlatma imkânını elinin tersiyle itmeyi tercih etti!
Bazı Batılı vicdanlı tarihçiler bile, “gel ey Osmanlı!” diye yazılar ve kitaplar yazarken o Osmanlı’yı bir kez daha “tarihe gömme”yi tercih etmekten tedirgin olmadı!
Hiçbir büyük tarihçi böylesine ürpertici bir tercihte bulunamazdı.
İsteseydi, Osmanlı medeniyetinin ne denli aşılamaz ve insanlığın önünü açacak temellere ve ruha sahip, bütün dünyayı yeniden silkeleyip kendine getirecek adalet, hakkaniyet ve merhamet ilkeleri üzerinden yükselen benzersiz bir medeniyet tecrübesi olduğunu hem ülkemizin çocuklarına hem de bütün dünyaya çok çarpıcı bir dille anlatabilirdi.
Ama bu fazla prim yapmayabilirdi, fazla para kazandırmayabilirdi. O yüzden o işin en kolayını, en kârlı olanını tercih etti ve resmî tarihin yalanlarını deşifre ederek kahraman olarak anılma imkânını kaybetti ve mezara hesabını veremeyeceği kadar ağır bir veballe gitti. Bir milletin boynuna geçirilen prangaları kırabilecek bir donanıma ve etki gücüne sahip bir adam konumuna ulaşmıştı çünkü.
O yüzden sırtında hesabını veremeyececeği kadar “tarihin ağır yükü”yle vefat etti gitti bu dünyadan. Artık adı tarihe, bu milletin boynuna geçirilen prangalara kıracak bir imkâna sahipken, o işin kolayını ve en ucuz olanını tercih ederek insanlığın önünü açacak ufka ve derinliğe, ruha ve zenginliğe sahip bu milleti ve tarihini tarihe gömen bir adam olarak geçecek.
FATİH CAMİİ’NİN HAZİRESİNE GÖMÜLMEMELİ!
Şehid Esad Coşan Hocamızın cenazesinin Fatih Camii’nin haziresine gömülmesini reddeden yetkililerin İlber Ortaylı’nın cenazesinin oraya gömülmesine onay vermesini protesto ediyorum.
Fatih Camii haziresi millete aittir ve bu milletin altını oyan monşerlere, masonik-baronik çetelere hizmet eden bir adamın cenazesinin oraya gömülmesi oradaki bütün büyük insanların aziz ruhlarını da rencide edecektir.
Bu karardan derhal vazgeçilmelidir!
Yanlışa yanlış demeliyiz. Adam Gelibolu’ya defnedilmeyi vasiyet etmiş. Oraya gömülmeliydi.
Hatasıyla sevabıyla hesabını Allah’a verecek..
Kamal tarafından kapatılan Ayasofya’nın esaretten kurtarılıp açılmasına karşı çıkan adamı üstelik Fatihin kabrinin yanıbaşına gömmek de ne demek? Anlaşılır gibi değil. Bu kadarı da fazla…
Bu zatın Fatih’in kabrinin yanıbaşına gömülmesi kararından süratle vazgeçilmelidir. Bu kararı alanlara tekrar hatırlatmak isterim ki; Fethin sembolü Ayasofya’nın açılmasına karşı çıkan zatın İstanbul’un Fatihinin yanına gömülmesi vebalinden vazgeçilmelidir.
Peygamberimiz SAV’in müjdesine mazhar, çağ açıp çağ kapayan büyük kumandan Fatih Sultan Mehmed hâna bühtanda bulunup iftira atan adamı oraya gömmek üstelik Fatihin yanına…
vicdanları yaralamıştır.
Kemalist resmi ideolojinin şakşakçılığını yaparken; seçilmiş Cumhurbaşkanımıza “yeter artık gitsin” diyerek seküler kesimlere yaranmaya çalışan, ilim adamı ağırlığı olmayıp, içinde yaşadığı milletle alay eden, anlattığı tarihi
bilgilerin içine, ince ince yerleştirdiği ifsad edici fikirleriyle nicelerini zehirlemiştir. Bizim saftirik yerel yöneticilerimizde bunu konuşmalara davet ederek yüksek paralar ödeyerek yalan ve resmi ideoloji soslu anlattıklarını masum beyinlere zerk ettirmişlerdir.
“Kemalizmi kabul etmeyen bu ülkede durmasın gitsin” diyecek kadar ilmilikten uzak taraflı bir adamdır.
O’nun yeri İftira ettiği Sultan Fatih’in yanı değildir…!
#ilberFatihCamiineGömülmesin
#K2 Kamikaze İHA... ✈️🚀
Gelişmiş yapay zekâ ve otonomi algoritmalarıyla donatılmış akıllı bir platform...
Yapay zekâ otonom sürü uçuşu, görsel kilitlenme ve elektronik harbe karşı yapay zekâ görüntü tabanlı GNSS bağımsız seyrüsefer, hedefleme ve angajman kabiliyeti...
Baykar’ın İHA serüveninin temelinde maliyet etkin ve yüksek adet prensibi yer alıyor.
#K2 Kamikaze İHA, tam da bu prensibe göre milli olarak tasarlanıp özgün olarak geliştirildi.
Bir sipariş üzerine değil tamamen Baykar ekibinin vizyonu ve öz kaynaklarımızla hayata geçirildi.
Muadil menzile sahip konvansiyonel askeri güdümlü mühimmatlara göre maliyeti yaklaşık 50’de 1 oranında!
Daha da önemlisi benzer sistemlere göre çok daha hızlı seri üretim imkânı ve yüksek üretim kapasitesine sahip...
Kamikaze ama aslında tek seferlik bir platform da değil...
İstenildiği takdirde mühimmatını bırakıp geri dönebilen ve yeniden kullanılabilir akıllı bir sistem.
Hayırlı olsun!
#MilliTeknolojiHamlesi 🌍🇹🇷