#DevrimciKişilik | Yoldaşlık devrimciliğin kimyasıdır
🚩 Kendi iç ilişkilerimizde oluşturduğumuz pozitif atmosfer, dışa kapanmayı, dost ilişkilerde sekterleşmeyi değil aynı pozitif elektriği o ilişkilere de taşımayı gerektirir. Unutulmamalıdır ki dostuna (ki o da bir çeşit yoldaşlıktır) karşı sekterleşen, daralıp bencilleşen; koşullarının oluşması halinde yoldaşına karşı da daralıp sekterleşebilir. Çünkü taşınan öz, ne kadar bastırılırsa bastırılsın mutlaka biçimde yansır. Bunu önlemenin yolu, özü bastırmak değil değiştirmektir.
https://t.co/HnCGds8rcO
AKP iktidarının "Ailem Güvende" ismiyle yaptığı operasyonların karşısındayız!
LGBTİ yurttaşları hedef alan ve 162 kişinin gözaltına alındığı polis operasyonlarını protesto etmek için bir araya gelenler dahi İstanbul ve Ankara'da polis saldırılarıyla gözaltına alındılar.
Hiçbir insanın cinsel yönelimi ve kimliği suç olmamalı, baskı görmesine yol açmamalı, LGBTİ yurttaşların haklarına ve özgürl��klerine yönelik baskılar son bulmalı, gözaltına alınan ve tutuklanan herkes serbest bırakılmalıdır.
Bilinmelidir ki halkın güvenliğine ve geleceğine yönelik en büyük güncel tehdit AKP iktidarıdır. Türkiye topraklarında emperyalizm ve faşizm hüküm sürdükçe hiç kimse için özgürlük, eşitlik ve demokrasi mümkün olmayacaktır.
#DevrimciKişilik | Fiili tüzük
🚩 Oturulan yerde uyuklamak, iştahsızlık, sürekli yorgun görünmek nasıl yaşlılık belirtisi ise; hangi yaşta olunursa olunsun tembellik, kaytarmacılık, makyajla veya görüntüyü kurtarmakla yetinmek, sadece dürtülünce iş yapmak da bir çeşit yaşlılıktır. Ve kişiyi sadece devrimcilikten değil, yaşama kalite kazandırma kabiliyetinden de yoksun bırakır.
🚩 Devrimcilik öncesi yaşamda, birbirini sömürmeyi, birbirini rakip gibi görmeyi, başkasının sırtına basarak yükselmeyi, hatta yükü paylaşmak yerine başkasının omuzlarına yıkmayı olağan bir davranış normu olarak gören insanlar, bu alışkanlıklarını bir anda atamayacakları için yoldaşlığın gerektirdiği normları içselleştirmekte zorlanır, adaptasyon güçlüğü çeker. Bu anlaşılır bir durumdur ve zaten devrimci bir çatının altına girer girmez insanların birden bire, efsunlanmış gibi değişmesini beklemek doğru değildir. Bu sürecin sağlıklı bir gelişimle aşılması için dayatmalardan çok, eğitici müdahalelerden sonuç beklenmelidir.
https://t.co/V9U9IqibCw
İstanbul merkezli 11 ilde düzenlenen polis baskınlarında 39 devrimci, demokrat ve yurtsever insanımız gözaltına alındı.
Şu ana kadar elde edilen bilgilere göre gözaltına alınanlar arasında Kaldıraç ve Odak dergisi okurları; SMF, SYKP üyeleri ve bir dönem ESP'de bulunmuş insanlar var. SYKP Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz de gözaltında.
Yapılan operasyonun içeriğini ve suçlamaları bilmiyoruz; bilmeye de ihtiyaç duymuyoruz. Polis ve savcılık yine bir itirafçı beyanı üzerinden meşru siyasal ve toplumsal eylemleri ve bunlara katılan insanları ürkütmeye çalışıyor. Diğer tüm siyasal operasyonlarda olduğu gibi bunda da "terör faaliyeti" diye bir yığın saçmalığın ve yalanın ortaya saçılacağı kesindir.
Siyaset yapma, eylem yapma ve muhalefet etme hakkımızın kriminalize edilmesine müsaade etmeyeceğiz. Gözaltına alınan tüm insanlarımızın ve dostlarımızın yanındayız.
#Açıklama | Faşizm yenilecek halk kazanacak!
12 Eylül, ülkeye postal kokularının yayıldığı, tank seslerinin duyulduğu o günün sabahında, CIA ajanı Paul Henze’nin “Bizim çocuklar başardı” ifadelerinde somutlandığı gibi genelde emperyalizmin özelde Türkiyeli sermayenin ihtiyacı olan bir müdahaledir.
12 Eylül, yalnızca askerlerin yönetime el koyduğu bir olağanüstülük anı değildir; aynı zamanda Türkiye kapitalizminin neoliberalleşme sürecini zor yoluyla hayata geçiren bir darbedir. Darbenin ekonomi politiği, 24 Ocak 1980 kararlarında somutlaşmıştır. Bu kararlar, Türkiye ekonomisinin yapısını köklü biçimde değiştirmeyi hedeflemiş; ithal ikameci sanayileşmeye son verilmiş, tarım sübvansiyonları kaldırılmış ve kamu mallarının özelleştirilmesi süreci başlatılmıştır. Sosyal devlet uygulamaları sınırlanmış, eğitim ve sağlık hizmetleri piyasalaştırılmış, işçi hakları kısıtlanmış ve esnek üretim modeline geçiş için gereken koşullar yaratılmıştır.
12 Eylül’ün özgünlüğü, Türkiye’de neoliberal politikaların uygulanmasının zorunlu kıldığı kalıcı yapısal değişikliklerdir. Önceki darbelerden farklı olarak, 12 Eylül sonrası düzenleme bir defalık müdahale ile sınırlı kalmamış; toplumun bütün alanlarını kapsayan uzun vadeli bir yeniden yapılandırma hedeflemiştir. 12 Eylül, yalnızca geçmişin bir kırılma noktası değil; Türkiye’nin yeni sömürgeleşme sürecinin (uluslararası yeniden işbölümü) ve kapitalizmin küresel hegemonya krizine uyum sağlama stratejisinin bir parçasıdır.
12 Eylül askeri darbesiyle başlayan neoliberal dönüşüm süreci, yalnızca 1980’lerin ve 1990’ların ekonomik ve siyasal programlarıyla sınırlı kalmamış; 2000’li yıllarda AKP döneminde farklı araçlarla devam etmiştir. Burada dikkat çekilmesi gereken temel olgu, müdahale ve yeniden düzenleme ihtiyacının artık askeri darbe ile sınırlı olmaması, yani darbenin süreklileşmiş bir iklim haline gelmesidir.
AKP, iktidara geldiği ilk yıllardan itibaren, ekonomik ve siyasal programını Türkiye kapitalizminin uluslararası bağımlılık ilişkilerine uygun biçimde uygulamaya koymuştur. 2010 sonrası dönemde özellikle 12 Eylül referandumu ve başkanlık sistemi gibi adımlar, toplumsal ve siyasal alanın yeniden düzenlenmesini hedeflemiş; 15 Temmuz bağlamlı “hesaplaşmalar”, ekonomi politiğin ve egemen sınıfların ihtiyaçları ile birleşmiştir.
Bu süreçte olağanüstü hâl (OHAL), Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK’lar) ve kayyum uygulamaları gibi araçlar, toplumsal ve siyasal yaşam üzerinde sürekli bir baskı ve denetim mekanizması oluşturmuştur. Böylece darbe, yalnızca tek bir kırılma noktası olarak değil; süreklileşmiş, kalıcı bir iklim olarak hayatın her alanına müdahale edebilir hale gelmiştir. AKP, 12 Eylül’ün devamı ve tahkim edilerek kalıcılaştırılmasıdır.
12 Eylül, yüz binlerce gözaltı, işkenceli sorgu, 10 binlerce tutuklama, tutsaklıkta ölüm ve idamdır; tepeden tırnağa hukuksuzluktur; ezenlerin ezilenler karşısındaki güç gösterisidir. 12 Eylül’ün bugünkü tezahürü ise tüm muhalif kesimlerin içine doldurulup etkisizleştirildiği davalardır; yargı tehdidinin bir silah olarak kullanılmasıdır. Bu açık faşizmin güncellenerek kalıcılaştırılması; 12 Eylül'ün sürekliliğidir.
12 Eylül’ün yıldönümünde ülke, cuntalardan edinilmiş tecrübeleri de içeren emperyalist ve faşist bir abluka altındadır. Bunun daha açık ifadesi, bugün Saray rejiminin karşısında durma potansiyeli taşıyan tüm dinamiklerin bastırılması, ehlileştirilmesi ve teslim alınma çabasıdır.
12 Eylül'de yüzlerce devrimci, demokrat, yurtsever ve ilerici insanımız faşist cunta tarafından katledildi. Binlercesi işkencelerden, zindanlardan ve sürgünlerden geçti. Yoldaşlarımız faşizme karşı direnirken darağaçlarında, zindanlarda, işkencehanelerde, kırlarda, şehirlerde yaşamlarını feda etti. Özenç'i, Mine'yi, Hıdır'ı, Orhan'ı, İlyas'ı, Behçet'i, Fikri'yi ve daha nicelerini kaybettik.
Bu bağlamda her kuşak, bu mirası kendi dönemine taşırken, yalnızca anmakla yetinmemeli, geçmişin devrimci değerlerini yeniden üreterek güncel mücadeleye aktarmalıdır. Anmak, hatırlamayı ifade eder; yaşatmak ise tarihsel bilincin, stratejik planlamanın ve sınıfsal perspektifin pratikte sürdürülmesidir.
"Bu kan denizinin ufkundan kızıl bir güneş doğsun" diye yaşamlarını feda eden yoldaşlarımızın düşlerindeki dünyayı yaratmak için yolumuzda yürümeye devam edeceğiz.
#Perspektif | Altın neden geri dönüyor?
🚩 On yıllardır Amerika Birleşik Devletleri'nde, özellikle New York'ta tutulan Avrupa merkez bankalarının altınlarının bir bölümü yeniden Avrupa'ya getiriliyor, bir bölümü ise Londra gibi başka finans merkezlerine taşınıyor. Hollanda Merkez Bankası, ABD ve Kanada'da bulunan rezervlerinden 86 ton altının yerini değiştirdi. Fransa, New York'taki son 129 ton altınını satarak karşılığında Avrupa piyasalarından eşdeğer miktarda altın aldı ve bunları Paris'te tutmaya başladı. Almanya ise daha önce New York ve Paris'ten yüzlere ton altını Frankfurt'a taşımıştı.
🚩 Altının hareketini yalnızca altın üzerinden okumak yanıltıcı olur. Burada hareket eden yalnızca bir rezerv varlığı değildir. Devletlerin dünya kapitalizminin geleceğine ilişkin hesapları da hareket ediyor. Bir dönem Avrupa'nın altınları Amerika'ya gönderilmişti; bugün bir bölümü geri geliyor.
🚩 Bu tersine dönüşün anlamı, birkaç yüz ton altının nerede saklandığından çok daha büyük. Dünya kapitalizminin uzun süre üzerine kurulduğu güven ilişkileri, güç dengeleri ve bağımlılık biçimleri değişiyor. Devletler artık rezervlerini yalnızca ekonomik verimlilik açısından değil, savaş, yaptırım, ticaret çatışması ve finansal parçalanma ihtimali açısından da değerlendiriyor.
🚩 Ortaya çıkan tablo, doların yarın çökeceği veya Avrupa'nın Amerika'dan kopacağı bir tablo değil. Daha çok, Amerikan hegemonyasının hâlâ sürdüğü fakat artık kendisini eski kadar tartışmasız bir güvenlik alanı olarak sunamadığı bir dünya söz konusu.
https://t.co/glaIhMX5hE
#Perspektif | Almanya’da faşizmin yükselişi ve sınıf meselesi
🚩 Asıl mesele AfD’nin kaç oy aldığı değildir; kapitalizmin merkez ülkelerinden birinde işçi ve emekçi kitlelerin önemli bir bölümünün kendi sınıfsal sorunlarına çözümü solda değil, milliyetçi ve göçmen karşıtı bir partide aramaya başlamasıdır.
🚩 Burada dikkat çekici bir çelişki ortaya çıkıyor. Kapitalizm, derin bir kriz içindedir. Hayat pahalılaşmakta, konut sorunu büyümekte, reel gelirler üzerindeki baskı artmakta, sanayide istihdam tehdit altında bulunmakta, sosyal haklar budanmakta, savaş ve silahlanma için ayrılan kaynaklar büyümektedir. Bütün bunlar, solun maddi zeminini genişletmesi gereken koşullar gibi görünmektedir. Ancak siyaset, ekonomik koşulların mekanik bir yansıması değildir.
🚩 Kapitalist kriz, kendiliğinden sosyalist bilinç yaratmaz. İşsiz kalan işçi, kendiliğinden kapitalizmin nedenini kavramaz. Yoksullaşan emekçi, otomatik olarak sermayenin karşısına geçmez.
🚩 Faşizmin yükselişini faşistlerin propaganda faaliyetleriyle açıklamak ne kadar yanlışsa, onu ekonomik krizin doğrudan bir sonucu olarak görmek de o kadar yanlıştır. Kriz maddi zemini yaratır; fakat bu zeminin hangi siyasal sonuca dönüşeceğini sınıf mücadelesi belirler.
https://t.co/xFimgDpHmG
Halkın vergisiyle yapılan köprü ve otoyollar özelleştirilemez!
AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan kararla Boğaziçi ve FSM köprüleri, 8 otoyol ve 2 çevreyolu özelleştirme kapsamına alındı.
Özelleştirme şampiyonu olarak cumhuriyet tarihine geçen AKP, iktidara geldiğinden bu yana özelleştirmeleri hızlandırmış, halkın cebinden çıkan vergilerle hayata geçirilen Türk Telekom, TÜPRAŞ, TEKEL, liman, tersane ve şeker fabrikaları gibi pek çok kamu varlığını yerli/yabancı sermaye gruplarına ‘hediye etmiştir’.
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın konuya ilişkin yaptığı açıklamada geçen “öncelik gelir elde etmek değil, hizmet kalitesini yükseltmek” ifadeleri palavradan başka bir şey değildir; öncelik sermayenin azami çıkarını korumaktır.
Halkın bir ömür çalışarak alın teri ve vergileriyle yarattığı kamu varlıkları özelleştirilemez! Yağma ve talan düzenine karşı omuz omuza mücadeleye!
#Açıklama | Barışın soyut savunusu mu sınıfsal bakış mı?
🚩 “En kötü barış, en haklı savaştan daha iyidir” sözü, bağlamından koparıldığında, bugün çok kolay kullanılan ama çok şey gizleyen bir önermeye dönüşüyor. Çünkü savaş ile barışı birbirinin mutlak karşıtı, savaşın her durumda kötü, barışın her durumda iyi olduğu iki soyut kategori olarak ele almak, tarihsel gerçekliği ortadan kaldırıyor.
🚩 İşgalcinin dayattığı barış ile işgal edilen halkın özgürlüğünü sağlayan barış aynı şey değildir. Sömürgeciliğin sürdürülmesi pahasına sağlanan “barış” ile sömürgeciliğe karşı verilen kurtuluş savaşı da aynı kefeye konamaz. Faşizme teslimiyetin sağladığı sessizlik ile faşizme karşı mücadelenin yarattığı barış arasında da böyle bir özdeşlik kurulamaz.
🚩 Tam bu noktada “Kim barış istemez?”, “Kim kardeşliğe ve dostluğa hayır diyebilir?”, “Savaş bitsin de nasıl biterse bitsin” biçimindeki gündelik akıl devreye giriyor. Bunlar, insani olarak anlaşılır cümlelerdir fakat siyasal çözümleme bakımından yeterli değildir. Herkes barış isteyebilir ama aynı barışı istemez. İşçinin, sermayedarın, emperyalist gücün, ezilen halkın ve egemen devletin “barış”tan anladığı aynı şey değildir.
🚩 Elbette savaşın sona ermesi ve insanların ölmemesi istenir. Fakat sınıfsal bakış başka sorular sorar: Bu süreç hangi siyasal ve toplumsal ilişkileri değiştiriyor? Kim ne kazanıyor, kim ne kaybediyor? Devletin niteliğinde ne değişiyor? Ezilen halkın hangi hakları güvence altına alınıyor? Emperyalist güçlerin rolü nedir? Sermayenin çıkarları nedir? Emekçi sınıfların örgütlenme ve mücadele olanakları genişliyor mu, daralıyor mu?
https://t.co/WDh0h22m2A
#Perspektif | Neoliberal dönüşüm, sendikal kriz ve yeni emek rejimi
🚩 Sendikal kurumların zayıflaması, eski örgütlenme biçimlerinin sınırlarına işaret ederken yeni bir emek siyasetinin maddi koşullarını da yaratıyor. Fakat bu dönüşüm, kendiliğinden gerçekleşmeyecek. Parçalanmış emek dünyasının ortak deneyimlerini görünür kılacak örgütlere, demokratik mekanizmalara ve sınıfsal bir siyasal perspektife ihtiyaç var.
🚩 21. yüzyılın sınıf mücadelesinin temel meselesi, sendikaların eski gücüne yeniden kavuşması değil, parçalanmış emek deneyimlerinin yeniden kolektif bir siyasal özneye dönüşmesidir. Eğer bu dönüşüm gerçekleşirse, yeni emek hareketi geçmişin sendikal deneyimini aşarak daha geniş bir toplumsal tabana ulaşabilir. İşçi sınıfı yeniden yalnızca üretim alanında değil, yaşamın tamamında kendisini ifade eden bir toplumsal güç haline gelebilir.
https://t.co/3IGEjCPMS1
#Perspektif | Devrimci Yol nostaljinin değil sınıflar mücadelesinin konusudur
🚩 Sorunların olduğu kadar, çözüm arayışlarının da bulandığı, sistemle arasında kalın çizgiler çekmesi gereken alternatif arayışlarının, nitelik bozucu sızıntılara açık hale geldiği bir süreçten geçiyoruz. Niteliğin yerini giderek günü kurtaracak atraksiyonların, biçim ve sembollerin aldığı; güncel üretimin anılarla ikame edildiği bu süreçte artık ihtiyacın doğru tanımı, nelerin yitirildiğinin doğru tanımı ile yakından ilintilidir.
https://t.co/p7jiIxaHWD
Yıldızlar SSS Holding'den ücret ve tazminatlarını alabilmek için Bağımsız Maden İş öncülüğünde 17 gündür direnen ve defalarca saldırıya uğrayan maden işçilerinin mücadelesi bu kez de sendika genel başkanı Gökay Çakır'ın ve örgütlenme uzmanı Başaran Aksu'nun tutuklanmasıyla sekteye uğratılmaya çalışılıyor.
Patronun ve AKP iktidarının saldırılarına karşı direnen işçilerin yanındayız. Emek hakkını alana dek mücadeleyi ve dayanışmayı sürdüreceğiz.
Gökay Çakır ve Başaran Aksu serbest bırakılsın!
Genel Başkanımız Gökay Çakır ve Örgütlenme Uzmanımız Başaran Aksu tutuklandı!
17 gündür Yıldızlar SSS Holding’in gasp ettiği ücret ve tazminatlarımız için direniyoruz. Üç bakanlığın garantörlüğünde verilen sözler tutulmadı. Müfettiş raporu alacaklarımızı tespit etti. Sebahattin Yıldız serbest gezerken Genel Başkanımız Gökay Çakır ve Örgütlenme Uzmanımız Başaran Aksu tutuklandı.
Bu tutuklamalar siyasi iktidarın talimatıyla yürütülen, Yıldızlar SSS Holding’in çıkarlarına hizmet eden, bir sınıf saldırısıdır. Madencinin hakkını savunmak, holdinglerin nasıl büyütüldüğünü anlatmak ve işçilerin ülkeyi yönetenlerle görüşmesini istemek suç değildir.
Yıllarca ruhsatlarla, tapularla ve özelleştirmelerle büyütülen holdingin işçiye borcu ortada. Devlet gücü holdinge karşı işlemezken madenciye gözaltı, soruşturma ve tutuklama olarak dönüyor. Kimin korunduğu da kimin susturulmak istendiği de ortada.
Biz mertçe dövüşürüz. Safımızı gizlemeyiz, sözümüzü eğip bükmeyiz. Madencinin alın terini patrona yedirmedik, yedirmeyeceğiz. Başkanlarımızı yalnız bırakmayacağız.
Mücadelemiz devam ediyor. Halkımızı madenciden taraf olmaya, sendikaları ve bütün işçi sınıfını dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz. Bu kavga hepimizin kavgasıdır.
Yoldaşlarımızı alacağız. Hakkımızı alacağız. Mutlaka biz kazanacağız.
#MadenciMutlakaKazanacak
#Açıklama | Zonguldak ve Düzce’de mevsimlik Kürt tarım işçilerine yönelik ırkçı saldırıların karşısındayız!
Memleketlerinden uzakta, güvencesiz koşullarda çalışmak zorunda kalan ve hakları ödenmeyen Kürt işçilere yapılan bu faşist saldırıları kınıyoruz. Zonguldak’taki saldırıya ilişkin iktidar kanadından yapılan “münferit” açıklamasının dumanı tüterken benzer bir saldırının da Düzce’de gerçekleşmesi yaşananların tekil bir vaka olarak değerlendirilemeyeceğini gözler önüne sermektedir.
Halkımızı bu faşist provokasyonlara karşı uyanık olmaya çağırıyor, saldırıya uğrayan işçilerin yanında olduğumuzu yineliyoruz.
#Perspektif | Türkiye-İsrail gerilimi
🚩 İsrail’in Suriye’de Türkiye’nin askeri kapasitesinin genişlemesinden rahatsız olması gerçek bir stratejik çelişkidir. Ebu Zuhur saldırısının da İsrail’in Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığının genişlemesine ilişkin kaygılarıyla bağlantılı olduğu bildirildi. Saldırının ardından ABD’nin Türkiye, İsrail ve Suriye arasında bir çatışmasızlık mekanizması kurulmasını istediği de aktarıldı.
🚩 Burada Türkiye ile İsrail’in çıkarlarının örtüşmediği açıktır. Türkiye Suriye’de siyasi, askeri ve ekonomik etkisini korumak ve mümkün olduğunca genişletmek istemektedir. İsrail ise Suriye’nin gelecekte kendisine yönelik bir askeri tehdit haline gelmesini önlemek, Suriye’de İran ve diğer rakip güçlerin etkisini sınırlamak ve kendi güvenlik alanını genişletmek istemektedir.
🚩 Dolayısıyla ortada gerçek bir bölgesel rekabet vardır. Fakat burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Rekabet, kopuş değildir. Askeri gerilim, karşıt emperyalist bloklaşma değildir. Diplomatik kriz, kaçınılmaz savaş anlamına gelmez.
🚩 Türkiye ile İsrail’in bölgesel çıkarları belirli alanlarda çatışabilir. Aynı zamanda her iki ülke de ABD merkezli küresel güvenlik ve ekonomik düzenin farklı konumlarında yer almaktadır. Ortadoğu’daki gelişmelerin anlaşılması açısından asıl mesele tam da budur.
https://t.co/SBIElIK7dO
"Devrimci Yol saflarından beni ancak ve ancak ölüm ayırabilirdi. Ki bu da geride mücadelemizi kurtuluşa kadar sürdürecek yoldaşlar olduğu müddetçe, şerefli bir nöbet teslimi olarak, beni hiçbir şekilde korkutacak bir olay değildir."
Mustafa Özenç yaşıyor!
#Perspektif | Kapitalist çürümenin anatomisi
🚩 Eski dünya çözülürken yenisi doğamaz; ortaya çıkan boşluk ise dinselleşme, mafyatikleşme, otoriterleşme, toplumsal şiddet ve kitlesel yabancılaşma biçimleriyle dolar.
🚩 Organize suç yapıları artık kapitalist birikim süreçlerinin organik parçaları haline gelmiştir. Uyuşturucu ticareti, yasa dışı bahis, kara para aklama ağları, inşaat rantı ve siyasal ilişkiler arasındaki sınırlar giderek bulanıklaşmaktadır.
https://t.co/y84Zjj4ACt
Yıldızlar SSS Holding tarafından gasp edilen hakları için direnen Eti Gümüş ve Doruk Maden işçileri dün akşamdan bu yana gözaltında.
Maden işçileri derhal serbest bırakılsın!
Direnen maden işçileri kazanacak!
#Dosya | Venezuela aynasında dünyaya bakma
🚩 Bugün dünya kapitalizmi eski dengelerini kaybediyor. ABD hâlâ dünyanın en güçlü askerî ve ekonomik güçlerinden biri. Ancak Çin'in yükselişi, Rusya'nın yeniden güç kazanması ve başka ülkelerin daha bağımsız ekonomik ve siyasî ilişkiler kurmaya çalışması, ABD'nin Soğuk Savaş sonrası elde ettiği tartışmasız üstünlüğü zorluyor.
🚩 Bu değişim, emperyalizmin sona erdiğini değil, emperyalist rekabetin yeni bir aşamaya girdiğini gösteriyor. Dünya, yeniden paylaşılırken yalnızca topraklar değil; enerji kaynakları, ticaret yolları, teknoloji, madenler, finans ve stratejik bölgeler üzerinde mücadele yürütülüyor. Bu mücadele giderek daha fazla askerî güçle iç içe geçiyor.
https://t.co/Ds3UplV9z1